27 Şubat 2010 Cumartesi

KEREVİZ KIZARTMASI


Biraz yoğunluk biraz yorgunluk derken arşivimde tarifler birikti. Bunlardan bir kaçını bari yayınlayayım dedim. Kereviz kızartmasını sevgili iç ses'te görmüştüm. Açık konuşmak gerekirse "kokar herhalde, güzel olmaz" diye düşünüyordum. Ama merak ettim ve denedim. O akşam babam yemekte ne var diye sordu. "Kereviz kızartması" deyince (Allah günah yazmasın) yüzü ekşidi çünkü kereviz kokuyor diye önyargılıydı =) Sonra sofraya bir oturduk ki babam ard arda götürmeye başladı =) Ben yerken yoğurt da aldım yanına. Belki limon sıkarak da güzel olabilir. Karnabahar kızartmasını andıyordu ve kokmuyordu. "Immmm vazgeçilmez bir tat" demesem de "oooo beklediğimden çok daha güzel olmuş" dedim. Deneyin zararlı çıkmazsınız. Sevgili iç ses'e teşekkürlerimle işte tarifimiz:


Malzemeler:

* 1,5 küçük boy kereviz
* Kızartmak için yağ


Hamuru için:

* 1 yumurta
* 1 çay bardağı süt
* biraz tuz
* Çay kaşığının ucuyla karbonat
* Un (kek hamurundan biraz daha akışkan bir hamur olacak)

Kerevizleri temizledikten sonra yarım santim incelikte yuvarlak yada yarım ay şeklinde dilimleyin. Hazırladığınız hamura bulayın ve kızartın. Afiyet olsun.

LAZANYA


İlk lazanya denemem Sevgili Handenur'un beşamel sos ve Sevgili Naile'nin iç harç tarifi ile oldu. Ailece çok sevdik çok beğendik. İşte tarifimiz:

Malzemeler:
* 12 yaprak lazanya (sayı pişirme kabınızın büyüklüğüne göre değişebilir, ben Barilla lasagne kullandım).
* 1 su bardağı kaşar peyniri

Beşamel sos için:
* 2 yemek kaşığı tereyağı
* 4 yemek kaşığı kadar un (azar azar ekleyin, topaklanır fazla gelirse eklemeyi kesin)
* 3 su bardağı kadar süt (ayrandan biraz daha koyu kıvamda olacak, lazanyayı yumuşatması için normal beşamel sostan biraz daha sıvı olmalı)
* tuz, 1 tatlı kaşığı karabiber

Kıymalı harç:
* 300 gr. kıyma
* 1 büyük soğan
* 2 diş sarımsak
* 1 silme yemek kaşığı domates salçası
* 2 domates (ben kullanmadım, bunun yerine biraz biber salçası koydum)
* tuz, karabiber,pulbiber,sıvıyağ


Yapılışı:
Kıymayı biraz yağ ile kavurmaya başlayın. Suyunu bırakıp yarısını çektikten sonra yemeklik doğradığınız soğanları ekleyin. Soğanlar solduktan sonra salçasını ekleyip kavurun. Sarımsağını ekleyin. Küp küp doğradığınız domatesleri ekleyip domatesler pişene kadar ağzını kapatıp bekleyin. Domatesler piştikten sonra altını kapatın.

Aynı anda beşamel sosu da hazırlayın. Tereyağını eritip çırpma teli ile karıştırarak unu ekleyip kısa bir süre kavurun. Un topak topak olursa sütü eklediğinizde de çözülmez, tereyağının içinde erimiş sıvı bir un kütlesi olması gerekir. Karıştırmaya devam ederek sütü azar azar ekleyin. Göz göz olana dek karıştırarak pişirin. Tuz ve karabiberi de ekleyin. Soğumaya başladıkça katılaşacağını da hesaba katarak çok koyu kıvamlı olmayan sosunuzu hazırlayın.

Beşamel sos ve kıymalı iç sıcakken yemeğimizi hazırlayacağız ki lazanyalar yumuşasın, çünkü lazanyaları haşlamadan kullanacağız.

Ben dikdörtgen borcam kullandım. Diklemesine yan yana üç lazanya tam sığdı. Borcama bir kepçe beşamel sostan yayıp bir kat lazanya serin. Lazanyanın üzerine kıymalı içten ince bir kat olacak şekilde eşit olarak yayın. Onun üzerine tekrar bir kepçe kadar beşamel sostan dökün. Tekrar lazanya koyarak iç harç bitene kadar bu sırayla işlemleri tekrar edin. En üste bir kat lazanya serip sadece beşamel sosun kalanını dökün. Üzerine rendelenmiş kaşar peyniri serpiştirip fırına verin. Kaşarlar kızarana kadar pişirin. Afiyet olsun.

