11 Ağustos 2020 Salı

Bu Dünyadan Bir Aziz Hoca Geçti



Sözlerime nasıl başlasam bilmiyorum. Urfamızın göz bebeği AbdülAziz Kutluay hocam 09 Ağustos 2020 tarihinde covid19 nedeniyle vefat etti. Peki covid19'a nasıl yakalandığını biliyor musunuz? Yardım ettiği yetimler için para toplarken... Senelerdir binlerce muhtaç insana sıcak yemek ve yardım dağıtılmasına vesile olup Urfa aşevinde bizzat çalışan bu güzel insanla dünya gözüyle tanışmak bana da nasip olmuştu. Yazımı nasıl toparlayacağımı bilemiyorum. Yazıp yazıp siliyorum. Benim için zor bir yazı. Emir Allah'ın. Cennette tekrar görüşmek ümidiyle elveda hocam. Ağla Urfam, yetim babası Aziz hoca vefat etti... 

9 Temmuz 2020 Perşembe

Zehre III (Âwdil'in kaleminden)



Merhaba sevgili blog dostları. Zor zamanlardan geçtiğimiz şu günlerde umarım hepiniz iyisinizdir. Daha evvel bu linkte Kıymetli Âwdil kardeşimin kaleminden Zehre'yi okumuştunuz. Kendisi sağolsun yıllar sonra yeniden Zehre'yi kaleme aldı. Noktasına virgülüne dokunmadan burada paylaşıyorum :) Âwdil'e teşekkürlerimle. 

ZEHRE III
Ellerimin içinde derin bir hançer iziyken adın
Ve yokluğun düşlerime prangalı tutsakken ayrılığın
Şehirlerde kimsesiz çığlıkken kaçaklığım
Seni terk ediyorum demek
Riyakar ölümler ile ecele meydan okumaktır
Hoş-çakalı yitik bir veda ederken yüreğim
Bitmeyen hasret sancılarıyla dolduruyorum geceyi
Sokaklar siyaha bürünüyor usuldan
Cellat yüzlü intiharlar âr(d)ında
Kan kırmızı umut gülleri açıyor bahçelerde
Her ölüm kimsesiz olur şimdi
Her türkü üryan bir ağıt
Süphanda münkesir yazgılı benefşe olur ömür
Kimsesizliğinle örselenmiş
Güneşe hasret öylece geçip giden
Bir mevsim olur adımın karşılığı
Sadece kendine mülteci
Kendine sürgün içinde
Saklısında yasaklı kelimeler taşıyan
Dilinde mahrem kelimeler saklayan
Cehennemsi bir hikayedir
Tövbesini bekleyen göğün gergefinde
Kendinden başka bileni olmayan
Hem günah hem günahkar
T-Adı y-aklımda bir yasak elma
Kırılgan bir düş
Gözlerimdeki manadır Zehre
Ben bitmeyen şarkılarla adımlarım sokakları
Cüzzamlı sözler ile kirletirim vuslatları
Yağmurlara günahı yüklediğim gibi
Ben ki,günah kadar siyah
Yani senin renginden başka renk bilmeyen
Bir geçmiş zaman vurgunu
Bitmeyen aşklarım
Ve sana gelmeyen yollarım var
Tükenen hayatların ortasında
Kan emici kabuslarım var benim
Ben ki kendime küs
Gölgenden bile ırak düşmüşüm
Sonsuz bir hayalin kavisinden
Feveran ederken ömrüm
Hüzün vurdu geçmişime-geleceğime
Tecrit yedi güneşim
Gecelerim gözaltında
Bu yüzden zindan kokar ölmelerim
Ve şimdi Zehre
Yetim bir derviş sahipsizliğinde gönlüm
Ölüm sahnelerinde öleni oynayan figüran
Ceplerinden yalnızlık ağıtı acı masallar taşıyan
İçim filisin kadar yaralı
Bir yanımda yarım kalmış oyunlar
Diğer yanımda baskın yemiş şehirler
Dinle Zehre
Ateşe terk edilmiş Urfa gibiyim
İbrahim'i kuşatan ateşlerden geriye kalan
Cürmü kadar yer yakamayan bir köz
Ve bir alevlik dahi dermanı olmayan
Suyunu bekleyen sönmek için
Gör Zehre
Yarım kalmış aşkların demi var bulutlarda
Yıldızlarda zifiri kayboluş matemi
Bense bir bulut özleminde
Yağmurdan türküler dinliyorum
Her yanda hasret,yitiklik,yenilgi
Besmelesiz vuruluyor düşler
Ağustos gülüşlü çocukların koynunda
Kasım yüzlü cellatlarca
Bak ve Dinle
Yetim bir akşamüstü kızıllığında kırdım kalemimi
Solgun gül tebessümü düşlerim
Acılarım ki,adınla hemhâl
Bitsin diyorum bu ömür
Yeterki adın hayat olup
Damarlarımdan boşalsın Zehre
(2020-Yaz)
Âwdil 

