2 Ekim 2012 Salı

ANNEME "SEN SEN DEĞİLSİN" DEDİLER!!

Merhaba Arkadaşlar,

Son günlerde başımıza gelenleri anlatsam şaşırır mısınız yoksa "Burası Türkiye" deyip geçer misiniz bilemiyorum. Annem Aralık doğumlu. Bundan bir kaç yıl önce seçimler zamanı annemin nüfus cüzdanı yenilendiğinde Kasım yazdıklarını gördük. Annem bu durumu düzeltmek için nüfusla görüştü ancak ilginç bir şekilde nüfusun bilgisayar kayıtlarında Kasım yazdığını öğrendik. Ve memurun anneme söylediği müzelik söz "Sen ne zaman doğduğunu bilmiyorsun. Biz biliyoruz. Kasımda doğdun." =) Güler misin ağlar mısın? Annem gibi eğitimli ve kendini yetiştirmiş bir hanıma nüfus memurunun dediği, doğum tarihini bilmemek oldu. Hatayı kendileri yaptıkları için kabul etmediler tabi ve kesinlikle de düzeltmediler. Eskiden nüfus cüzdanları biliyorsunuz elle yazılırdı. Bilgisayarla yazılmaya başlanınca onlarca yıldır nüfus cüzdanında Aralık yazan annem birdenbire Kasım doğumlu oluverdi! Babasının memuriyeti yüzünden Polatlı'da doğmuş annem. Bizim buradaki nüfus müdürlüğü başından savmak ve hatasını örtbas etmek için işi düzeltmedi ve "Polatlı'ya gidin oradan düzeltin" dedi. İllallah diyen bizler de meseleyi öylece bırakmıştık.

Aradan bir kaç yıl geçti. Geçtiğimiz günlerde evimizi (annemin üzerine) teminat gösterip yeni bir ev almaya niyetlendik. Ancak tapuya gittiğimizde anneme "Bizdeki kayıtlarda aralık doğumlusunuz. Oysa nüfus cüzdanınızda kasım yazıyor. Siz aynı kişi misiniz kanıtlayın." dendi. Biz bu olayı unutmuştuk bile. Böyle bir cevapla karşılaşınca şok olduk tabi. İstikamet nüfus müdürlüğü. Nüfus yine bir kaç yıl önceki tavrını sergileyip cevapsız ve çözümsüz bırakmayı seçti. Çıkarabilecekleri her tür marazayı çıkardılar. Tapu nüfustan bir yazı istedi. Nüfus o yazıyı vermedi. Vermek için tapudan üst yazı istedi. Tapudan üst yazı istendi, tapu o yazıyı vermedi. Sonra avukatımız tapuya başvurup üst yazıyı aldı. Bu yazı ile tekrar nüfusa başvuruldu. Nüfus bu yazıya rağmen tapunun istediği bilgileri değil baştan savma bilgiler içeren bir yazı verdi. Tapu bu cevabı kabul etmedi, nüfustan tekrar yazı istedi. Nüfus bu yazıda zorluk çıkardı. Git gel git gel annemle babam tapu ile nüfus arasında günlerce mekik dokudular. Annem nüfus müdürüne çıkıp bu olayın çözümünü istediğindeyse nüfus müdürünün cevabı ilginçti:

"Bu kayıtlar 30 yıl öncesine ait ve şu an burada 30 yıl öncesinden hiç bir memur çalışmıyor. Ben ne bileyim senin aynı kişi olduğunu?"

Lafa bak hizaya gel! Devlette süreklilik esastır. O an çalışan memur dünyaya kazık çakacak değil ya! O gidince bütün bilgiler uçmuş ya da değişmiş mi oluyor yani? Ve babamın olaya yorumu:

"Şimdi başbakan çıkıp 'benden öncekiler imf'den borç almış. 20 yıl öncesinde ben yoktum. ne bileyim bu borcu? ben bu borcu kabul etmem-ödemem' dese olur mu? Bu da en az onun kadar komik."