Naile ve Handenur'a teşekkürler.

SOSLU KIZARMIŞ BALIK


Balığı çok severim ama sulu pişmiş ya da buğulama tarzı balıkları (kokudan dolayı) yiyemiyorum. Balığın kıtır kıtır olanı makbuldür bence. Son zamanlarda ailece somon balığını çok yemeye başladık. Genellikle ya tost makinasında ya da teflon pilav tenceresinde hiç yağsız olarak nar gibi kızartıp yerdik. Ve balığı tuzlayıp zerdeçal serperek yapıyorum bu tarifi. Un vs... yok.


Batı Karadeniz turuna katıldığımda Amasra'da yediğim o enfes balığın tadını hâlâ unutamadım. Balıktan ziyade börek gibiydi adeta :) Bir harca bulayıp kızartmışlardı. Bu harcın neler olabileceğine dair çok araştırma yaptım internetten. Ancak bulamadım. Eğer böyle bir tarif bilen varsa bunu paylaşırsa sevinirim.


Soslu balık tarifi ararken oburkedi diye bir site buldum. Oradaki tarifle somonları kızarttım. Çıtır çıtır güzel bir balık oldu. Her zamanki gibi gün ışığından mahrum bir saatte yapılınca, fotoğrafları da güzel çıkmadı. Orijinal tarife buradan ulaşabilirsiniz. İşte tarifimiz:
Malzemeler:
* 8 parça (yaklaşık yarım kilo) kılçıksız beyaz balık

Hamur için
* 1/2 bardak un
* 2 çorba kaşığı mısır unu
* 1 çay kaşığı kırmızı toz biber
* 1 çay kaşığı köri (ben kullanmadım)
* 1/2 bardak su
* Kızartmak için yağ
Yapılışı:

Balıkları istediğiniz büyüklükte kare ya da diktörtgen parçalara ayırın. Sirkeli tuzlu suda yarım saat kadar dinlendirin. Hamur malzemelerinin hepsini karışıtırın. Balıkları sirkeli sudan alıp yıkayın, suyunu süzüp hamurun içerisinde 5-10 dakika kadar bekletin. (Benimki tam bir gün bekledi. Ama buna rağmen çok güzel oldu). Derince bir kapta yağı kızdırıp balık parçalarını kızartın. Limon eşliğinde sıcak sıcak servis yapın.

25 Şubat 2010 Perşembe

Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem)


Yaklaşık 14,5 asır evvel bu gün, Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) dünyaya geldi. Doğumuyla yeryüzünde pek çok değişiklik görüldü. Mecusilerin bin yıldır yanan ateşi söndü. Kisra'nın sarayındaki sütunlar yıkıldı. Sâve Gölü kurudu. Kâbe'deki putlar yıkıldı. Bütün âlem adeta O'nun (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) doğduğunu müjdeliyordu. O (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) ise yeni doğmuş bir bebekken bile bizi düşünüyor ve "ümmetî ümmetî" diye sesleniyordu. Ananın-babanın evladından, evladın ana-babasından, dostun dosttan, karı kocanın birbirinden, kısaca dünyadayken en sevgili olanların birbirinden hak talep edeceği o mahşer gününde herkes "nefsî nefsî" diye inlerken, sadece O (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) "ümmetî ümmetî" diyecek. Bu dünyadaki en büyük hazinemin, O'na ümmet olarak doğmak olduğunu düşünüyorum. Umuyorum ki 14,5 asır evvel kâinatı şereflendirdiği gibi, bu gün de gönüllerimize yeniden doğsun. Her türlü fitne fesat riya yalan, O'nun (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) Mübarek Nûruyla sönsün, son bulsun. Lütfen beni de dualarınıza dahil edin. Vesselam.

23 Şubat 2010 Salı

BİSMİLLAH HER HAYRIN BAŞIDIR ve SEBZELİ BUĞDAY ÇORBASI



"Bismillah her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız." der Üstad Hazretleri.

