sabır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sabır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Şubat 2025 Çarşamba

Sırrın Gamına Merhem


<Gönlümün küllü çiçeği, 
Nasılsın? Duydum ki yüreğin daralmış. Duydum ki benim hiç kıyamadığım o güzel gönlünü yormuşlar/üzmüşler. Sana ne desem ki? Aslında söyleyeceklerimi ve bunların doğru olduğunu sen de pekala biliyorsun. Ama işte insan yüreğine söz geçiremiyor bazen. Hakikati bilse dahi üzülmemeyi başaramıyor. Olsun be. Ben sararım yaralarını. O güzel gözlerindeki pusu söker alırım. Sen üzülme. Bak dinle beni:
Duydum ki dostum dediğin insanlar seni incitmişler. Sen özveri göstermişsin hep. Lakin son zamanlarda onlardaki kopuşu sezmiş, dahası görmüşsün. Sormuşsun ufak ufak. Ve fakat çağrılarına hakiki bir cevap alamamışsın. İnanmak istememişsin başlarda. Konduramamışsın. Yok canım olmaz, arada yılların hukuku var, yapmazlar demişsin. Hoşgeldin gülüm. Umutları en yakınları tarafından çöpe atılanlar kulübüne hoş geldin. Ahhh kıyamam ben sana. Geçen gün internette tevafuken bir yazı çıktı karşıma. Diyordu ki yılların emeği boşa gitti deme. Böyle olmamalıydı deme. Ah vah edip dövünme. Bırak emeklerin boşa gitsin. Bırak yıllardan geriye tutacağın bir şey kalmamış olsun. Salıver. Yol ver gitsinler. Böyle olması senin gerçek yeni başlangıçlar yapman için en güzelidir. Buna benzer şeyler söylüyordu. Haksız mı gülüm? Artık samimiyet yoksa ortamda, senin özverini hiçe sayıyorlar ve sadece görev bilinciyle seninle görüşüyorlarsa, sana başka birbirlerine başka davranıyorlarsa, dahası dost sıfatının içine sığmayacak hesaplar peşine düşmüşlerse; bırak görüşmesinler. Zira bu görüşmeler sana fayda değil zarar getirir. Bir de şu var. Hani derler ya kalpten kalbe bir yol vardır diye. Bu söz yüzde yüz doğru emin ol. Bir farklılık seziyorsan boşuna değildir. Hislerine güven. Karşındakinin kalbindeki muhabbet sana aktığı gibi, kopuş da akar. Zorlama gülüm. Konyamızda ne denir bilirsin. Salıvır. Yürekleri senin için atmıyorsa bırak gitsinler. Ve sakın üzme kendini. Üstad Bediüzzaman'ın dediği gibi "kırılacak şişe hükmündeki camlara elmas kıymeti verme". Senin yüreğindeki yıldızları görmüyorlarsa eğer, bil ki uzaklaşmak en iyisidir. Sakın gamlanıp neden böyle oldu deme. Eğer böyle olduysa bu senin kötülüğüne değil, bilakis Rabb'in seni koruduğu içindir. Kıyamam ben küllü sevdama. Uykuyu durağı kaybetmeyi bırak hemen. Sen Rabb'im'in sana bahşettiği o üç muhteşem gülü kokla ve gerisini salıvır gitsin. Güzel Konyamızın literatüründe her duruma teselli bir söz vardır. Ne denir bilirsin, "Hatıbınan Gödene, uğurlar olsun gidene." Hadi şimdi gülümse de içime su serpilsin. Senin gözlerin gamlı olunca benim yüreğime sisler çöker. Göz gözü görmez o vakit içimde. Sen gül ki benim de içimde güller açsın gülüm. >
dedi ve kalemi yavaşça masaya bıraktı. Günler, aylar, yıllar geçiyor; ama o hala sevdiceğiyle sahibine ulaşamayan mektuplar aracılığıyla görüşüyordu. Ya da daha doğrusu görüşemiyor ve fakat kalpten kalbe bir bağ kuruyordu. Ne olacaktı bu işin sonu?... 

12 Şubat 2025 / KONYA / 02.00

3 Mart 2020 Salı

Zehre'nin Yorumu


Bazen bir boşvermişlik gelir insanın üzerine. Her şeyden vazgeçiveresi gelir. Hani böyle ne varsa olduğu yerde bırakıp herkesten ve her şeyden _ardına bakmadan_ uzaklaşma isteği baş gösterir. Film izlerken pause'a basıp durdurduğumuz gibi, hayatın da bir dondurma butonu olsa da basıp biraz dinlensem diye düşünür insan o vakitler. Yaşamak çok güzel. Ama bir o kadar da yorucu... Ve bu yorgunluk anlarında yapılması yetişilmesi gereken tonla iş sizi beklerken, anlaşılmaz bir boşlama yaşamanızı kendiniz de hayretle izlersiniz. Bu hallerinizden güzel etkinlikleriniz ve sevdiğiniz şeyler de nasibini alır maalesef. İşte ben de böyle bir dönemdeyim. Yorgunum. Yazmak istiyor ve fakat yazmaya dahi yetişemeyecek kadar bitkin hissediyorum. Garip bir durum. Ama bazen öyle bir şey oluyor ki, insan kendi kendine "bırakma, kalk tut bi ucundan" diyor. Bu bir blog yazarı için gönülden gelen bir yorumken, bir başkası için bir alo sesidir mesela... 

