URFA GEZİ YAZILARIM-2008 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
URFA GEZİ YAZILARIM-2008 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Şubat 2010 Pazartesi

2008 URFA HATIRALARIM-8 (SON)

Ertesi gün güzel bir cumartesi sabahıydı. Mis gibi bir Urfa kahvaltısının ardından soluğu Anzılha'da aldık. Allah'ım, ne güzel yaratmışsın şu Urfam'ı. Ne izlemeye doyabildim, ne gezmeye, ne de koklamaya. Bütün gün canımın çektiği gibi gezip vakit geçirdikten sonra akşam yemeği için davetli olduğumuz tanıdığımızın (Bahattin Ağabey ve ailesinin) evine gittik. Menüde mercimek çorbası, salata, envai çeşit otlar, Urfa tepsi kebabı, olmazsa olmaz çiğköfte ve ayran vardı; unuttuğum bişey yoksa tabi. Yemeğin ardından sohbete daldık. Halepli Bahçe'de bulunan mozaiklerden ve Göbekli Tepe'den bahsettik. Urfa Tutkunu bir Urfalı bulursa sohbet konusu Urfasından başka ne ola ki:) Vakit ilerlerken zil çaldı ve benim şaşkın bakışlarım arasında künefe geldi. Hakikaten hiç tahmin etmemiştim bunu. Bizim için çarşıdan bir tepsi künefe siparişi vermişler. Ne değişik insanlar, ellerinde ne var ne yoksa misafirin önüne seriyorlar. Allah onlardan razı olsun. Gecenin sonunda, nasipse öbür yıla tekrar görüşmek duasıyla ayrıldık.
Ertesi gün niyetimiz sabah Urfam havasını ciğerlerimize dolu dolu çektikten sonra öğlene doğru yola çıkmaktı. Ancak öyle olmadı. Urfa'daki diğer tanıdığımız arayıp akşam yemeğini yemeden bırakmayacağını söyledi. Yemek için bu defa onlara değil, kayınvalidesinin evine davetliydik. Borani olacakmış yemekte bizim için :) Öyle içten çağırdılar ki reddedemedik. "Akşam değil de ikindin gibi yeyip yola erken çıkalım" dedik, olmaz dediler. Yetişmezmiş. Bilmiyordum ki nasıl bir şey olduğunu. Yapması çok zahmetliymiş. Hatta Urfalılar "Biz borani yapana kadar millet aya çıkar" derlermiş. Hal böyle olunca gün boyu gezdik. Öğlen yemeği için her zamanki gibi Kadir Usta'ya gittik. Yemekleri gerçekten çok leziz. İki yıldır yemeklerimizi sürekli onda yiyoruz. Tatlı sohbeti de cabası. Kadir Usta şimdilerde tv'deki "Yemekteyiz" yarışmasında çıkıyor. İzleyenler görmüşlerdir oradan. Akşam borani yemeye gittik. Ve gördük ki beklediğimize değdi. İlk defa yediğimiz boraniyi çok beğendim. Ayşe Teyze'nin evindeki güzel misafirliğimiz bitince ev halkıyla vedalaşıp yola düştük. İşte en kötü an, en yazmak istemediğim satırlar:( Sürme Gözlüm canım Urfam'dan ayrılık vakti... Ne denir ki artık; lafım boğazımda, yaşım gözümde düğümlendi...

(İlk yayın Tarihi 07.05.2009)