3 Mart 2020 Salı

Zehre'nin Yorumu


Bazen bir boşvermişlik gelir insanın üzerine. Her şeyden vazgeçiveresi gelir. Hani böyle ne varsa olduğu yerde bırakıp herkesten ve her şeyden _ardına bakmadan_ uzaklaşma isteği baş gösterir. Film izlerken pause'a basıp durdurduğumuz gibi, hayatın da bir dondurma butonu olsa da basıp biraz dinlensem diye düşünür insan o vakitler. Yaşamak çok güzel. Ama bir o kadar da yorucu... Ve bu yorgunluk anlarında yapılması yetişilmesi gereken tonla iş sizi beklerken, anlaşılmaz bir boşlama yaşamanızı kendiniz de hayretle izlersiniz. Bu hallerinizden güzel etkinlikleriniz ve sevdiğiniz şeyler de nasibini alır maalesef. İşte ben de böyle bir dönemdeyim. Yorgunum. Yazmak istiyor ve fakat yazmaya dahi yetişemeyecek kadar bitkin hissediyorum. Garip bir durum. Ama bazen öyle bir şey oluyor ki, insan kendi kendine "bırakma, kalk tut bi ucundan" diyor. Bu bir blog yazarı için gönülden gelen bir yorumken, bir başkası için bir alo sesidir mesela... 

İşte bir iki gün önce Zehre'nin Gece Nöbetleri adlı yazıma gelen bir yorum harekete geçmek için tetiklenmeme vesile oldu:


"Gel diyorum içimden, derinden, sessizce, Urfaca. Bir bulutum, ama gönlüne yağmur olup yağamam. Affet beni Zehre, ben bu mevsim sensiz ölüyorum." 

İfadenin güzelliğine ve içtenliğine bakar mısınız! Güzel okuyucular, sizler iyi ki varsınız. Eksik olmayın. Daima vâr olun, daima bloğuma yorumlar bırakın. Ki yorgun düştüğümde sizin varlığınızı hissederek kalkayım devam edeyim. Demem o ki:

"Yorgunum; çünkü yorgunluğumun, yaşamak gibi bir anlamı var. Yine de yaşamaktan duyduğum mutluluğun tadına düşmanlarım ulaşamazlar..."

Yeni bir yazıda görüşmek ümidiyle. Umut hep vâr olsun. 

03 Mart 2020 / KONYA / 14.24


2 Aralık 2019 Pazartesi

Zehre'nin Gece Nöbetleri


Bunca vakıttır neredeysense bilmiyem. Dediy geleceğam, bekliyem seni sözıne itimad edıp, e hani, nereyesen? Zaman geçip gidiy. Zaman aktıkhça ben benlikten çıkiyem, görmiysan...