Nihayeti nüfus müdürünün bizi şok eden cevabı ile başka çaremiz kalmayınca kaymakama çıktık. Görevli annemi "çok sıra var" deyip kaymakamla görüştürmemek istemiş. Ancak sinirleri iyice gerilen annem bekleyeceğim ve görüşeceğim deyince, sıra bitince mecbur içeri almış. Problemi dinleyen Kaymakam Bey sorunun çözülmesi için talimat vermiş. Nüfus müdürü ile görüşüp "vatandaşı mağdur etmeyin. sorunu çözün." demiş. Nüfus müdürü kaymakamın yanından ayrıldıktan sonra yine başından savmaya çalışmış bizimkileri. Baştan savma bir yazı verip savuşturmuş. Tabi yazılar kapalı zarf içinde olduğundan, tapuya gidene kadar içinde ne yazdığını öğrenemiyoruz. O resmi yazıda da "biz ne bilelim aynı kişi mi" falan yazıyor. Avukatımızın söylediğine göre resmi yazıda bu cümleyi kullanmak suçmuş. Nüfus bilmeyecek de kim bilecek? Oradaki bir memurun hatası ve aralığı kasım diye yazması başımıza ne işler açtı. Her neyse. Tabi tapu bu yazıyı yine kabul etmemiş. Annem tekrar kaymakama durumu bildirmiş. Kaymakam nüfus müdürünü çağırmış ve yanındayken tapu müdürlüğünü aratıp görüştürmüş. "Vatandaşın sorununu halledin. Milleti mağdur etmeyin ." demiş. Nüfus müdürünün, kaymakama duyurmadan bıyık altından vatandaşa yani anneme verdiği o kibar o enfes cevap "sen hala mı gitmedin!" Ey Allah'ım, hikmetinden sual olunmaz ama dışarıda onca dürüst, nazik, işini iyi yapan insan gezinirken görevini ve makamını kötüye kullanan kişileri bazı yerlere getirmende elbet bir hikmetin vardır. Ülkemizin ne kadar zengin olduğunu bu olaylarla bir kez daha anladım. Bizde bunca tuhaf memur varken iyi batmıyor bu ülke.

Her neyse. Kaymakamın talimatına rağmen olay çözülmeyince avukat valiye gidelim demiş. Yapılanlardan o da rahatsız olmuş. Hepimiz adeta çıldıracak konuma geldik. Günlerce git gel uğraş. Bu arada yeni alınan evin tapusu bize geçmişti ama eski evin teminat işi tapudan halledilemediği için evi satan amcanın parası ödenemedi. Adamcağıza nasıl mahcup hissettik kendimizi. Bizden kaynaklanmadı ama yine de çok üzüldük. Hiç bir şekilde çözülmedi sorun. Nüfus müdürlüğü işi iyice yokuşa sürdü. Edilebilecek her tür eziyeti etti. Hiç bir çaremiz çıkar yolumuz kalmadı. Son çare annemlere "tapuyu ev sahibi amcaya tekrar devredelim" dedim. Ve eğer iş hiç bir şekilde çözüme ulaşmasa da tekrar devir yapsaydık, nüfustaki bir memurun basit görünen bir hatası yüzünden tek kalemde yaklaşık 15.000 liramız çöpe gitmiş olacaktı. İki kez tapu masrafları, dosyalama masrafları, sigortalar, ipotekler,.... Git gellere yapılan masrafı ise hiç saymıyorum. Yaşadığımız manevi sıkıntılar ve can sıkıntısı da cabası...

