29 Eylül 2018 Cumartesi

Evlilikte mutlu olmak için

Merhaba blog dünyası, 
Bir önceki yazımdan sonra ha bugün ha yarın derken aradan tam dokuz ay geçmiş. Elbette ki bu dokuz ay bomboş da geçmedi. Kendimi, hayatı, ölümü sorguladığım zamanlardı. Bir vakit "acaba şunu yazmalı mıyım yoksa yazmamalı mı" diye düşünürken, gün geldi yazmanın yazabilmenin nasıl büyük bir nimet olduğunu algıladım. Öyle anlar oluyor ki insan hayatında, yazmak istiyor lakin yaz(a)mıyor. O vakit anlıyor yazmak dahi nimetmiş insana bahşedilen...

Yazının başlığına dönecek olursak, bekar bir insanın böyle bir başlık atması sizleri şaşırtmış olmalı :) Lakin tam da şu an, yol halindeyken, zihnime bir şeyler geliverdi. Bunu bloğumda yazmalıyım deyip geldim. Bismİllah deyip aylar sonra yeniden başladım :) 

Canım Urfam'a en son 2015 mayısında gitmiştim. Elbette ki her zaman olduğu gibi o gün bugündür burnumda tütüyor. Hasret hem çok zor hem çok güzel. Zor çünkü insan tüm hücrelerinde bir acı gibi hissediyor. Güzel çünkü özleyecek bir sevginiz var. Şimdi neredeyse 3,5 sene sonra çok sürpriz bir şekilde Urfa yoluna düştüm. Son zamanlarda mütemadiyen "Canım Urfam'ı çok özledim, keşke nasip olsa da gitsek" diyordum. Rabb'im nasip etti, dün gece belli oldu, bugün yoldayım. Sadece 1-2 günlük ama olsun. Az şey mi? Nasipse Urfam'ın suyunu içeceğim, havasını soluyacağım, insanını görüp şivesini duyacağım :) Sürmeli gözlerine doyaaa doya bakacağım inşaAllah. Şimdi bu sevinç ve heyecan ile yola düşmüşken yol tefekküründe kalbime evlilik ile ilgili şu düşünce geldi. Hani geçimsizlikler boşanmalar arttı diye konuşulur ya hep, düşündüm de insanın geçinip geçinmeyeceği belki az çok belli olur bekarken. Şöyle ki, evlilik kesinlikle bir imtihan. O vesile ile hayat size ya Cennet oluyor ya Cehennem. Bunu da başına gelmeden bilemez tabi insan. Lakin kendimize şöyle bir dönüp baktığımızda evlilik hayatıyla ilgili çıkarımlarda az çok bulunmamız mümkün sanki. İki farklı insanın aynı evde aynı hayatı paylaşması elbette ki çok kolay olmayacaktır. Herkesin kendine ait düzeni alışkanlıkları vb var... Lakin bugün bekarken nasıl bir insan olduğumuza bakalım. Annemiz/babamız/aynı evin içinde yaşadıklarımız bizimle tıpatıp aynı mı? Hayır. Onların bizi, bizim de onları zorlayan huylarımız vardır elbette. Sonuçta herkes başka bir insan. Lakin birbirimizi olduğumuz gibi kabul edebiliyorsak, farklılıklarımıza rağmen birbirimizi sevebiliyorsak, sürekli şikayet etmiyor yahut sorun çıkarmıyorsak; geçinmenin yolunu bulmuşuz demektir diye düşünüyorum. Anahtar kelimeler sanırım tahammül, olduğu gibi kabul etmek ve her şeye rağmen saygı sevgi. Ne diyelim, Rabb'im cümlemize Peygamber ahlaklı eşler nasip etsin. Bizleri de öyle etsin. 

Yani özetle bugün etrafımızdaki insanlara karşı geçim ehli biri miyiz yoksa saldırgan/huysuz/tahammülsüz/bencil biri mi? Kendimizi bu noktada sorgulayıp eksiklerimizi gidermeye çalışarak (nasipte varsa) yarınlarımıza yatırım yapabiliriz. 