Nice çileler çekhti bu gönül. Nice yükler kaldırdı bu omuzlar. Feket en fenası nedir biliy misen? Güvendıgının güvenilmez oldugını görmakhtır. Zehrem, de hele sen niye bele ediysan? Hani gelecektiy? Hani ellerinle silecektiy ya rüzgarın kurıttıgı yaşları? Gerek kalmadı deyisense haklısan. Zira tükendi bitti. Aka aka kalmadı sinemde yaş. Şimdi bazen bele böğüre böğüre aglamakh istiyem balonu patlamış çocıkh kimin. Feket akmiy. Ömrümün naktı tükenirken gözümün yaşı da tükendi... Gönlümı soriysansa o yanmaklıga devam ediy. Bele köze dönmüş mangal kimin, şıvey şıvey yaniy ha... 

Hani sen biye anlatacakhtiy insanoglı neden bele kötüdır? Hani bölüşecektiy kederımı gamımı? Nerdesen eyleyse? Neden göremiyem yüzını? Sen biye bunı ettikten kelli eller ne etmez Zehrem? Ben nelerle ugraşiyem bi başıma biliy misan? Bir yanımda verdıgı sözden dönenler, diger yanımda kibir kumkumaları... Ne edim? Hangisiyle savaşim sen söyle? Niye bunca vakıt yalnız bıraktiy ki beni? Yorgınam Zehrem, anliysan? Bi ses et, bi el uzat, bitsin şu yılgınlıgım. Gözlerimin feri sönende mi çıkacakhsan garşıma? Ne sebeple bekletiysan yaralı özümı? Gapı çalındı dünegin. Bi açtım ki postacı telgraf getirmiş. Dedim kimdendir? Dedi kimi bekliyorsansa ondandır. Alıp okudım. Biye demişsen ki:

"Zehre, sen gül bahçesinde tecrit edilmiş gül, bense gecenin zemherisinde sensizliğe vurulmuş zul..."*

Dogrı deyisan. Beni tecrite attılar yıllar evvelinde. Yeşeriysem de görünmiyem, soliysem de... Unutıldım herhal tecritte. Neden demiyem artıkh. Kader bele imiş ne edim... Feket sen, sen ne demaga devam ediysen bu nöbetlere? Yüzüne ayaz değende ben senden çok üşürüm bilmiy misen? Kır artık şu zincirleri, ne kendini ne beni zemheride bırakhma! Gönlümü üşütme Zehrem, gel gayrı... 

*Bu sözü adsız bir takipçim Zehre serisinden bir yazıma yorum olarak bırakmış. Son derece etkileyici ve üzerine sayfalarca yazı yazılabilecek bir cümle bence. Sadece yorumda kalmasına gönlüm el vermediği için yazıma alıntıladım. Adsız takipçimin hoşgöreceğini ümid ediyorum. Ve her zamanki gibi bitirelim yazımızı;

Yeni bir yazıda görüşmek dileğiyle. Umut hep vâr olsun... 

02.12.2019 / KONYA /01.15

22 Ekim 2019 Salı

O Beni Dinliyor


Esma okuldan geldikten sonra odasına çekilmiş, kendince günün muhasebesini yapmaktaydı. Bir yandan kahvesini yudumlarken diğer yandan CD çalara ney taksimleri CD'sini taktı. Neyin insanı  ortamdan koparan ve farklı alemlere dalmasına vesile olan o eşsiz sesinden çocukluğundan beri hep etkilenmişti. Onu dinledikçe hücrelerinin rahatladığını, kaslarının gevşediğini hissediyordu adeta. İşte böyle bir ortamda bu sabah okulda yaşananları düşünmeye ve irdelemeye başladı. 

İnsanoğlu diğer tüm varlıklardan farklı yaratılmıştı. Kuşlar uçmayı, arılar bal yapmayı, ördekler yüzmeyi bilerek doğarken; insan her şeyi yaşaya yaşaya, göre göre, yapa yapa öğreniyordu. Ve insan olma çabası da  bu öğrenilenlere dahildi. Her bir insan doğuştan bir takım özellikleri getirse de; bunları iyiye yahut kötüye doğru yürütmek, o yönde geliştirmek kendi elindeydi. Düşündü Esma. Genellikle insanlar hep gördüklerine inanır ve hükümlerini de ona göre verirler. Ancak küçük yaşta olmasına rağmen bunun ne kadar yanlış olduğunu yaşadığı bazı hadiselerle anlamıştı... 