En sonunda annemlere "Bizim eski işverene bir danışayım, bu işi çözmek için nereye başvurmamız gerektiğini o bilir." dedim. Fakat mevzu buralara gelmeden çözülebilecek kadar basitti. Hiç sevmediğim bir şeyi yaptım ve hocaya sormaya karar verdim. Bildiğin tüm makamlara çıkıp da işi çözemeyince, daha üst olarak nereye gideceğini bilemiyor insan. Hani böyle bir konu yüzünden de valilik makamı meşgul edilmemeli bence. Tevafuk bu ya hoca o gün bizim işyerine geldi. Eski öğretmen olduğu için hoca diyoruz. Şimdi milletvekili. Mevzuyu kendisine özetledim. "Biz bu durumu çözmek için nereye başvurmalıyız?" dedim. Direk "Annenin adını ve nüfusa kayıtlı olduğu ilçeyi söyle" dedi. Şaşırdım, söyledim. Nüfus müdürünü aradı. Müdür telefonda iki saat lafı dolandırdı. Bunalan hoca telefonu kapatıp tapu müdürünü aradı. Konuşmaları bir dk bile sürmedi. Tapu müdürü "bana gelsinler" demiş. Annemlere bilgi verdim. Gittiler müdürün yanına. Memurlardan annemin dosyasını istemiş. Memurlar iki koca klasör getirmişler tapu müdürüne. Ve müdürün yorumu: "Nüfusa kayıt noktasında her tür bilgi aynı. Bu insanın aynı kişi olduğu aşikar. Niçin vatandaşı mağdur ediyorsunuz?" deyip direk olayı halletmiş. Zaten hem tapuda hem nüfusta eski nüfus cüzdanı ile yenisinin fotokopileri var, ikisi de resimli. Tüm bilgileri aynı. Sadece birinde aralık yazıyor birinde kasım. Bu imza ile belgemizi alınca teminat işlemleri bitti ve ev sahibi amcanın parasını ödedik.

Bu yaşananlara öyle çok sinirlendim ki! Her şeyde bir hayır vardır. Amenna. Ona hiç diyecek bir sözümüz olamaz. Ancak işini doğru yapmayıp vatandaşa eziyet etmek, bunun için makamını mevkisini kullanmak, bu millete farklı kulvarlarda yıllarca hizmet etmiş insanları böyle zora sokmak çok üzücü. Herkesin akıl danışacağı bir hocası olmayabilir. Bu mantıkla hareket eden insanların kaba tabirine göre herkesin bir dayısı(!) olmayabilir. Ancak benim güzel ülkemde hala böyle numunelik tipler var. Hala böyle mevzular yaşanabiliyor. Bir gün birisi karşına çıkıp sana "sen sen değilsin" diyebiliyor. Ve yıllarca oturduğun bir gayrimenkulün varken, bir anda bir cümle ile evli iken evsiz kalabiliyorsun.

Tüm bu olaylardan sonra çıkan sonuçlar;


  • Mevzuya müdahil olan ve çözülmesi için elinden gelen gayreti gösteren, üstelik kibar bir üslup kullanıp beyefendiliğini gösteren Kaymakam Bey benden ve ailemden, bilhassa babaannemden çok ama çok dua aldı. Çabaları olayı çözmeye yetmese dahi o elinden geleni yaptı. Kendisini yetiştiren ana-babadan Allah razı olsun.
  • Akıl sormak için konuştuğum hocam direk müdahil olup olayın çözülmesine ve 15.000 liramızın çöp olmaktan kurtulmasına vesile olduğu için hepimizden çok dua aldı.
  • Nüfus müdürü kaba tavırları, vatandaşı aşağılayan üslubu ve basit bir olayı arap saçına çevirmesi nedeniyle hepimizde yurdumuz için bir "ahhh" bıraktı. Bu memlekete üzüldük. Babaannemin söylediklerini saymazsak =) ona hiç bir şey demedik. Islahı için dua ettim. Memleketim için üzüldüm. Bir şey deyip ağzımı kirletmeme gerek yok. Cenab-ı Hak zaten olanı biteni görüyor. Kimsenin hakkını kimsede koymaz. Ben yanlış insanlardan dolayı devletime küsüp laf saymam. Ya devlet başa ya kuzgun leşe demişler. Ancak anama babama çektirdikleri için, yanlışı yapanın şahsına kırgınlığım olur elbette. Allah (celle celaluHu) her şeyi Gören, Bilen'dir.
  • Hocamın girişimiyle bizim mevzu geçici olarak halloldu ancak yarın bir gün evimizi satmak istesek, annemin nüfus cüzdanı yüzünden satamayacağız. Ülkemde böyle trajikomik olaylar artık olmasın istiyorum. Allah herkese vicdan, akıl, firaset ve işini iyi yapma gücü versin. 
  • Bu millete ne ara ne oldu ki of demeden kul hakkına girer hale geldik? Bilip bilmeden yediğimiz haramlar yüzünden mi şerefli bir geçmişten birbirine eza eden kişilere dönüştük? Bakın şu haberde neler yazıyor? Belki de bilip bilmeden çoğumuz yedik bunlardan: Tıklayınız lütfen.
Hepinize sevgilerimle.

