Urfam'ın ağaçları pembe pembe açıyor,
Gönlümün yamaçları yarenini arıyor,
Rabb'im'iz ramazanda rahmetini saçıyor,
Kullarsa O Kapı'ya hacetini soruyor.
Huzur ile geçelim bu mübarek günlerden,
Bal şerbetin içelim rahmet kaselerinden,
Arınıp tövbe ile paklanalım içerden,
Yeniden dirilelim güneş gibi göklerden.
19 Haziran 2015 / KONYA / 00.05
19 Haziran 2015 Cuma
16 Haziran 2015 Salı
AbdUllah'a Notlar-4
* Neyi istediğine karar vermek hayati önem taşır. Unutma, en kötü karar kararsızlıktır.
* Çok istediğin şeyler sen peşinden koşarken olmazlar. Ne zaman ki koşmaktan vazgeçtin, onlar senin kapını çalarlar.
* Sevgi, her koşulda iyi hissetmeni sağlayan bir sığınaktır. Sevmekten ve sevgini göstermekten korkma.
* İnsanlara cici görünmek için değil, kendin için harca çabanı. İçinde nasıl dayanıklı &çalışkan bir yürek vardır bilemezsin.
* Seviyorsan direkt gitme peşinden. Severken analiz zordur lakin evvela bir bak o bu sevgiye layık bir adem mi diye. Eğer öyle ise akışa kapıl gitsin.
* Gereksiz alınganlıklar sergileme. Ancak bir kıymetlin sana gönül koymuşsa hemencecik "yanlış düşünüyorsun" deme. Belki o, senin görmediğin bir noktayı görüyordur ve haklıdır.
* Kime ne kadar güveneceğini iyi belirle.
*Ben billirim'ci olma. Bir gün dünyan tersine döner ve bir anda aslında hiç bir şey bilmediğini anlarsın.
* Her şey insanlar içindir. Devran tersine dönerse yoğurt böreği gibi kendini salmayı değil, çelik gibi güçlü durmayı seç.
* Ilk görünüşe göre hüküm verme. Bazen olayların iç yüzü tahmin etmediğin kadar bambaşka olabilir.
* Bir insan için gelen mutluluk, aynı koşullardaki bir başka insana uğramayabilir. "Neden?" deme; imtihandır.
*Ne yaparsan yap, hep hüsn-ü niyet üzere ol.
* Pozitif enerji bulaşıcıdır. Cıvıl cıvıl ve güleç insanlarla bir arada olmayı seç.
* Saplantılarından kurtul. Öyle ki bazen sana çok daha iyisi nasip edilecektir. Bilemezsin.
* Hedefe kilitlen. Böyle yaparsan er ya da geç varırsın.
* İlk adımı hayır olanın sonrası gül bahçesi olur. İlle de niyetine dikkat et.
* Bazen 'olsun, olsun' diye ısrar ettiğin, imtihanın olur. Ayağına gelen ve tepmekte ısrar ettiğin fırsatlar ise mutluluğun.
* Mutluluk bir seçimdir AbdUllah unutma. Ve insan seçimlerini yaşar.
16 Haziran 2015 / KONYA / 02.49-05.30
12 Haziran 2015 Cuma
BAZEN-2
Bazen sadece olmasını istersin bir şeylerin. Arkayı önü düşünmezsin belki de. Öyle istiyorsundur ki, unutursun o an "karışma karıştırma" ilkesini. Sanki o şey oluverse dünya daha yaşanılası bir yer olacaktır. Sanki o şey oluverse güneş bir başka parlayacaktır. Ve başlarsın bu hedefin olması için çalışmalara. Gayret, doğru konuda olursa güzeldir gözüm. Senin kudret elinin yetişmeyeceği, dahası halli üzerine vazife olmayan konularda olursa; ancak boşa kürek çekmektir o. Niçin karışır karıştırırsın? Niçin heder almazsın "mazi" denilen hazineden? Hani o çok istediğin hedefler var ya, hani uğruna kaç gece uykusuz kaldıkların; bir gün bir perde açılıverir önünde ve o an anlarsın ki hakikat hiç de senin sandığın gibi değilmiş. Bunlar sana gizliyse de Allah'a (cc) ayandır. Madem öyle niçin yıpratırsın kendini? Yapacağın/söyleyeceğin üç kaide belidir:
* "Karışma, karıştırma."
* "Takma kafana tokadan başka bir şey."