Okulda Esma'yı çok seven, adeta bölüşemeyen iki arkadaşı vardı, Zuhal ve Feride. Esma'nın kalbi  insan olarak her ikisini de sevse de; Zuhal'i kendine daha bir  yakın hissediyordu. Feride Esma'nın Zuhal'e olan bu yakınlığını anlamakta güçlük çekiyor, işin doğrusu onu biraz da kıskanıyordu. Esma durumu her zaman idare etmeye çalışsa da Feride olayı zaman zaman  abartıyor ve haddini aşacak konuşmalara  girişiyordu. İşte bu gün de o konuşmalardan biri olmuştu. Tam bir konu üzerinde konuşuyorlardı ki Feride Zuhal ve Esma'nın daha önceden bu konuda konuşup görüştüklerini, anlaştıklarını, fakat kendisinden olan biteni gizlediklerini zannetti. Aslına bakarsanız böyle sanması için hiçbir sebep yoktu ortada. Olay tamamen Feride'nin suizannından kaynaklanıyordu ve nasıl olur da benden habersiz bu konuyu konuşup ayarlama yaparsınız diye  garip bir çıkış yaptı. Üstelik bunu ilk defa da yapmıyordu! Arkadaşları hatır için onu idare etmeye çalışsalar da bu kadar ileri gitmesi hiç hoş bir şey değildi. Dahası iddia ettiği şeyler gerçekte vuku bulmamış, tamamen onun kafasının içinde olduğunu zannedip senaryolaştırdığı şeylerdi. Bir anda ikisine yönelik konuşmasından vazgeçip Esma'ya dönen Feride, ona garip hislerle bağırmaya başladı Bir taraftan ona yakın hissediyor diğer taraftan onu sorguya çeker gibi bağırıyordu. "Sen nasıl olup da Zuhal'i benden daha çok sevebilirsin, neden kendini ona daha yakın hissediyorsun? Oysa bizim seninle aramızda akrabalık bağı dahi var uzaktan da olsa. O sadece bir okul arkadaşın. Bense hem arkadaşın hem akrabanım. Bana vermen gereken sevgiyi neden ona veriyorsun?!" 17 yaşındaki Esma o zamana kadar bu kadar ilginç bir çıkış yaşamamıştı hiç kimseden ve Feride'nin bu yersiz huzur bozmalarına bir son vermek gerektiğini düşünerek ona şunları söyledi :
"Öncelikle ben bir insan olarak ikinizi de seviyorum fakat kalbim kendisini Zuhal'e daha yakın hissediyor. Bana neden olduğunu soruyorsun. Aslında bu soruyu bana değil kendine sorman gerekirdi. Yine de bunları seni sevdiğim ve önemsediğim için anlatıyorum. Ola ki düşünüp ibret alır ve kendini değiştirme yoluna gidersin. 