Kur-an'ı Kerim'de 114 Sûre vardır. Bu 114 Sûre'den 113'ünün başında Besmele geçmektedir. Sadece Tevbe Sûresi'nin başında yoktur. Bu nedenle bazı âlimler "Tevbe Sûresi, Enfal Sûresi'nin devamıdır" derler. Ancak Tevbe'nin başında Besmele geçmemesinin sebebi hikmeti, Sûre'nin kâfirlere hitaben başlamasıdır. Besmele'de eman ve emniyet vardır. Oysa bu Sûre kâfirlere ciddi tehditler ihtiva etmektedir.

Bunun yanında Neml Sûresi'nin hem başında hem de ortasında Besmele geçmektedir. 30 ve 31. Ayetlerin mealinde:
# Mektup Süleyman’dandır ve “Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla” diye başlayıp:
“Bana karşı kibirlenmeyin, itaat ve teslimiyet göstererek yanıma gelin!” diye devam etmektedir.# denmektedir. Dolayısıyla Yüce Kitabımız’da toplam 114 defa Besmele geçmektedir.

Bismillah, bir anahtardır. Nasıl ki kapalı kapıları anahtarsız açamayız, aynen onun gibi Besmele anahtarı olmadan da kapılar açılmaz. Yazın yolda yürürken kaldırım ve asfaltın birleşim yerlerinden ipek gibi incecik otların çıktığını görür de hayret ederiz. Mantıken anlayamayız o zarif otçuğun koskoca taşı-kayayı nasıl yarıp çıktığını. Ya da özellikle Karadeniz’de dağlara baktığımızda (mesela Maçka yolunda) kayaları yarıp da küçük ağaçların çıktığını görürüz. İşte bu, Bismillah anahtarının açtığı kapıdır. O nazik ot-kök toprakta ilerler. Kayalar gibi bir engele rast gelince “Bismillah” der. Rahman’ın adıyla kapıya anahtarı sokup çevirir adeta. Ve o kayalar o minik otun emrine musahhar olur. Adeta şakk-ı kamer gibi yarılır. Üstad Hazretleri bu konuyu çok güzel açıklamaktadır.

Konyamız’ da çok güzel bir adet vardır. İnsanlar Besmele’yi ağızlarına pelesenk etmişlerdir. Özellikle otobüse-minibüse binerken teyzelerin mırıltıyla Besmele çektiğini duyarsınız :) Bu bilinci yayabilsek ne güzel olur.

Şimdi Bismillah deyip tarifimize geçelim:

SEBZELİ BUĞDAY ÇORBASI


Sevgili rumma’ dan aldığım bu tarifi bir iki küçük farkla uyguladım. Tadı güzeldi, ben sevdim. Ama kerevizli ve fazla taneli çorbaya alışkın olmayan anne ve babam biraz garipsediler :) Tarifi, orijinal miktarları yarıya indirerek yaptım. Çünkü okuyunca “bu çorba bize çok gelir” diye düşünmüştüm. Yarı malzemelerle uyguladığım halde bir tencere dolusu çorba oldu.
Bakliyatların bir gün önceden ıslatılması gerekmekteydi ancak ben aniden karar verip iş dönüşü aceleyle yapınca ıslatamadım tabi. Düdüklüde haşladım bakliyatları. Başka bir tencerede de çorbayı pişirdim. Sonra ikisini birleştirip bir müddet de öyle pişirdim. Gayet hoş oldu.

Çorbada yaptığım bir diğer değişiklik ise, tavuk eti yerine tavuk bulyon kullanmak oldu. Bence en iyisi tavuğu haşlayıp suyunu kalıplarda dondurmak ve bulyon olarak kullanmak. Ama evde eskiden kalma Bim yapımı bulyon vardı, iki adet ondan attım çorbaya.

Ben bu çorbayı sevdim. Ve özellikle çocuklar için çok besleyici olduğunu düşünüyorum. Çorba severlere önerir, rumma’cığıma da teşekkür ederim :)

Tarifi burada. Sevgilerimle.

20 Şubat 2010 Cumartesi

ÇOCUKLUK MİMİ

Sarmaşık Eczanesi Sevgili Handenur bana çocukluk mimi göndermiş. Mimleri okumak çok keyifli cevaplamaksa çok zor gelir bana. Ama bu şimdiye dek aldığım en rahat cevaplanabilecek mim. Eski günlerimi yâd ettim okurken de cevaplarken de. İşte benim cevaplarım:

1. Sizi mimleyen kişinin linkini verin: Sarmaşık Eczanesi

2. Çocukluğunuzda anne ve babanızla (yada aile büyükleri) yaptığınız ve sizi siz yapan şeylere katkısı olan bir olay veya bir aktivite...ve hangi yönünüze katkısı oldu?