2008 URFA HATIRALARIM-7


Ertesi gün güzel bir kahvaltının ardından Eyyüp Nebi Mahallesi' ne gittik. Eyyüp Peygamber' in makamını ziyaret ettik. Şifalı suyun çıktığı kuyuyu gördük. Sudan şifa niyetine içtik. Ziyaretlerimiz bittikten sonra aşağı kısımda bulunan dükkanları gezdik. Çok güzel kıyafetler ve hediyelik eşyalar var. Urfalı güler yüzlü esnaf da var tabi:)
İşlerimiz bittikten sonra Urfa merkeze geldik. Sokaklarında dolaştık. Balıklıgöl' de çocuklara şeker dağıttık. Sonra çarşılarına daldık:) Gümrük Hanı, Bedesten Pazarı, Ucuzluk Pazarı, İsotçu Pazarı... Çeşit çeşit kumaşlar, pullu tüllü elbiselikler, desen desen margizetler, miss gibi isot, çay, daha neler neler... Birbirinden güzel bakırları söylemeden geçmek olmaz. Cezve, bardak, tepsi, sürmedenlik, mislik, daha sayamayacağım pek çok şey... Üstelik fiyatlar da uygun. Bu arada fiyat demişken, Urfa' da kuruyemişin çok ucuz olduğunu biliyor muydunuz? Öğrendiğime göre yurdumuzun en ucuz kuruyemişi burdaymış ve diğer illerden insanlar gelip yıllık kuruyemiş ihtiyaçlarını alırlarmış. Hakikaten ucuz kuruyemiş. Biz de aldık:)

O gün Urfa sokaklarında gönlümce gezdim, vakit geçirdim. Doydun mu diye sorarsanız, hayır doymadım, doyamadım. Akşam misafirhaneye döndük. Yorgun bir günün ardından biraz dinlenmek iyi gelecekti.

Yeni bir yazıda buluşmak ümidiyle hepinize mutlu günler dilerim.
(İlk yayın Tarihi 10.02.2009)

2008 URFA HATIRALARIM-6

Aslan Baba Türbesini ziyaret etmek için yol kenarına iliştirilen tabeladan içeri döndük. Uzaktan görünen bir yeşil kubbe vardı. Burası olsa gerek diye düşünüp oraya gittik ama varınca gördük ki o kubbe köyün camisinin kubbesiymiş. Etrafta türbe filan yoktu. Caminin dibindeki evden küçük bir kız çocuğu geldi. Çocuğa şeker, toka filan verdik. Adı Fatma. Türbenin yerini sorduk. Türbe köyün çıkışındaymış. Çok şirin bir kızdı. Onunla fotoğraf da çekindim. Namaz kılacaktık ama cami kilitliydi. İmam kilitliyormuş Namaz vakitleri dışında. Fatma eve gidip geldi, "sizi çaya davet ediyorlar" dedi. Tamam deyip eve yöneldik. Evin kayınvalidesi Türkçe' yi anlıyor ama konuşamıyordu. Arapça konuşuyordu. Bize "siz Kuran okumasını bilmiyor musunuz?" dedi. Bildiğimizi duyunca da "o zaman neden Arapça'yı bilmiyorsunuz?" dedi. O kadar utandım ki. Biz Kutsal Kitabımız'ın indirildiği dili bilmiyoruz ne yazık ki:( Çay içilirken Fatma' nın yengesi ile sohbet ediyorduk. Kayınvalidesi bizi çaya davet etmelerini söylemiş. Gelin de "Çağırmayalım. Biz köylüyüz. Gelmezler. Belki bizim pişirdiğimizi yeyip içmezler." demiş. Olur