Sen her zaman olayların gördüğün kısmına inanıyor ve ona göre hükümler veriyorsun. Beni çok sevdiğini söylüyorsun. Ancak yaşadığımız hiçbir yanlış anlamada bugüne kadar bana neden diye sorup açıklama fırsatı vermedin. Ne zaman yanlış anladığın bir şey olsa karşıma dikilip 'sen bana şöyle yaptın, sen bana şunu demek istedin' diye bağırdın. Zuhal ise yanlış anladığı yahut anlayamadığı bir şey yaşadığında bana gelip bu neden böyle diye samimi bir şekilde soruyor ve açıklamamı bekliyor. Kısacası o beni dinliyor ve peşin hükümlülük yapmıyor. Sense sadece gördüğün şeylere inanıyorsun. Hayattaki en büyük yanlışlardan bir tanesinin gördüğüne inanmak olduğunu kendi hayatımda kaç kez tecrübe ettim. İşin iç yüzü görünenden farklıdır çoğu zaman. Bu nedenle sadece zahire bakarak hüküm veren insanlar çoğunlukta yanılmışlardır. Mesela ben bir konuda evet demeye çalışırım, sen onu zahirde hayır anladığın için sırtını dönüp gidiyorsun. Oysa anlasan ki ben orada sana evet demeye çalışıyorum... Bak Feride seni sevdiğim için söylüyorum bunları. Bu tavrın hem sana hem de etrafındaki insanlara zarar veriyor. Bu tavrın insanı çok yoruyor ve kendin de yoruluyorsun... Lütfen artık vazgeç önyargılarından. Peşin hükümlülüğü üzerinden sıyırıp at ve hayatına yepyeni bir sayfa aç. İnsanlara şüphe ve kötü niyet gözlüğü ile bakmayı bırakıp sevgi gözlüğü ile baktığın zaman her şeyin çok daha farklı olacağını sen de göreceksin!"

Esma bu sözleri biraz da üzülerek söylemişti arkadaşına. Ancak onun hatalarını anlayıp kalan hayatında kendini düzeltmesi, kendine ve etrafındaki insanlara zarar vermemesi için böyle sarsıcı bir konuşmaya ihtiyacı vardı. Ve bugün yaşanan olay o konuşmanın başlamasını tetikleyen unsur olmuştu. Esma tüm kalbiyle arkadaşı için dua edip gerçekleri görebilmesini ve kendini düzeltmek, gitgide daha iyi bir insan olmak için çabalamasını diledi. Belki de Zuhal'i daha çok sevmesinin nedenlerinden biri buydu! Dedik ya hani İnsanoğlu her şeyi görerek ve zamanla öğreniyor diye, Zuhal de zaman içerisinde kendisini çok değiştirmiş, karakterindeki ve yaşamındaki olumsuz yönlerini törpüleyip olumlu yönlerini geliştirmişti. Ve her gün bir öncekinden daha iyi bir insan olmak için çabalıyordu. Bu çabalara yakından şahit olan Esma bunları gördükçe Zuhal'e olan hayranlığı artıyordu. 

Esma kahvesinden son damlaları yudumlarken; kendisi, Zuhal ve Feride için canı gönülden dualar etti. Aralarında geçen konuşmadan aklında sürekli yankı yapan kısım "O beni dinliyor" demesi olmuştu. Dinlemek anlamanın belki de yarısından fazlasıydı! Ve maalesef her insan dinleme erdemine sahip olamıyordu... 

22.10.2019/KONYA /01.43

29 Ağustos 2019 Perşembe

Bugün Benim Doğum Günüm


Şu an saat 00:15. Her ne kadar Sabah Ezanları ile doğmuş olsam da sonuç itibariyle 29 Ağustos girdi, yani bugün benim doğum günüm☺️ 

Evvelki doğum günümden bugüne tabii ki hayatımda değişen şeyler oldu. Acısıyla tatlısıyla bir yılı daha geride bıraktım. Mesela ömrümde ilk kez kemik kırığının nasıl bir şey olduğunu öğrendim. Ki umarım bu ilk ve son olmuştur, bir daha böyle bir şey yaşamam. Ancak zahirde sıkıntılı gibi görünse de bu olayın içerisinde de aldığım pekçok ders ve edindiğim başka tecrübeler oldu. Sonuçta yaşadığımız her şey bir ders çıkarmamız için başımıza geliyor. 

Bunun yanında güzel arkadaşlıklar kurdum elhamdülillah. Yeni filmler izledim, yeni kitaplar okudum, yeni yerler gezdim, yeni bilgiler öğrendim. Malum, yaşımız kaç olursa olsun öğrenmenin sonu yok. 