* "Ya Rabb'i, ben pişmanım."
12 Haziran 2015 / KONYA / 01.42
20 Nisan 2015 Pazartesi
Öyle Olsa Ne?
El "said" dese ne "şaki" dese ne,
Tuttuğun yol haksa orda sebat et,
Dil said dese ne şaki dese ne!
Akıldır insana hakkı bulduran,
Hep hataya düşer aklı unutan,
Onu gönül ile harmanlamayan,
Yolum ak dese ne kara dese ne!
Aklını ipotek etme kimseye,
Yalnız Hakk'a inan ve Peygamber'e,
Hakiki bir mürşid bulursan dinle,
Halk "saptı" dese ne "kaydı" dese ne!
Ol Mevlana Rumi Şems'e can oldu,
Millet anlamadı, söylendi durdu,
İkisi el ele Hakk'a kul oldu,
El âşık dese ne maşuk dese ne!
Ceddini bilmeyen kendin bilir mi?
Boş teneke dolu sesi verir mi?
Aşkı tanımayan hakkı bulur mu?
"Ben oldum" dese ne "buldum" dese ne!
Eli günü bırak, nefsine bir bak,
Kusuru pek çoktur, yaptıkları fak,
Nefse muhalif ol, ki olsun ak pak,
Artık bal yesen ne bulgur yesen ne!
Sırra erdin ise sakın bırakma,
Yolun haktır inan, şüpheyle bakma,
Yaşıyorken öl ki tekrar azıtma,
Gayrı çul giysen ne libas giysen ne,
Ruh diri olsun da, cismi soysan ne!
20 Nisan 2015 / KONYA / 08.28
1 Mart 2015 Pazar
Davacıyım Hâkim Bey!
Umutlarım, hayallerim çalındı. Davacıyım Hâkim Bey...
Ben henüz altı yaşında bile değildim. İçimde bir aşk vardı, adı öğretmenlik. O dönemde Doğunun adı "mahrumiyet/terör" bölgesi idi. Oraya atanan öğretmenleri görürdük haberlerde her gün. "Ben gitmem, gitmeyeceğim" derlerdi. Çocuk kalbim ezilir, üzülürdü. "Orası da bizim memleketimiz. Doğulu çocuklar da bizim çocuklarımız. Onlar neden boynu bükük kalsın ki? Ben öğretmen olacağım ve gönüllü olarak Doğu'ya gideceğim." demiştim kendime o zaman.
Üniversiteye giriş yılı geldi çattı. Yıllarca öğretmen olup gönüllü olarak Doğu'ya gitmenin hayaliyle yaşamış olan ben, öğretmenlik tercih edemedim. Neden mi? Çünkü başımda Allah'ın emri vardı ve onunla öğretmenlik fakültesine girmek mümkün değildi. O fakültenin dekanı sabahları okulun bahçesinde bekliyor; örtülü kızların örtüsünü, peruklu kızların peruklarını başlarından çekiyordu. Hayal değil Hâkim Bey, hakikatın ta kendisinden bahsediyorum sana. O yıllarda bu fakültenin bahçesine dahi giremezdin örtünle. Mühendislik Fakültesi nisbeten daha iyiydi. Okul binasına değilse de en azından bahçeye girebiliyordun. Düşündüm o vakit. Öğretmenlik seçsem okuyamayacağım. Okusam bitirsem çalışamayacağım. Mecburiyetten mühendislik seçtim. Üçüncülükle girdim fakülteme. Girdim girmesine ya okurken neler çektim bir Allah bilir...