mu hiç öyle şey! Ama kadıncağız kim bilir ne muamele gördü ki böyle düşünmüş. Hepsi de çok tatlı insanlardı. Çok sıcaklar. Bir görseniz misafir rahat etsin diye nasıl çabaladılar. Sırtımıza yastık koyarlar, altımıza minder sererler... Bu olayda şöyle düşündüm. Dinimiz davete icabet edilmesini söylüyor. Eğer bu kaideyi bilmesek, yolumuzdan filan kalmayalım diye girmesek o eve; ne kadar üzülecekti o genç gelin. "Ben demiştim" diye düşünecekti. Sonra bize neden orada olduğumuzu sordular. Urfa'yı sevdiğimizi ve gezmek için geldiğimizi söyledik. Çok şaşırdılar. "Biz olsak bu kadar yolu sırf gezmek için çekmeyiz" dediler. Ama insan tutku sahibi olunca yol filan vız geliyor işte. Ahh Urfam, seni ne çok seviyorum bi bilsen. Her yerde yemek yiyor, su içiyorum. Ama sendeki daha kıymetli. Çünkü senin bağrından çıkıp benim kanıma karışıyor. Her yerde ev var ama sendeki daha kısmetli. Çünkü yıllarca taşı toprağı sende durmuş o evin. Allah ayırmasın ikimizi.Çok güzel vakitler geçirdik onlarda. Ayrılırken tüm bayanları tek tek öptüm, farklı olmadığımızı hissetsinler diye. Fatma' yı yanımıza verdiler, türbeye kadar eşlik etti bize. Yolu tarif etti. Ziyaretten sonra dönerken onu da evine bıraktık.Sonra adı viran kendi viran olmayan Viranşehir'e girdik. Pazar kuruluymuş o gün. Dar yollarda pazarcılar, alışveriş edenler, ve arabayla biz:) Ne maceraydı ama. Allah'tan babam iyi şoför de (maşaAllah) kazasız belasız atlattık hamd olsun. Tarihi Paşa Konağı' na gittik. Şimdi kütüphaneye çevrilmiş. Süper bir bina. Miss gibi tarih kokuyor. Görevli izin verdi içeriyi de gezdik. Kitap okumaya gelen çocuklara şeker verdik. Vedalaşıp ayrıldığımızda vakit gruba dönüyordu. Viranşehir'de gezilecek çok yer olmasına rağmen dikmelerden birine gidebildik ancak. Ve Urfam yollarına döndük. Akşam Urfalı bir tanıdığımıza davetliydik. Yemekte içli köfte, dolmalı köfte, lahmacun, mercimek çorbası, salata ve ayran vardı. Yemek önü ve sonu sohbetleri ise müthişti yine. Gittiğimiz evin hanımı tam Urfalıca konuşuyor. Bazıları kendisini eleştirip "çok kabasın" diyorlarmış. Ne alakası var! Ahh bu insanlar. O kızcağızdaki insanlık, hanımlık kaç kişiye bedel. Ayrıca şivesi o. Bu kabalık değil ki. Hatta bence güzel bile:) Ben o şiveyi öğrenebilmek için aldığım kitaplardan evde ders çalışıyorum. Bunlar hazırdan biliyorlar, ne güzel:) Güzel bir akşamın sonunda vedalaşıp misafirhaneye döndük. Diğer maceralarımızdan bir sonraki yazıda bahsedeyim İnşaAllah.
Yeni bir yazıda buluşmak ümidiyle hepinize mutlu günler dilerim.

