kitap yorumu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap yorumu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Kasım 2018 Cuma

Mahkum Duygular


Emine Şenlikoğlu'nu yıllar evvel Konyamızda verdiği bir seminerde tanımıştım. İlginç bir hayat hikayesi var. Okul yüzü görmemiş ama okuma aşkıyla yanıp tutuştuğu için kendi kendine okuma yazma öğrenmiş. Evlerinin bahçesindeki toprağı defter, yerdeki çubukları kalem etmiş. A harfini öğrendiğinde toprağa nasıl a yazdığını heyecanla anlatmıştı. 

Bugüne kadar birkaç romanını da okumuş ve beğenmiştim. Benim okuduklarım hep yaşanmış hayat hikayelerinden oluşanlardı. Kurgusal romanları da var mıdır bilmiyorum. Mahkum Duygular kitabını ise mahalle kütüphanemizden aldım. Yazarın okuduğum ilk şiir kitabı idi. Ya da okuyamadığım diyelim :) Emeğini kesinlikle takdir ediyorum ancak bence şiir değil düz yazı yazmaya devam etmeli. Bazıları bildiğiniz konuşma cümleleri kısa kısa  mısralaştırılarak şiir gibi konulmuş. Bazıları gerçekten güzeldi. Birçoğunda ise hece ölçüsü kaçtığı için çok rahatsız oldum. Açıkçası en zor bitirdiğim kitaplardan biriydi ve hızlı okuma tekniği ile ancak bitirebildim. Ama içindeki ana fikir ve konular güzel. 

Cumanın feyzi bereketi cümleten üzerimize olsun. Yeni bir yazıda görüşmek dileğiyle. Umut hep vâr olsun. 



20 Ocak 2011 Perşembe

KAÇ ZİL KALDI ÖRTMENİM?*


Saat gecenin (ya da sabahın) birini geçti. İnsanlar kaçıncı uykularına dalmışken ne işim var bilgisayarın başında?...

Beş yaşımdan uzayıp gelen bir hasrettir öğretmenlik. Hep olmak, olup da gönüllü olarak doğuya gitmek istediğim.

Dün gece bir kaç sayfasıyla giriş yaptığımı saymazsam, bu akşam başlayıp az önce bitirdim. Bu nasıl bir kitaptı öyle? Öğretmenlik özlemimi, doğuyu, bir türlü anlam veremediğim "onlar" ve "biz" kavramlarını içeren...Onlar kim, biz kimiz? Hepimiz bir değil miyiz zaten?

Zaten içim dolmuş. Gözümün nurunu, sürme gözlü Urfam'ı görmemişim bu yıl. Burnumda tütmüş. Kitapta Urfa gezisinin anlatıldığı bölüme gelince daha fazla dayanamamışım, bende film kopmuş. Ah Canım Urfam, sevdiğimdin, bir de hasretim oldun bu yıl...

Diyarbakır; öteden beri merak ettiğim. Diyarbakır; "onlar" ve "biz" olanların yaşadığı. Ey benim güzel vatanımın güzel insanı. İster "geliyem" de, ister "geliyim". İster "geliyrem" de, ister "geliyorum" ya da "celiyrum". Nasıl dersen de işte, ben her halini seviyorum senin. "Eğer Sen bensem, ben de Sensem, bu ayrılık nicedir?” demiyor mu Hazreti Mevlânâ'mız? O halde "onlar" kim, "biz" kimiz?...

*Sevgili Mine Tozanlıoğlu'nun sayfasında görüp tanıdım bu kitabı. Evvelce hiç duymamıştım. 23'ünde bir bayan öğretmenin Diyarbakır Silvan'a atanmasının ardından yaşadıklarını anlatıyor. Yani tam da küçüklüğümden beri hayal ettiğim gibi. Muhakkak okumalıydım. Kaç yere sordumsa bulamadım. Sevgili Mine ne çok istediğimi hissetmiş olacak ki, kitabı bana hediye etti. "Bir gecede bitirdiğim kadar varmış" diye düşündüm hitamındaki hüzne içlenerek...