17 Eylül 2012 Pazartesi

"SEVDALUK"

Sen hey benim gözlerimin bebegi,

Seni nasıl ozledıgımı biliysen he mi? Bir yanım siye aglar, diger yanım melmekedin evladına. Yüregim ikiye bölınmış. Siye olan hesretim yetmiymiş kimin, bir de Mehmetçikler'e yanmakhtayım. Gidiyler. Birer birer gidiyler öte dünyaya. İzlemaga dayanmiy gönül... 

Arsızca akan bir nehre düşmış daş kimin hissediyem kendimi. Suyun kuvveti ile bir o yana savruliyem bir bu yana. İçim karmakarışıkh. Aynamiyem Sürme Gözlüm. Bunca hadise içindeyken aynamiyem bazı insanları. Ve feket aynamağa da ugraşmiyem artık. Evvelce pek bi dert ederdım, bilirsin. Şimdi seniy o sürmeli gözlerine bakhmakh yetiy bana. Vışşşş diyem, Rabb'im (cc) ne gözellikler yaratmış. Pek bi daraldıgımda derhal resmine bakiyem. Vallah senin resmin bile kişinin içinin ferahlamasına yetiy. "Sevdaluk" dedikhleri bu olsa gerekh. Yanıp küle dönünce insanın içi, her gelen bi vursa da geçip gidiy. Sende kalan izlerse insan olman için kazandıgın birikimlerin oliy. Eden mi? Takma o gözel kafanaaaa. Eden ettıgını bulacahktır er ya da geç. İşin o kısmı seni ilgilendirmiy zaten. O Yaratan'ın bilecegı iş. Siye ne?


Hıyırlara gelsın, geçen gün sebbehe karşı uzın metrajlı bir rüya gördım. O rüyadan uyanırken ne demişim biliy misen? "Aglatıp da gülene yazıklar olsın" Güliysen he mii? =) Biliyem, Türk filmi kimin olmış ama bele oldı işte  Sürme Gözlüm =) Bu rüyadan uyanınca tv'de Karadeniz çıktı. Rabb'imin kudretine bir kez daha hayran oldım Gülüm. Biliysen, Karadeniz'i çok seviyem. Amma ve lakin senin yerin bambaşka. İçimin en iç yerinde duriysan sen. Seni bunca özlemekligime karşın, beni neden hala çagırmiysan merakh ediyem. Yetmez mi bunca hesretlik? Oy Urfammm, canımın içindeki vefalı / ihanetsiz can; ne eyi ettin de düştın içime... Daim olasan.

17 Eylül 2012 / KONYA / 11.14

10 Eylül 2012 Pazartesi

Doğum Günüm

29 Ağustos benim doğum günümdü. Normalde kültürümüzde yok diye doğum günü kutlamam ve mümkün olduğunca uzak durmaya çalışırım. Ancak bu günü; doğduğumuz, Efendimiz'e (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ümmet olduğumuz, Allah'ı (celle celaluHu) tanıdığımız, ailemizi tanıdığımız için bir şükür ve sevinme vesilesi olarak görmek güzel. Ve doğum gününde hatırlanmak insanı mutluluğa sevk eden olgulardan.