(İlk yayın Tarihi 27.12.2008)

2008 URFA HATIRALARIM-5

Ertesi sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra erkenden yola koyulduk. Urfa-Mardin karayolu üzerinde bulunan Viranşehir ve onun sağ tarafında kalan Ceylanpınar' dı bu defa hedef. Önce Ceylanpınar' a gidip dönüşte Viranşehir'e uğrayacaktık. Bu gezide en dikkatimi çeken nokta yollar oldu. Mardin "Açık Hava Müzesi" diye tabir edilen ve Üç Semavi Din mensuplarından da ziyaretçi alan bir yer. Viranşehir de Mardin Yolu üzerinde. Ancak bu yol o kadar bozuktu ki, hızımızı artıramadan gitmek ve çok sarsılmak durumunda kaldık. Ceylanpınar ise Urfam'ın en ücra köşelerinden birinde kalan bir sınır ilçesi. Ama yolu o kadar güzel ve düzgün ki. Ceylanpınar' a yaklaşınca yolun iki kenarında ağaçlar var. Huzurlu, sakin, düzgün bir yol. İnsan kendisini çok iyi hissediyor.
Ceylanpınar, nedendir bilmem, en merak ettiğim ilçelerinden biriydi Urfam' ın. Nihayet varmıştık işte ve soluğu elbette ki ceylan çiftliğinde aldık. TİGEM Ceylan Üretme Çiftliği. Güzel bir mekan. Ağaçlandırması çok iyi. Keklik, tavşan, paçalı tavuk, deve kuşu ve ceylan var. Ceylanlar demir tellerin oldukça uzağında kalıyor. Ama ben kameranın zoom özelliğini kullanarak yakından izleme imkanı buldum:) Öyle şirinler ki. Asaletli, çevik, insanın içine huzur gelmesine sebep olan hayvanlar. Resimleri de vardı, size göstermek isterdim. Ama ne yazık ki eklemek mümkün olmadı. Sanırım blogcu'da genel bir sorun var. Nasip olursa ileride eklerim.
Çiftlik gezimizden sonra arka yoldan direk Ceylanpınar' ın içine çıktık. Evleri, insanları, okula giden çocukları-gençleri izledik. Sınırı da gördük elbette ki. Hani şu her bayram olaylı bir şekilde açılan kapılar var ya, işte orası. Ardından öğlen yemeğimizi yemek üzere bir lokantanın önüne durduk. Güzel ve temiz bir mekândı. Lokanta sahibine yöresel bir şey yemek istiyoruz diye sorduğumuzda patlıcanlı kebap ve frenkli (domatesli) kebap önerdi. Hatta "porsiyonun yarısını patlıcanlı yarısını frenkli yaptırayım ki ikisinin de tadına bakmış olun" dedi. İyi de etmiş böyle söylemekle. İkisi de süper tatlardı. Tepsi kebabının şişe dizilmiş hali gibi düşünebilirsiniz. Yemeğin yanındaki bol köpüklü ayran ve nar ekşili salata da süperdi. Urfam' da salatalar o kadar güzel oluyor ki! Çok renkli ve çok lezzetli oluyorlar. Bu güzel yemeğin yanında isot söğürmesi olmazsa olmaz:) Canınızı fazla çektirmeyim ama gidip yemenizde fayda var:) Pişman olmazsınız.
Burada hazır frenkli kebap demişken şunu da anlatayım. Urfam' da domatese frenk, bibere de isot diyorlar. Seyyar satıcılar sokaklarda iki türlü bağırırlarmış. Önden "domateees, patlıcaaaaan, bibeeeer" dedikten sonra; bunu anlamayanlar için bir de "freeeeenk, balcaaaaan, isoooot" diye bağırırlarmış. Sıcacık Urfam insanı, satışları bile özel:)
Kebaplarımızın gelmesini beklerken lokanta sahibiyle biraz sohbet ettik. Bize "asker ailesi misiniz?" diye sordu. Adamcağız nereden tahmin etsin benim Urfa Tutkunu olduğumu. Söyleseniz kim inanır ki pek çoklarının tayinle bile gitmek istemediği yerlere benim tatilde gönüllü gittiğime? Ama her zaman şunu söylerim, ülkemizin her tarafı bizimdir, her tarafı güzeldir. Ben yedi bölgesine de gittim, gezdim. Lakin Urfam gibisini görmedim. Ve bir kimse Urfa'yı görmeden "ben Türkiye'yi gezdim" dememeli. Herkese tavsiye ederim gidip görmelerini.
Yemekten sonra arabamızı lokantanın önünde bırakıp Ceylanpınar sokaklarına daldık yürüyerek. Lokanta sahibi buralardaki gibi "Çek arabanı, dükkanın önünü kapatıyon" filan demedi. Bilakis, kendisi teklif etti. "Arabanız burda dursun. Ben bakarım." dedi sağolsun. Ceylanpınar'ı bir de yürüyerek gezdikten sonra lokantacıya teşekkür edip ayrıldık ve geri dönüş yolunda sol kolumuzda kalan Aslan Baba Türbesi'ne doğru ilerlemeye başladık. Oradaki maceralarımızı da bir dahaki yazıda aktarayım İnşaAllah.
Yeni bir yazıda buluşmak ümidiyle hepinize mutlu günler dilerim.