Okulun ikinci haftasında tramvaydan indiğimiz noktaya diktikleri güven(siz)lik görevlileri 'durun, başınızı açmadan giremezsiniz' dediler. Beklemediğimiz bir uygulamaydı. Şaşırdık, şok olduk. Orası sokağın ortasıydı. Nasıl yani? Açan orda açacak, peruk takan orda mı takacaktı? Giremedik. Kapıda durup ne yapsak diye düşünüyorduk. Bir tane yerel gazeteden bir muhabir geldi. Kamerası yok, herhangi bir kayıt cihazı yok. Sadece gözlem yapıp gazetesinde yazacaktı. Kapıdaki güven(siz)lik görevlileri muhabiri kulübelerine alıp dövmeye başladılar. Çam yarması gibi beş kişi, bir kişiye yumruk tekme girişmişlerdi. Gözümüzün önünde muhabirin kemiklerini kırdılar Hâkim Bey. Sonra polis kamerası geldi. Sivil kıyafetle içimize sızıp tek tek suratlarımızı çekmeye başladı. Sonradan öğrendik ki maksat kim olduğumuzu tespit edip kimliklerimizi toplamakmış. Sonra polis panzerleri geldi. Üstümüze sürdüler. Ben ne suç işledim Hâkim Bey? Hırsız mıydım arsız mıydım? Terörist miydim? Kapı baca mı indirdim? Devletin malına mı göz diktim? Polise taş mı attım? Sokaklara molotof atıp cam çerçeve mi indirdim? Ben vatanını sevmek, bayrağına âşık olmak dışında hiç bir şey yapmamıştım. Tüm yaşadıklarımı bunlardan ibaret mi sanıyorsun? Yanılıyorsun Hâkim Bey. Hepsini anlatsam roman olur. Ne zaman yeter ne gün...
O yaşımda polis panzerleri namlusunu niye bana döndü Hâkim Bey? Allah'ın emrine tâbi olmak neden suç sayıldı? Bu millet "Namlusunu halka çevirmiş tanka selam durmam!" diyen Anadolu yiğitlerini gördüğü gibi, "Tanklar yürüdüyse ne olmuş yani, 29 Ekim'de de tanklar yürüyor." diyecek kadar ileri gitmiş siyasileri de gördü. Bu millet neler çekti Hâkim Bey. Ben bir gün gezmeye giderken mahalle arasında sokak ortasında bir sivil tarafından durduruldum ve "aç bakayım çantanı, sohbete mi gidiyorsun sen?" laflarını duydum. Özgürlük mü? Bize akrabamıza gezmeye gitmek özgürlüğü bile tanınmadı. "Siz benim neler çektiğimi nerden bileceksiniz?!"
Dönemin Adalet Bakanı ifadesinde "şikayetçi değilim" demiş. Bu onun bireysel davası mı ki şikayetçi değilim diyor? Bu soru ona birey olduğu için değil, devrin Adalet Bakanı olduğu için sorulmuştu. Konuyu basite alıp "Şikayetçi değilim" deme hakkı yoktu. Ben hakkımı isterim Hâkim Bey. Umutlarım, hayallerim çalındı benim! Ben 28 Şubatçılardan da o lafı eden eski Adalet Bakanı'ndan da davacıyım. Hakkımı isterim Hâkim Bey. Ama burada ama Mahkeme-i Kübra'da. Ben çalınan hayallerimin hakkını isterim!
01 Mart 2015 / KONYA / 11.09
5 Şubat 2015 Perşembe
Ben Sana Ne Yaptım?
Halime o gün kendini yorgun ve tükenmiş hissediyordu. Gönlü kırılmıştı. Üstelik bu kaçıncı kırılışıydı kendisi bile hatırlamıyordu. "Neden hep böyle oluyor?" diye düşündü. "Kollarının altına kedi gibi sokulacağım bir adam istemiştim sadece. Kolu olan çoktu. Ama içlerinde ADAM olan yoktu." diye iç geçirdi. Hiç bir kötü niyeti yoktu. Kimsenin fenalığını istemez, hep iyilik için çalışırdı. Gönlünü korkusuzca teslim edebileceği bir yiğit aramaktaydı. Belki de tek hatası bir beklenti içerisinde olmasıydı. Ama o biliyordu ki bulanlar sadece arayanlardı. İşte bu yüzden, şairin dediği gibi, "seni bulmaktan vazgeçtim ama aramaktan vazgeçemedim." diyordu hayali sevdiğine. Her defasında yeni bir umutla yollara dökülüyor, "acaba nasibim bu mudur?" diye gönlünü açıyordu muhatabına. Ne var ki bir çuval pirincin içindeki kara taşlar misali, ne kadar münasebetsiz vicdansız varsa Halime'yi buluyordu. O da her seferinde "bunda da vardır bir hayır" deyip, kırık dökük de olsa yola devam ediyordu.