11 yıl önce başlayan blog yolculuğumda internetten de güzel arkadaşlıklar kurulabileceğini tecrübe etmeye başlamıştım. Ve bu sene bu tecrübeme yenilerini ekledim. Örneğin sevgili arkadaşım Moonlight Cat namıdiğer okuyan ile daha yakın ve güzel bir bağ kurdum bu yıl. O kadar ki ayağımdaki kırık için geçmiş olsun mahiyetinde Türkiye'nin bir ucundan bana hediyeler gönderdi. Hediye bahane düşünülmek şahane☺️☺️

Bazı hatıraları yad ettim. Mesela geçen gün tavan arasına ilk gençlik yıllarımda kaldırdığım bir kutuya eriştim. İçerisinden neler neler çıktı:) Müzik kutuları, hacıyatmazlar, çocukluğumdaki en sevdiğim oyuncağım Fatombik ve bir sürü başka şey... Örneğin:


Bir vakitler pek popüler olan bu resimli minik poşetlerden beğendiklerimi saklardım. 


Eposta çıkmadan önce hayatımızda mektup denen bir şey vardı. Ki ben nasıl severdim mektuplaşmayı. Hâlâ da isterim bir mektup arkadaşım olsun ve onunla görüşeyim diye. 


Bu gördükleriniz mektuplarımdan sadece bir kısmı. Ah ne güzel günlerdi:) 


Ve bir zamanlar hayatımızda böyle telefon kartları vardı :) Jetonu da gördük tabii. Jetondan sonra kart bizim için büyük bir gelişme idi. Şimdi herkesin cep telefonu olduğundan etrafta ankesörlü telefon da göremiyoruz.

Bu senemin en güzel anları tabii ki yeğenlerim Kaymak, Köpük ve biricik kızım canım Arkadaş'ım ile geçirdiğim zamanlardı:)


Yaramaz kızım Arkadaş'a kocaman maşaAllah:) 

Ve yılın ehemmiyetlileri arasına giren gelişmelerden biri de, yıllar sonra yeniden başlamış olduğum öğrencilik hayatımı, okulumdan mezun olarak farklı bir boyuta taşımaktı belki de...

Eğer ömrüm var ise bugün benim için yepyeni bir yıl başlıyor. Hayatımın yıldönümü bugün. Rabb'imden kalan ömrümü geçen ömrümden daha hayırlı ve daha verimli kılmasını diliyorum. Hayırlısıyla umduklarıma nail korktuklarımdan emin eylemesini ümid ediyorum. 

Yeni bir yazıda görüşmek ümidiyle. İyi günümü de kötü günümü de paylaşabildiğim blog dostlarım, iyi ki varsınız☺️🤗 Umut hep vâr olsun. 

29 Ağustos 2019 / KONYA / 00.39

22 Ağustos 2019 Perşembe

Blog Okuma Listemdeki Sorun

Cümleten merhaba, 
Bir süredir blog okuma listeme tıklayıp takip ettiğim blogların eklediği yazıları okumaya çalıştığımda "takip ettiğiniz hiçbir blog yok" yazısı ile karşılaşıyordum. Bu durum beni oldukça şaşırtsa da blogger'dan kaynaklanan geçici bir hata diye düşünmüştüm ve bir süre sonra düzelir diye oluruna bıraktım. Fakat geçen gün tekrar baktığım zaman yine hiçbir bloğu takip etmediğimi görünce çok şaşırdım. Bir şekilde okuma listem sıfırlanmış ve sizlerin yazılarını o yüzden göremiyormuşum ana sayfamda. Hal böyle olunca teker teker yeniden eklemek durumunda kaldım. Şimdi sizleri okumaya ve yorumlamaya geliyorum :) Blog yazmanın en keyifli yanlarından biri de yorumlar değil mi:) Ben de sizin yorumlarınızla mutlu oluyorum. Her daim beklerim☺️ Yeni bir yazıda görüşmek ümidiyle. Umut hep vâr olsun.