(İlk yayın Tarihi 25.12.2008)

2008 URFA HATIRALARIM-4

Hilvan'ın girişinde bir petrolde ihtiyaç molası verdik. Görevliye de gitmek istediğimiz yerlerin listesini verip, tarif etmesini rica ettik. Ancak yazık ki tarihi mekanların çoğu tarih olmuş. Nereyi sorduysak "o artık yok, o artık yok" dedi amca. Mesela kara curun taşı. Urfa efsanelerinde de geçer. Ben bu taşı çok merak ediyorum ve görmek istiyordum. En son bir kalıntısı varmış, onu da bir müzeye götürmüşler. Tarihe karışmış yani tam anlamıyla. İki dakikalığına yol sorduğumuz bu amca, öğle yemeği olarak kendisine gelen lahmacunu bize ikram etti:) Urfalılar'ı seviyorum.
Petrolden ayrılıp Hilvan merkeze gittik. Hilvan'ın Ovacık Köyü'nde (manevi) kardeşim {Hilaloğlu} ve ailesi yaşıyor. Gezimiz bitince onlara gidecektik. Kardeşim "Hilvan'ın merkezine gelince haber et." demişti. Ben yol tarif etmek için soruyor sanmıştım. Meğer o bizi karşılamak için köyden kalkmış, ilçe merkezine gelmiş. Urfa insanlarındaki misafir sevgisini anlamak zor. Misafiri karşılamak için o kadar yol gelmiş,sağolsun. O önde biz arkada köye vardık. Kardeşimin ailesi de kendisi gibi müthiş insanlar. Misafir seven, sıcacık, sevgi dolu kimseler. Bizim için horoz kesmişler. Bir dünya hazırlık yapmışlar. Öyle bir ağırladılar ki, ancak o kadar olur. Zaten insanın zihni uyuşuyorsa, yemek içmek bahane. Hani kahve sohbet için bahane derler ya, onun gibi. Orda mükemmel bir gün geçirdik. Akşam Urfam'a mecbur dönmemiz gerekiyordu. Kardeşimin ailesi orada kalmamız için çok ısrar ettiler ama, dönmeye mecburduk. Bu arada acı sevdiğimizi görünce kendi yetiştirdikleri isottan koca bir poşet de onlar hediye ettiler. Bu sene isottan yana kısmetim açıldı:) Bu mükemmel günün ardından Urfam'a döndük. Gecenin o saatinde ver elini Balıklıgöl. Hazreti İbrahim makamı ziyaret edilmeden olur mu hiç? Ardından misss gibi sıcacık künefe. O saatte yenilen yemeğe Konyamız'da yat geberlik denir:) Ama muhatap künefeyse, hayır denmez saat kaç olursa olsun:) Öyle değil mi...
Güzelce dinlendik ve ertesi sabah Bozova yollarına düştük. Bozova, hakikaten adı gibi boz bir ova. Atatürk Barajı'na gittik. Allah'ım, o ne büyüklük, o ne ihtişam! Ziyaretçiler için ayrılmış seyir kısmından barajı bir güzel izledikten sonra yola koyulduk tekrar Bozova' ya doğru. Yolda bir fırından tırnak ekmek aldık. Kahvaltılıklar hazır. Arabada çay da var zaten. İnce kahvaltımızı ederek Yaslıca Belediyesi' ne geldik. Barajdan Bozova'ya dönerken sol kolda kalıyor. Girişinde "turizm beldesi Yaslıca" yazıyordu. Bir de Hayal Parkı varmış. Merak ettik, girdik. Ara, ara, ara... Hayal Parkı gerçekten hayal herhalde:) Bir türlü bulamadık. Ama geze geze Fırat'a çıktık. Çok yerde görmediğim renk ve güzellikteydi Fırat. Ahh Fırat, sen bir başkasın. Hem sıcaksın, hem soğuk. Hem fıkır fıkırsın, hem durgun. Hem en iyi dostsun, hem düşman gibi bakmaktasın. Sana bakarken ürpersem de, seni seviyorum. İnsanın derdini dinliyor, akıntına karıştırıp alıp gidiyorsun.
Fırat seyri, tüm bu yorgunluğa değdi. Çarmelik Kervansarayı'nı sorduk yolda bir amcaya. "Onun yerinde yeller eser. Bir yıkıntı oldu. Hem çok uzakta. Gittiğinize değmez." dedi. Ben her şeye rağmen görmek istiyorum ama, babam direksiyon sallamaktan bitap düştü. Ona kıyamadığımdan ses etmedim ve "dönelim" dedim. Soluğu Urfam'da aldık. Akşama Urfalı dostlarımızdan birine tepsi kebabı yemeye davetliydik:) Bu süper bi tat. Patlıcan, domates, isot ve kıymanın muhteşem uyumu. Ardından (kusura bakmayın) Şıllık tatlısı. Tadı güzel ama ah bir de adı güzel olsaydı. İnsan söylerken utanıyor. Bu güzel yemeklerin yanındaki eşsiz sohbet ise her şeyin üstünde. Bol keyifli, bol eğlenceli, bol gülmeli bir gece geçirdik. E artık iyi bir uykuyu hak ettik değil mi:) Urfalı dostlarımızın kızgınca söylenmeleri arasında yola düştük ve misafirhaneye ulaştık (onlar orada dururken otel, misafirhane gibi yerlerde kalmamızı ayıp karşılıyorlar). Güzel Urfam'ın güzel insanları... Ahhh, yaza yaza hasretim depreşti yine. En iyisi şimdi gitmek. Devamı yeni bir yazıda olsa daha iyi olacak.
Yeni bir yazıda buluşmak ümidiyle hepinize mutlu günler dilerim.