Kurban Bayramı’nda iki halam ve biz babaannemlerin bahçeli evinde toplanır, bayramı birlikte geçirirdik. Sabah namazıyla uyanır ve Rahmetli büyükbabamın camiden gelmesini kapılarda beklerdik. Kış olsa, çat çat soğuk olsa bile muhakkak hepimiz bahçeye çıkardık. O gelir gelmez kurbanı keserdi ve en küçüğünden en büyüğümüze kadar hepimiz işe girişir, kurbanın bir ucundan tutardık. Bizler diğer işleri yaparken annem hemen mangalda cızbız yapardı ve etler hazır olunca sofra kurulur, kahvaltı edilirdi. Kurbanda et pişene kadar ağzımıza hiçbir şey koymazdık. Rahmetli büyükbabam “orucumuzu kurbanla açalım” derdi. Bu adet bizim için çok önemliydi. Sonra da birbirimizle bayramlaşır ve kurban işine kaldığımız yerden devam ederdik. Babaannem de her bayram büyükbabamın elini öperdi. Bu bayramlar benim aile yönüme katkıda bulundu. Ailenin bir arada toplanması, aile büyüğünün heyecanla beklenmesi, hanımın beye-küçüğün büyüğe gösterdiği saygı, sofraya dağınık değil ailece oturmak, sevgi dolu etkinlikler… Allah gördüğümüzden geri koymasın ama şimdi en çok neyi özlüyorsun derseniz, kapının arkasında büyükbabamın camiden gelişini beklemeyi özlüyorum.

3. Çocukken oynamayı en sevdiğiniz oyun ve oyun aparatı neydi?

Hımbıl, isim şehir ve bahçeli evde oyun. Hımbıl ve isim şehirden dolayı kâğıt ve kalem. Bahçeli evde oyunda ise halamın çocuklarıyla bahçede bakkal, ev sahibi, misafir gibi rollere bürünür; kayısı ağacının yapraklarından para yapardık. Kiraz ağacının tepesine çıkar kiraz yerdik. Bir de salıncağımızda sallanırdık.

4. Çocukluğunuz veya ilk gençliğinizle ilgili keşke daha farklı olsaydı dediğiniz bir durum?

Kendimi bildim bileli “keşke bir ağabeyim olsaydı” demişimdir. O kadar ki herkes “Cennet’te şunu ver bunu ver Allah’ım” diye dua ederken, ben “bana hayırlı bir abi ver” diye dua ederim :)

5. Sokakta oynar mıydınız? Neler oynardınız?

Evet oynardık. Saklambaç, yakan top, çelik çomak ve yedi kiremit en gözde oyunlarımızdı.

6. Çocukluk veya ilk gençlikle ilgili iyi ki böyle olmuş dediğiniz bir olay?

Hayatımın ilk altı yılını babaanne ve büyükbabamlarla geçirdim. O zaman evimiz yapılıyordu, bitmemişti. Ev bitene kadar onlarla beraber yaşadık. Babaanne-büyükbaba sevgisi, saygı, Konya kültürü, aile değerlerini öğrenmek gibi açılardan bu durumun bana çok katkısı oldu.

7. Varsa çocukluk dönemine ait bugünü etkileyen bir olay veya anı.

Daha ufacık bir çocukken ve okula gitmezken öğretmen olmak isterdim. Yakınlarım bilirler, öğretmenlik, ömrüm boyunca hayallerimi süsleyen bir tutku olmuştur. Hâlâ da öyledir. O yaşlarda bir çocukken, doğuya atanan öğretmenlerin "terör/mahrumiyet bölgesi/vs..." gibi nedenlerle tayin edildikleri yere gitmemelerine üzülür, "Orası da bizim memleketimiz, doğulu çocuklar da bizim çocuklarımız. Neden gitmiyorlar ki? O çocuklar neden boynu bükük kalsın? Ben öğretmen olacağım ve gönüllü olarak doğuya gideceğim." derdim. Kendimi, dışlanmış bir doğu çocuğu gibi hissederdim. Şimdi düşününce hayret ederim, henüz beş ya da altı yaşındaydım o zaman, ne kadar da idealistmişim! Fakat üniversiteye girmeme 3 yıl kala eğitim sistemimizde yapılan bir değişiklik öğretmenlik tercih etmeme mani oldu, nasipmiş mühendis oldum. Hala da beklerim o aksaklık giderilse de tekrar okuyup öğretmen olsam diye. Büyük hayalim bu çünkü... İlkokulda öğretmen bir işi çıktığında sınıfı bana bırakıp giderdi :) Bu isteğimden olsa gerek, her ne kadar şu an mühendis olsam da, çok zaman öğretmen muamelesi görürüm. İşyerinde ya da aile çevresinde bir ders verilecek ise bana başvurur ve “haydi eğitim müdürü, derse” derler :)
Ben de şu arkadaşlarımı mimliyor ve cevaplarını merakla bekliyorum:

19 Şubat 2010 Cuma

CUMA

Hayırlı Cumalar Arkadaşlar,
Hayat koşuşturmacasında zaman zaman sıkıntılar, badireler atlattığımız oluyor. Dünya dâr-ı imtihan değil mi zaten? Arkamıza dönüp baktığımızda "böyle boş bir mesele için mi üzmüşüm kendimi?" ya da "anlamayacak olana neden konuştum ki" dediğimiz anlar oluyor. Zaman ilerledikçe insan daha iyi anlıyor ki bu dünyada Allah'tan (c.c.) gayrı her şey gerçekten boş. Hayatın faniliğini düşününce saçma sapan olduğunu daha iyi kavradığım bazı meselelere üzüldüğüm zaman, kendi kendime hep "üzüleceksen bir Allah'a kul olamadığına üzül, ağlayacksan bir bunu için ağla" derim. Her durumda yanımızda bir tek O var, asla terketmeyen, asla vefasızlık etmeyen...

"Ne sen varsın,ne ben,ne yâr,ne kimse; O var!
Bütün sevdiklerin elden gittiyse; O var!
Yıkılmaz dayanak,kırılmaz destek; O var!"

Son zamanlarda değişik düşüncelere kapılan bazı kimselerin çeşitli bahanelerle cuma namazını terkettiğine üzülerek şahit oluyoruz. Neden kılmadıkları sorulduğunda "Burası İslam devleti değil. Böyle yerde kılınmaz. Hocamız öyle dedi." gibi cevaplar veriyorlar. Bunca âlimin bilemediğini!! onlar biliyorlar demek ki. Ancak gözden kaçırdıkları bir nokta var. Cuma namazının farziyeti, bir hükümdür. Bu kişilerin söyledikleri ise bir yorumdur. Yorum mu üstündür hüküm mü, bunu anlayamıyorlar. Ya da işlerine öyle geliyor. Birileri inançları farklı noktalara çekmeye çalışıyor, birileri de bu tuzağa düşüyor ne yazık ki. Bu konuda Kütüb-ü Sitte'de geçen bir Hadis-i Şerif'i aşağıda verdim. Mümkün olduğu kadar e-posta vb yollarla duyurabilirsek belki bir iki kişinin dahi olsa uyanışına vesile oluruz. Gayret bizden, hidayet Allah'tan. Hepinize hayırlı cumalar dilerim.

CUMANIN FARZİYYETİ 6272 - Hz. Cabir İbnu Abdillah radıyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam (bir gün) bize hitap etti ve dedi ki: "Ey insanlar! Ölmezden önce Allah'a tevbe edin. (Musibet hastalık, yaşlılık gibi) ağır meşguliyetlere düşmezden önce salih ameller işlemede acele edin. Çok zikir ederek, gizli ve açık çok sadaka vererek Allah'a karşı üzerinizdeki borcu ödeyin ki bol rızka, ilahi nusrete ve ıslah-ı hale mazhar olasınız. Bilesiniz Allah, benim içinde bulunduğum şu makamda, şu günde, şu ayda, bu yıldan Kıyamet'e kadar devam etmek üzere Cum'a namazını farz kıldı. Kim bunu, benim sağlığımda veya ölümümden sonra adil veya zalim bir imam oldukça, istihfaf ederek veya inkar ederek terkedecek olursa Allah onun iki yakasını biraraya getirmesin, işine bereket vermesin. Haberiniz olsun! O kimsenin tevbe etmedikçe ne namazı, ne zekatı, ne haccı, ne orucu, ne de makbul bir iyiliği vardır. Kim de tevbe ederse Allah onun tevbesini kabul eder. Haberiniz olsun! Bir kadın bir erkeğe imamlık yapamaz. Bir bedevi de muhacire imamlık yapamaz. Facir de mü'mine imamlık yapamaz. Ancak fasık zor kullanır mü'min de onun kılıncından ve kamçısından korkarsa bu durumda imama uyar."