Doğum günüm için arkadaşlarımın yaptığı sürprizler oldu ve sizlerle paylaşmak istedim. Ancak ard arda gelen şehit haberleri yüzünden elim kolum kalkmadı yazmaya. Ancak bugüne kaldı yayınlamak.

İlk pastayı adaşım yapmış. Ayda bir kez oturuyoruz bu linkte bahsettiğim grupla ve ağustos ayındaki oturmamız Aslıhan'daydı. Pasta yapmayı pek bilmediğini söyler ve genelde sıra onda olduğunda annesi yapar pastaları =) Ancak buna buna rağmen benim için böyle özenli-güzel bir pasta yapmasına çok duygulandım. Üstelik lezzeti gerçekten çok çok güzeldi. Adımın baş harfinin yanına koyacak başka bir harf olmadığı için, oraya da soyadımın baş harfini koymuş =) Bu güzel pasta için adaşıma çok teşekkür ediyorum.


İkinci sürpriz ise Dilek kardeş'ten geldi =) Onlarla da ayda bir kez oturuyoruz fakat itiraf etmek gerekirse bu oturmada bana özel bir pastayla karşılaşacağımı düşünmemiştim nedense. Bu pasta gerçekten sürpriz oldu =) Üstelik bizim kardeş her zaman meyvalı pastaları-dondurmaları tercih eder. Buna rağmen benim mütemadiyen kakao ve çikolatayı tercih ettiğimi bildiği için pastayı bana özel çikolatalı yapmış =) O günkü bu pasta için kardeşe ve diğer tüm sürprizler için de oturmadaki tüm arkadaşlara teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız arkadaşlar.


Arkadaşlarım sağolsunlar bana birbirinden güzel hediyeler almışlar. Her birine beni düşündükleri için ayrı ayrı sevindim. Hediyelerdeki ayrıntıları görünce "Nasıl ince düşünceli arkadaşlarım var, ne ayrıntıları düşünmüşler, nasıl firasetliler" diye mutlu oldum. Fakat itiraf etmek gerekirse içlerinde öyle bir hediye vardı ki, görünce tüm dişlerim görünecek kadar gülümsemekten kendimi alamadım =) Modelim Simge'nin hediyesi, "Urfa'da Pişer Bize De Düşer" adlı kitap. Bu güne dek doğum günlerimde insanlardan bir çok hediye aldım. Ve Urfa'ya tutkun olduğumu bilmeyen yoktur. Buna rağmen nedense bu güne kadar hiç Urfa'yla ilgili bir hediye almamıştım ve aklıma da gelmemişti. Bu benim Urfa'ya dair aldığım ilk hediye. Unutmam mümkün değil. Modelim benim için Urfa'daki bir tanıdığını aramış. Bana oradan özel bir paket getirtecekmiş. Ancak nasip bu ya, o tanıdık il dışındaymış. Öyle olunca Simge de bana bu kitabı getirtmiş. Canım Urfam'ın resimleri var içinde. Birbirinden güzel yemekleri var. Benim mutluluğuma sebep olmak aslında öylesine kolay ki! Urfa'dan bir sohbet açın, Urfa'dan bir resim gösterin, Urfa'dan bir hatıra anlatın; istemsiz olarak direk gülümsemeye başlıyorum. Urfam bir yanaaa her şey bir yana =) Modelim, çok teşekkür ederim bu muhteşem hediyenden dolayı.


Arkadaşlar, hepinizi seviyorum. Hepinize ayrı ayrı teşekkür ederim. İyi ki varsınız.