(İlk yayın Tarihi 23.12.2008)

2008 URFA HATIRALARIM-3


Ertesi gün erkenden kahvaltımızı edip yola düştük. Önce Siverek' e vardık. Siverek benim en merak ettiğim ilçelerinden biriydi Urfam' ın. Diğer ilçelere kıyasla bir hayli gelişmiş. Yüksek apartmanlar, yeni yapım binalar, güzel dükkanlar... Siverek'te Ulu Cami' yi ziyaret ettik. Tarihi bir yapı. Hele bahçe kapısı çok ilginç. Hani belediyenin yere döşediği kemik taşlar olur ya, yapısal olarak onlara benziyor. Tamamen taş bir kapı. İlk gördüğümde çok şaşırmıştım. Hükümet Konağı ve Gazi Paşa İlköğretim Okulu da tarihi binalar arasında yer alıyor. Siverek sokaklarında şöyle bir geziyoruz. Çarşısında allı pullu eşarplar, göz kamaştıran kumaşlar var. Halkın çoğu Kürtçe konuşuyor. Ve pek çok dükkandan Kürtçe şarkı sesleri yükseliyor.
Eeeee Siverek' e gelip de peynir almamak olur mu; bıkıp usanmadan peynir satacak bir dükkan arıyoruz. Peyniri tenekeyle toptan satmaya alışmış olacaklar ki, sorduğumuz yerler hep "tenekeyle mi alacaksınız?" diyorlar. Hatta bir tanesi ne sorduğumuzu anlayamıyor. Dükkan komşusu ona Kürtçe tercüme edince, "peynir yok" diyor. Perakende peynir satan bir dükkanı nihayet buluyoruz:) İlginç ve ufak bir dükkan. İçinde peynir ve margizet var sadece. Margizet Urfalı hanımların örttüğü mor eşarp. Hani sınır bayramlaşmalarında ya da diğer zamanlarda haberlerden görmeye alışkın olduğumuz, bilirsiniz. Siverek peynirini tadıyor ve alıyoruz. Bizim burada satılanlara hiç benzemiyor:) Galiba her şeyi yerinden almak lazım. Çok aradık, yorulduk ama peynir bu uğraşa değdi doğrusu. Siverek gezimizin hitamında bir Kur'an Kursu'nun düzenlediği kermese denk geliyoruz. Oradan aldığımız içli köfteleri yerken Hilvan yollarına düştük bile. Köfte bitiyor, dilimde "Siverek sularına..." diye Delalım'ın çağrıştığını farkediyorum. Güzel bir günde vakit öğlene dönerken kendimizi Hilvan'da buluyoruz.
Hilvan hatıraları da nasip olursa bir sonraki yazıya kalsın. Yeni bir yazıda buluşmak ümidiyle hepinize mutlu günler dilerim.