Fakat bu defa başkaydı. Hem yılların verdiği yorgunluk, hem yaşadığı son olayın eşsiz kırgınlığı; Halime'yi "son" noktasına getirmişti. Öyle kötü bir ruhani hâl içerisindeydi ki, kendi kendine düşündü:
"Yıllardır iyi niyetle aradım, çabaladım. İyi niyetimin iyi bir karşılık bulmasını bekledim ancak olmadı. Nerede hata yapıyorum acaba? Sevince çok sevmek hatalarımdan biri. Güvenmek zaten en büyük hata. Ben de az suçlu değilim. Ama bu sondu. Tükendim artık. Daha fazla gücüm kalmadı. Adeta eriyip bittim bu konuda. Olmayınca olmayabilir. Bunda bir sıkıntı yok. Benim asıl gücüme giden, iyi niyetimin kullanılması. Sevmeden sever görünenler var. Vakit geçirmek isteğinde olanlar var. Temiz duyguları zalim düşüncelerine alet etmek isteyenler var. Niçin bu kadar kötü bu insanlar? Madem düşlediğim mutluluk kovaladıkça benden kaçıyor, o halde vazgeçeceğim. Son, sadece son bir kişiye yol verip, o da olmazsa bu arzudan bütün bütün uzaklaşacağım. Hayatıma, kendime son bir şans tanıyorum. Karşıma çıkacak aday benim için son olacak. Ya olacak ya ölecek hislerim." dedi.
Bu düşüncesinde aslında hatalıydı. Zira her yeni gün, her yeni nefes; insana verilmiş yeni bir fırsat, yeni bir umuttu aslında. Ancak Halime o gün bunu düşünebilecek vaziyette değildi. Kalben yorgun, bitkin, kırgın bir haldeydi.
İşte durumlar böyleyken başladı Halime'yle Raşit'in öyküsü. Raşit Halime'yle tanışmak istemiş, hatta bu konuda zavallı kızcağızı bir hayli zorlamıştı. Halime görüşeceği kişinin onun evlilik yolunda tanışacağı son insan olduğunu bildiği için temkinli hareket ediyor, hemen razı olmak istemiyordu tanışmaya. Fakat imtihan bu ya, olaylar o noktaya geldi ve Halime-Raşit yolculuğu başladı.
Başlangıçta her şey çok güzeldi. Raşit hakikaten Halime'nin şimdiye kadar tanıştığı insanlardan çok farklıydı. Yumuşacık, merhametli bir kalbi; kibar bir dili vardı. Halime de bu mutlu yolculuğa kendini kaptırmış gidiyordu. Yazık ki yine "çok sevme" yolunda ilerliyordu farkına bile varmadan. Her şeye rağmen, şimdiye kadar edindiği tecrübelerden ötürü bir kurt da kalbini kemirmiyor değildi. Acaba, diyordu, acaba bu işin altından da görünmeyen bir yüz çıkacak mı? O yüzün görünmesi bu defa biraz zaman almıştı. Raşit Halime'yi kendine iyice alıştırıp bağladıktan sonra aniden ortadan kaybolmuş, bir korkak gibi tek söz etmeden kayıplara karışmıştı. Acaba başında bir hâl mi vardı ya da ölmüş müydü? Ama hayır. Halime bir gün Raşit'in sapasağlam bir hayat sürdüğünü gördü gözleriyle. Üstelik çok da mutlu görünüyordu. O an ona seslenecek gücü kendinde bulamasa da, içinden şu cümleyi tekrarladı Halime:
"Ben sana ne yaptım? Ben sana ne yaptım ki bana bu kötülüğü ettin?..."
Tüm bu olanlara "YİNE" bir anlam veremedi Halime. "Neden?" diyordu, "neden?" Acaba Raşit bir ruh hastası mıydı? Yoksa sadece egolarının peşinde koşan bir bencil miydi? Kendi küçük dünyası içinde umutlarla yaşayan bu kızcağızdan ne istemişti acaba? Niçin onun sade ve saf dünyasını başına yıkmıştı? Eline ne geçmişti ki bunu yapmakla?
Raşit bu vicdansızlığından ne elde etti bilinmez. Lakin Halimecik bu defa hakikaten kararlıydı kendine verdiği sözü tutmakta. O günden sonra asla hayatına kimseyi almadı. Kalbine girmek isteyenlere müsaade etmedi. Kim bilir, bunların içinde belki de gerçekten layık olan doğru insan da vardı. Ama Halime bu riske girmeyi bir kez daha göze alamadı. Şimdiye kadar hayatına giren yanlış insanlar kötü ise, Raşit kötünün de kötüsü olmuştu. Zira o bilmiyordu ama, Halime için o son şanstı...