16 Ağustos 2012 Perşembe

İÇİME ÖYLE BİR DÜŞTÜN Kİ




Ey benim gözümün bebegi,

Seni nasıl özlemişim bilmiysen. İçim nasıl yanar bilmiysen. Anzılha'da oturmayı, Rızvaniye'de çinimi duvara verip sürme gözlerine bakanda kendimi bulmayı, Balıklıgöl'de farklı dünyalara dalmayı, Kal'a'dan kuşbakışı siye bahkmayı, Kadir Usta'da ciger kebabı datmayı, Gümrük Hanı'nda künefeye doymayı, Hasan Paşa'da ayaklarımı serinletip hayadında nefeslenmagı, yoldan geçerken tanımadıgım insanların "bizim eve misafir olur musan" demelerini, sebbahın bir köründe / gecenin bir yarısında uyanıp balkona çıhkmayı ve herkes uykudayken senle başbaşa sohbet etmagı, ilçelerini, köylerini, Hızmalı Köprü'den geçip Bediüzzaman Mezarlıgı'na gitmagı, kirli de olsa akiymiş kimin Karakoyun Deresine bahkmagı, Akçakale'de gezip Ceylanpınar'da kebap datmagı, vallah ne bilem Gülüm, senle ilgili her şeyi / senle ilgili herkesi / Seni, gokunı, sürme gözlerini özlemişim...

Can Urfam, Ciger Urfam; ha bu yukarda gördügın fotografın var ya, nedendir bilmiyem, ben seni çohk özledıgımde ancahk bu fotonla teselli oliyem. İçim bi ferah ferah oliy buna bakınca. Hesretlik zordur Gülüm. Ha bu fotograftaki kayık kimin vurur insanı. Ona benzemekligimden midir acep bu fotoya bakıp rehata ermemin sebebi? Ne bilim...

Seni bilen yeni bir insanla tanışınca nasıl seviniyem bi bilsen... Bele gözlerimin içi güliy. Yüregim kuş kimin pır pır ediy. Urfam'da şu da vardı, bu da vardı diye başliyem konuşmaga. Geçen gün iftarda bir yere gittık. Lehem mee acun yedım. Sende yedıhklerime benzemiydi heç. Mümkün mü ki sendeki kadar güzel olması, peeeeh! Sonra aynı mekanda yemiş ve ben kimin seni düşlemiş birisiyle müşerref oldım. Başladık konuşmaga. Urfam'da lehmacun dürülü gelirdi. İçine balcan sıkılırdı. Gokusı şöyleee yapısı böyle olurdı... O da özlemiş belli ki seni. Ah Urfam, Can Urfam. Hani deyiler ya, siye gelen aglar giden aglar deyi. Vallah ben gelirken aglamadım. Ve feket Sen'den giderken aglayan bir sürü insan gördım. Dua edesen hemi? Bu yıl da gavuşamazsak ne olur halım?

Gönlüm kor kimin yanıp dütiy,
Kim denemişse de içine girmagı, beceremiy.
Sen ilk göz agrım, yürek yangınım,
Sen başımdaki tac, gönlümdeki tüm yaralara ilaçsan.
Sen ne iyi ettin de düştın içime,
Bilmiyem ne ederdim seni tanımamış olsam...

16.08.2012 / KONYA / 17.07

8 Ağustos 2012 Çarşamba

İftar Soframız


Konyamız'da iftarlar pek külfetli olur. Bamyasından, sarmasına, et yemeğinden böreğine bir sürü çeşit olur. Önceki hafta ben de arkadaşlarımı ağırladım. Konya iftarı gibi değil de sıcaklara yönelik bir iftar oldu. Soframızda kahvaltılıklar, karışık meyva suyu, babaannemin bahçesinden ev yapımı vişne suyu, yoğurt çorbası, pilav, tavuk sote, buzlu börek ve üç çeşit salata vardı. Bu sıcaklarda salata ve sıvı en güzeli bence.