İşte bir iki gün önce Zehre'nin Gece Nöbetleri adlı yazıma gelen bir yorum harekete geçmek için tetiklenmeme vesile oldu:


"Gel diyorum içimden, derinden, sessizce, Urfaca. Bir bulutum, ama gönlüne yağmur olup yağamam. Affet beni Zehre, ben bu mevsim sensiz ölüyorum." 

İfadenin güzelliğine ve içtenliğine bakar mısınız! Güzel okuyucular, sizler iyi ki varsınız. Eksik olmayın. Daima vâr olun, daima bloğuma yorumlar bırakın. Ki yorgun düştüğümde sizin varlığınızı hissederek kalkayım devam edeyim. Demem o ki:

"Yorgunum; çünkü yorgunluğumun, yaşamak gibi bir anlamı var. Yine de yaşamaktan duyduğum mutluluğun tadına düşmanlarım ulaşamazlar..."

Yeni bir yazıda görüşmek ümidiyle. Umut hep vâr olsun. 

03 Mart 2020 / KONYA / 14.24


24 Şubat 2019 Pazar

Yavuz'un Öyküsü


Her insan dünyada çeşit çeşit imtihanlar ile sınanır. O da pek çeşitli sınavlardan geçmekteydi. Öyle ki bazen kendisini dibin dibine vurmuş gibi hissediyor ve bulunduğu noktadan asla çıkamayacağını zannediyordu. Böyle anlarda kendisine hatırlatması gerekirdi ki hayat devam ediyorsa ümit de devam etmektedir. Ne diyeceksiniz işte, insanoğlu. Adı üstünde "nisyan" kökünden gelmektedir. Yani unutmaya pek bir meyillidir. Oysa çöktüğü dipten çıkmanın yolu bazen minik bir kediciğin gülüşünde, bazen esen rüzgarla kıpırdayan bir yaprakta, bazen de ekilen bir tohumun yeşermesinde gizlidir. Kainat kitabına boş gözlerle değil de okumak maksadıyla baktığında Cenab-ı Hakk'ın her yerde olduğunu ve ümidini daima diri tutman gerektiğini hatırlarsın. Unutsan da hatırlarsın...

İşte Yavuz böylesi zor günlerden geçerken hayatın gayesini unuttuğu için hataya düşüyor, kurtulmaya çalıştıkça daha beter batıyordu. Zira bir sözde de ifade edildiği gibi "Ne sebeple olursa olsun hatanızın üzerinde kara kara düşünmeyin. Temizlenmenin yolu çamurda yuvarlanmak değildir."* Ne yazık ki son günlerde Yavuz'un yaptığı tam olarak buydu! Kurtulmayı canı gönülden istiyor fakat yanlış yöntemler uyguladığı için iyice dibe batıyordu. Buna rağmen kalbinin derinliklerinden inanarak dua etmeyi asla bırakmamıştı. Mütemadiyen bu durumdan çıkmasına yardımcı olacak bir kurtarıcı için yakarıyordu. Bu kurtarıcı bazen bir insan olur bazen bir olay ya da bambaşka bir şey... Yavuz'a gönderilen kurtarıcı ise bir sağlık problemi olmuştu. Zahiri manada bir sorun gibi görünse de hakikatte tam bir rahmetti. Başına gelen bu sağlık imtihanı vesilesi ile unuttuklarını hatırlıyor, duruyor, duruluyordu.

Yavuz'un hayatta öğrendiği en önemli derslerden biri; hiçbir şeyi ilk bakışta göründüğü anlamı ile değerlendirmemekti. Ve işte bugün yine bu dersi tekrar etmişti. Bu pencereden bakınca başına gelen sıkıntıya üzülmüyor bilakis hamd ediyordu.

Insandı. Yaşı kaç olursa olsun daima öğrenecek bir şeyleri vardı. Bugünlerde aldığı en önemli derslerden biri (sözde değil özde) olanda hayır olduğu idi. Maddi ve manevi ne varsa fazla olan, her birinden teker teker kurtuluyor; hayatını ve zihnini sadeleştirdikçe rahatladığını hissediyordu. Bu aralar kalbine ve zihnine sık sık fısıldadığı sözcük

"Elhamdülİllah" idi.

Gösteren'e, İdrak Ettiren'e, Kurtaran'a Elhamdülİllah...

24 Şubat 2018 / KONYA / 23.54



*Aldous Huxley