(İlk yayın Tarihi 19.12.2008)

2008 URFA HATIRALARIM-2

Soğmatar' a ulaşmamız biraz zaman aldı. Ne yazık ki yolları da çok iyi değil. Köyün yeni adı "Yağmurlu" imiş. Ama tarihi adı Soğmatar. Taşımalı eğitim var köyde ve civar köylerden çocukları getiren bir sürü minibüs vardı. Okulun paydos etmesini bekliyorlardı. Okula yakın bir evin önünde durduk ve bahçede oturan çocuklara tarihi eserlerin yerini sorduk. Evin kızı Emine, kardeşleri ve halasının çocukları ile bize rehberlik etti.Tarihi mekanları, kabartma heykelleri, yazıları, tapınakları ve Hazreti Yakup Kuyusu' nu ziyaret ettik. Urfa'da bir tarih yatıyor. Soğmatar' da bir tarih yatıyor. Ama başında ne bekçi var ne de koruyucu... İnsanın içinin sızlamaması işten değil. Tarih yok olmaya terkedilmiş.
Emine' nin annesi bizi çaya davet etti. Halası ve eniştesi de vardı. Ve tabi bir sürü çocuk :) Çay içip sohbet ettik. Aç mısınız diye sordular hemen. Ahh Urfam insanları... Sizi seviyorum.
Onlarla vedalaşıp yola koyulduk ve Akçakale Yolu'ndaki Aygün Market'e vardık. Market dediysem adı bu. Aslında şirin bir köy bakkalı. Geçen yıl bu bakkala uğrayıp maden suyu almıştık. 11-12 yaşlarında Hüseyin adlı bir çocuk vardı. "Siz misafirsiniz" demiş; bir türlü para kabul etmemişti. Ne kadar zorladıysak da çocuğa para aldıramamıştık. Bu yıl vefa olsun diye ona uğradık tekrar. Evleri de hemen bakkalın arkasında. Aile bizi zorla yemeğe alıkoydu. Yumurtalı çiğ köfte, kıyma soslu pirinç pilavı, cacık, karışık mevsim salatası, yoğurt çorbası ve yufka ekmeğinden oluşan zengin bir menü vardı. Hüseyin' in annesi, ablası, babaannesi ve kızkardeşleriyle tanıştık. Babam ve babası da bakkalda oturdular mecburen. Çünkü bakkal tam yol üstünde ve kapatmak için erken bir saatti. Aile öyle sıcak, öyle sevecen ki... Sohbet muhabbet vaktin nasıl geçtiğini anlayamadık. Urfam'da bir dost ailemiz daha oldu. Sohbet arasında "acı sever misiniz?" diye sordular. "Sevmez olur muyuz? Biz ailece acı düşkünüyüz. ama Urfa' nın bu biberi (ki adına isot diyorlar. Yanlış anlamayın, kurusuna değil; biberin yaş haline isot diyorlar. Çarlistondan küçük dolma biberden büyük değişik süper bi tat) ne yazık ki bizim orda yok." dedim. Giderken bir baktık bizim için kendi yetiştirdikleri isottan koskoca bir torba hazırlamışlar. İçine yarım kilo kadar kuru isot ve yarım kilo kadar da çay koymuşlar. Ah Urfam' ın ince gönüllü, düşünceli insanları... Dünya sizi anlasa ne iyi olurdu...
Yeni bir yazıda buluşmak ümidiyle hepinize mutlu günler dilerim.