Bu hikaye mutlu bitmedi. Halime, niçin kandırıldığını hiç anlamadan yapayalnız ve renksiz bir hayat sürdü. Raşit mi? O her zamanki gibi kendisini iyi biri olduğuna inandırıp, hiç bir şey olmamış gibi bencilce hayat yolculuğuna devam etti...
05 Şubat 2015 / KONYA / 02.02
9 Ocak 2015 Cuma
En Kısmetli Kedi Müezza
Merhaba Arkadaşlar,
Havalar iyiden iyiye soğudu. Önceki gün Konyamızda şehrin tüm giriş çıkış yolları kapandı kar sebebiyle. O kadar ki bir arkadaşım çalıştığı fabrikada sabaha dek mahsur kaldı yola çıkılamadığı için. Bu soğuklar biz insanları bile böylesine etkiliyorken; dışarıdaki evsiz barksızlara ve sokak hayvanlarına Cenab-ı Hakk yardım etsin. İşleri hakikaten çok çok zor. Fakat bu imtihanda yalnız değiller. Onların imtihanı bu soğukta evsiz ve aç kalmak ise, bizlerin imtihanı da onları gözetmek. Dolayısıyla etrafa hayvanlar için yemek ve donmamış su koyup, evsizleri gördükçe de polise/belediyeye haber etmek lazım. Allah imtihanımızı kolaylaştırsın.
Kedileri oldum olası çok sevmişimdir. Bir gün bahçeli bir evim olursa bir İran kedisi edinmek hayalindeyim. O pofuduk tüy yumaklarını çok seviyorum =) Kedileri zaten severdim lakin içlerinde öyle bir tanesi varmış ki resmen kedilerin en nasiplisi. Adı Müezza. Müezza ile bir instagram takipçim vesilesiyle tanıştım. Kendisi Efendimiz (SallallaHu Aleyhi Ve Sellem)'in kedisi imiş. Şöyle ki Uhud seferinde, ordunun önüne yavrularını emziren bir kedi çıkınca, Efendimiz (SallallaHu Aleyhi Ve Sellem) kedinin başına ezilmemesi için bir nöbetçi dikmiş ve orduyu o kedinin etrafından dolaştırmış. Seferden döndüğünde o nöbetçiden kediyi istemiş ve sahiplenerek adını Müezza koymuş. Siyah beyaz bir Habeş kedisiymiş Müezza. Ağzının içinde üst damağında lekeleri varmış. Bu sık rastlanmayan damağında leke olan kedilerin Müezza'nın soyundan geldiği kabul edilirmiş. Efendimiz (SallallaHu Aleyhi Ve Sellem) kedisi Müezza'yı o kadar çok severmiş ki, Müezza bir gün sedirde oturan Hazreti Muhammed'in (SallallaHu Aleyhi Ve Sellem) giysisinin ucunda uyuya kalmış. Peygamberimiz (SallallaHu Aleyhi Ve Sellem) Müezza'yı uyandırmamış ve giysisinin ucunu usulca keserek kalkmış.* Rahmet Peygamberi... İnsan okudukça/öğrendikçe daha çok seviyor O'nu... Peki siz Efendimiz'in (SallallaHu Aleyhi Ve Sellem) bir gün serçesi ölen çocuğa baş sağlığı ziyaretine gittiğini biliyor muydunuz? Bu ne güzel ne ince bir kalp böyle. Şimdilerde bazı insanlar böyle örnekleri duyunca "ama canım O Peygamber'di, bizler öyle olamayız" diyorlar. Evet, O Peygamber'di. Ama unutmayalım ki Peygamberler zaten bizlere örnek olarak gönderilmişlerdir. Yani nasıl davranılacağını Onlardan öğrenmemiz için. Allah (Celle CelaluHu) cümlemize idrak açıklığı versin.
Müezza'nın kelime manası izzet ve ikram olunan, saygı ve sevgi gören, itibar edilip ağırlanan imiş.
Yeni bir bilgi öğrenmeme vesile olan instagram takipçime teşekkür ediyor, Müezza'nın hikayesini paylaşmak vesilesiyle hepimizi hayvanlara daha merhametli ve duyarlı olmaya davet ediyorum. Hepinize sevgilerimle.
Umut hep vâr olsun.
*http://www.haber7.com/hayvanlar-alemi/haber/984173-islamda-ozel-bir-hayvan-kedi
**Fotoğraf internetten alıntıdır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






.jpg)