Resimde en soldaki patlıcan salatası; benim vazgeçilmezlerimden. Ortadaki kabak salatası. Çok basit ama çok lezzetli. Sağdaki ise mercimek salatası. Arkadaşlarım özellikle salataları çok beğendiler. Ayıptır söylemesi bana "sen lokanta açsana" dediler =)


Bu da buzlu börek. Tarif Kamuran Teyze'ye ait. Size kısaca anlatayım. Üç adet hazır yufkayı üst üste koyup sekize bölün. Her börek üç kat olacak. Yani üç yufkadan toplam sekiz börek çıkıyor. Her kata sıvı yağ döküp fırçayla sürün. En üst kata yağı sürdükten sonra yufkanın kalın tarafına patatesli peynirli içi koyun (ben bu kez sadece peynirli maydanozlu iç koydum). Sonra kenarlarını kapayıp börekleri dikdörtgen şekilde sarın. Bir kabın içine çeşmeden su doldurup sardığınız börekleri bu suya sokun. Bir kaç kez çevirerek iyice  ıslatın. Sonra çıkarıp iki elinizin arasında dikkatlice sıkın ve yağlanmış fırın tepsisine dizin. Hepsi bitince tepsiyi buzluğa atın. Bir gece veya fazla zamanınız yoksa çatır çatır donana kadar bir kaç saat buzlukta kalsın. Sonra fırını ısıtın ve buzluktan çıkardığınız buzlu böreği sıcak fırına atın. Böylece şoklanma oluyor. Pişince kabaran çıtır çıtır böreklerinizi sıcak servis edin. 

Sofralarımız çeşitlerle dolu. Allah (cc) şükrünü eda ebebilmeyi, olmayan kardeşlerimizi de unutmamayı nasip etsin. Müslümanlar olarak Ramazan'a acılarla girdik. Rabb'im bayrama hayırlarla eriştirip bayramda yüzümüzü güldürsün. Bilhassa Suriye, Arakan ve Doğu Türkistan için.

                                                         ************

Hiç şüphesiz insan geniş dairenin haricinde bir de kendi dar dairesinde yaşıyor. Müslüman kardeşlerinin derdiyle dertlendiği gibi, bir de kendi sıkıntılarına göğüs geriyor. Dünya Müslümanları'nın çektiği sıkıntılara bakınca kendi derdine dert demek nasıl bencil nasıl menfi bir iştir... Lâkin adı üstünde, insanız işte. Üzülüyoruz bazı hallere. Kırılmak nasıl bir şeydir biliyorum. Bu yüzden ben asla kimseyi kırmak istemem.  Rabb'imden dileğim beni kimsenin gönül kırgınlığına sebep etmesin. Bizleri birbirimiz için göz aydınlığı kılsın. Ve Hazreti Pîr'in sözünü hakkıyla idrak edip hayatımıza uygulayabilmeyi nasip etsin:

"Ümitsizlik diyarına gitme, ümitler vardır. Karanlıklara varma, güneşler vardır."

Ümide ve güneşe kavuşabilmek duasıyla. Hepinize sevgilerimle.

1 Ağustos 2012 Çarşamba

KONYA RAHMET AKŞAMLARI VE GRUP DERGAH

Konyamız'da taaa yıllar evvelinden gelen bir gelenek vardır. Konya Büyükşehir Belediyesi'nin yazın düzenlediği, herkesin katılımına açık ücretsiz etkinlikler serisi. Eskiden Altınbaşak Kültür ve Sanat Etkinlikleri denirdi. Şimdi Rahmet Akşamları deniyor. Konser, konferans, sinema, tiyatro, söyleşi, vb... aklınıza ne gelirse. Bir kaç yıldır Ramazan yaza denk geldiği için, Ramazan etkinlikleriyle de birleştiriliyor. Geçen yıl "100 güne 100 etkinlik" sloganı ile yola çıkmıştı belediye. Bu yıl ise kendisini aşıp "100 güne 200 etkinlik" dedi.  Burada Rahmet Akşamları'nın Türkiye'nin en uzun soluklu kültürel etkinliği olduğunu da söylemeden geçmeyelim.

Oldukça güzel ve kaliteli faaliyetler sergileniyor bu gecelerde. Eski adıyla Fuar, yeni adıyla Kültür Park'ta gerçekleşiyor. Her akşam 20.30'da başlıyordu ancak Ramazan'ın başlamasıyla 22.00'ye alındı saat. Hangi gün hangi etkinlik olduğunu görmek isterseniz de 


adresine bakabilirsiniz.