(İlk yayın Tarihi 15.12.2008)

2008 URFA HATIRALARIM-1

Bu yıl 09 - 16 Kasım tarihleri arasında Urfam'daydım. Tutkumun on ilçesinden yedi tanesine gittim. Geçen yıl da diğerlerini görmüştüm. Dolayısıyla görmediğim ilçesi kalmadı. Merak edenler için sıralayayım:
1.Akçakale
2. Birecik
3. Bozova
4. Ceylanpınar
5. Halfeti
6. Harran
7. Hilvan
8. Suruç
9. Siverek
10. Viranşehir
Bu yıl Akçakale, Suruç ve Halfeti hariç diğerlerinin hepsini gezdim. Çok sıcak insanlarla tanıştım. Hamd olsun yine hep İbrahimîler' le karşılaştım. Urfalılar der ki, Urfa' da iki çeşit insan olurmuş; İbrahimîler ve Nemrudîler. Bana hiç Nemrudî denk gelmedi şimdiye kadar. Bundan sonra da gelmemesini diliyorum Rabb' imden.Harran' da Ulu Cami ve Harran Üniversitesi kalıntıları, Harran İç Kale kalıntıları, Sin Mabedi, tarihi Harran evi ve Hayat El-Harrani Hazretleri' nin türbesini ziyaret ettim. Giderken Konya' dan bir kutu dolusu şeker almıştık yanımıza. Urfa' da çocuklara dağıtırız düşüncesiyle. Yolda her gördüğümüz çocuğa durup şeker verdik. Maddi değeri belki 20-30 kuruş. Hadi en fazla bir lira olsun. Ama o küçücük şekere o çocukların gözünde yanan sevinç, ışık yok mu; dünyalara değer. Sırf bu sevinci görmek için, bu mutluluğu tatmak için gitmeye değer. Urfam'ın mazlum, yoksul ama adam gibi adam çocukları... Hepsini kucaklayasım geliyor...Harran'dan sonra Şuayb Şehri' ne gittik. Geçen yıl orda çok fakir bir aile bizi misafir edip yemek ve çay ikram etmişlerdi. Yemek dediğim domates, isot ve yufka ekmeğinden ibaret. Başka bir şeyleri yoktu çünkü. Ailenin geçimini sağladığı bir adet tavukları vardı. O tavuğu bizim için kesmek istemişlerdi. Evin babası ikide bir "Sizi misafir olarak bize gönderen Allah'a şükürler olsun." diyordu. Allah'ım, bunlar nasıl insanlar böyle! Fakirler ama hala ellerindeki her kuruşu misafire sermek istiyorlar.Biz de bu yıl bir vefa göstergesi olsun diye onlara tekrar ziyarete gittik. Evde kimse yoktu. Diğer köylülerden öğrendik ki pancar işi için bir iki aylığına Hatay'a gitmişler. Yan komşuları (aynı zamanda geçen yılki amcanın erkek kardeşi) bizi eve alıp çay ikram ettiler.Sonra tekrar yola koyulduk. Ver elini Soğmatar. Soğmatar' da yaşadıklarımızı da bir başka yazıda paylaşayım. Ancak Urfam'a gitmek isteyenlere ışık olsun diye yazmak istediğim bir iki yer daha var. Harran' dan çıkıp Şuayb Şehri yoluna düştüğünüzde sağ tarafta sıra sıra dizilmiş Çoban Mağaraları' nı göreceksiniz. Onu birazcık geçince yine sağ kolda Harran Bazda Mağaraları var ki kesinlikle görmeden geçmeyin. Devasa mağaralar. Allah' ın kudretine hayran kalacaksınız bir kez daha. Yola devam ederken fî tarihinde İpek Yolu' ndan üzümlerin taşındığı ve develerle üzüm taşıyan kervanların uğradıkları tarihi Han El Ba'rür Kervansarayı' nı göreceksiniz. Yine sağ kolda bu da. Bu yerlere uğramadan sakın geçip gitmeyin derim.Yeni bir yazıda buluşmak ümidiyle hepinize mutlu günler dilerim.(NOT: Saygıdeğer SABRİ TEMEL büyüğüm, resmi almanıza ve sitenize koyacak olduğunuza sevindim. Ben de bloğunuza ve kalaboynu' na yorum yazmaya çalışıyorum ama uzun zamandır muvaffak olamadım. Blog sayfanızda sorun yaşıyorum. Ama sürekli ziyaret ediyorum. Bilmenizi istedim. Saygılarımla.)

(İlk yayın Tarihi 29.11.2008)