Bizler anne-babalarımız gibi açık hava sineması görmedik. Sinema izlemek için hep kapalı mekanlara mecbur bırakıldık. Ancak bu etkinlikler vesilesi ile bizler de amfi tiyatroda yıldızların altında sinema izleme zevkini tattık. Bu kapsamda İskilipli Atıf Hoca'nın hayatını konu edinen Kelebekler Sonsuza Uçar filmini izlemiştim ilk olarak. Bu sene ise Diyarbakır-Trabzon arasında geçen Yangın Var filmini izledim bu etkinliklerde.


Konyalı olup / Konya'da olup da bu şenliğe katılmayan yoktur herhalde. Dün akşam da Canım Urfam'ın başarılı takımı Grup Dergah vardı Rahmet Akşamları'nda. Urfa olur, Grup Dergah olur da Urfa Tutkunu gitmez olur mu =) Dün yağış da vardı Konyamız'da. Buna rağmen şemsiyemizi de alıp gittik. Konser boyunca yağış olmadı. Grup Dergah muhteşem bir konser verdi bize. Son derece başarılı ve coşkulu idi. Hele konserin sonunda grubun hafız üyesi olan amca (ismini bilmiyorum) bir dua etti ki, mest etti herkesi. Benim için en güzel olan ise, Kerbelâ'yı canlı canlı dinleyebilmek oldu. Anınca kalbimizin acıdığı Kerbelâ'yı. Orada Kültür Park'taki havuzun sularına bakarak dinlemek daha bir manidardı. Koskoca Fırat'ın dibinde olup da bir tek damla dahi içemeden şehit olan Hazreti Hüseyinimiz'e bir kez daha yandı gönlümüz. Rahmet olsun...

Rahmet Akşamları bayrama kadar sürecek. Bu akşamki konuk ise Sunay Akın. Gün gün kimlerin geleceğini görmek için web adresine bakabilirsiniz.

Hepinize sevgilerimle. Umut hep vâr olsun.

23 Temmuz 2012 Pazartesi

İlk Günkü Kimin

He Urfam biliysen,
Seni seviyem. Heç bi vakıt şikayet etmemişim sevginden. Yüregim darlansa da, cigerim daglansa da ses etmemişim. Seni sevmaga devam etmişim bele sessiiiz sakiiinn. Sen anliysan beni. Biliyem. Zaten bi Sen varsan aynayan bi de o. De hele siz de olmasağız ben ne edeceğam bu yürek yüküynen? Bu hesret dayanılır kimin degil. Şubatta potinsiz sokakta kalmış veled kimin hissediy insan. Ya da agustosta üç kat abaynan tarlada çalışır kimin. Vallah ikisi de kötüdür. Birinde yaniysaan digerinde doniysan. Netice ne oliy biliy misen? He, işte o dedıgındandır. Yoruliysan be Gülüm. Sürme gözlerine bakanda geçer ruhumun her tür yorgunlugı. Ve lakin senden ayrı kalmışsam gönül yorgunlugı kat be kat artiy. Aynı şairin dedıgı kimin amma. Şikayet etmiyem. Siye olan yürek yolculıgımda yorulmakh bile güzeldir Sürme Gözlüm. Ne dediydi şair:

"Yorgunam. Çünkü yorgunlıgımın yaşamakh gibi bir anlamı var."

He, vallah eledir. Yaşamak nedir bilir misen Sürme Gözlüm? Seni sevmakh, seni özlemakh, her bi nefeste bele içini senle doldırmakh... Sonra gavuşamayıp özleminle kavrulmakh da vardır yaşamanın içinde. Ne bilim işte. Benim için yaşamakh Sensen Gülüm. 

Sürme gözlerinden öperken Ramazanını tebrikh ediyem. Heç bi yere gitmeyesen he mi? Hep yüregimde ve hep başımın üstünde kal. Urfam, Gülüm, Sürme Gözlerine hayran oldugım nazlı yürek bülbülüm. Seni seviyem, ilk günkü kimindir vallah...