Arayı dokuz ay kadar uzatmadan, en kısa zamanda yeni bir yazıda görüşmek ümidiyle :) Umut hep vâr olsun. 

29 Eylül 2018 / KONYA / 00.15

26 Aralık 2017 Salı

Balkabağı kavurması (Sergül'den)

Sevgili Sergül'ün balkabağı kavurması tarifini geçen kış deneyip sevmiştim. Bu yıl tekrar yapmak nasip oldu. 


Balkabağını küp küp doğrayıp zeytinyağı ve susam yağı ile kavuruyoruz. 


Karabiber, tuz, kekik vb istediğimiz baharatları ekliyoruz. 


Hazır olunca tabağa alıp, 


Yoğurt ile yiyoruz :) Ben sarımsaklı yoğurt döktüm üzerine. Güzel oldu. 
Teşekkürler Serrose :) 

11 Aralık 2017 Pazartesi

Dertleşmek


"İnsanın içi çekiliyor bazen" dedi. "Nasıl anlatsam... Hani böyle bir şeyleri bekliyorsun. Umut ediyorsun. Tam oluyormuş gibi oluyor. Sonra bi bakmışsın kalbinde cam kırıkları ile kala kalmışsın. Neden öyle olduğunu anlıyorsun. Sıralıyorsun sebepleri bir bir. Sebep ararsan bin tane bulunur zaten. Ondan kolay ne var? Asıl mühim olan sebepler değil ki. Asıl mühim olan niyetlerdeki samimiyet. Samimiyet yoksa yarım kalıyor her şey. Ya da sadece sende varsa da yarım kalıyor."
Şöyle bir baktı, sonra devam etti konuşmaya. 
"Şimdi bana bunlarla neden kafamı şişiriyorsun mu diyeceksin yoksa? Ama biliyorsun işte, ben de seninle konuşunca rahatlıyorum. Aslına bakarsan konuşmaya bile gerek yok. Giden gidiyor, biten bitiyor. Neyi niye konuşacaksın ki? Tek bildiğim, insanın içi çekiliyor bazen. Hayallerin elinde patlayınca yüreğin yere göğe sığmıyor. O andan sonra her şey birer birer yitiriyor anlamını. Ve sen, artık eski sen olmuyorsun. OlAmıyorsun!...
Böyle işte canım anam. Oğlun bugün de sana dertlendi..." dedi. O an gözünden düşen iki damlayı elinin tersiyle silerken, sağ yanında duran anasının kabrine baktı. "Sence artık bazı şeyler için çok mu geç canım anam?" dedi içini çekerek ağlarken...

11 Aralık 2017 / 22.08 / KONYA 

19 Kasım 2017 Pazar

Katil bazen kurtarıcıdır da aslında

Ne çok acı var kalbin içinde... Ne çok yalnızlık, anlaşılmama ve acı var... Hayat böyle bir şey galiba. Gerçeklerle gölgeler arasında geçip giden. Geliyormuş gibi yapıp geri dönen, söz verip ortada bırakan, soru sorup cevabı duymayan... Bencillik mi bu zamanın hastalığı? Gelirken geri dönmek mi? Pervasızca can acıtmak mı? Sonra hiç bir şey olmamış gibi hayatına devam etmek mi? Suçu kendin işleyip sağa sola 'o yaptı' demek mi? Hangisi? Ya da hepsi mi? Eskiden onurlu,  şerefli, sözünde duran insanlar vardı bu dünyada. Peki şimdi onlar neredeler? Neden görünmüyor, duyulmuyorlar? Yoksa kalmadılar mı hiç? Olmalılar. Olmalılar yoksa hayat çok daha zorlaşıyor. 

O yaz günü, hani güneş tam tepedeydi hatırlıyor musun? Saat durdu o gün. O gün demek yanlış aslında, o an durdu. Çünkü pili bitmişti. Boşalmıştı saatin pili. Sonra ne mi oldu? Saatin pile güveni kalmadı ki artık. Ne olabilir o andan sonra? Güveni kalmayan bir daha adım atabilir mi? Tabi ki atamaz. İnsan düz bir yolda koşar adım yürür de uçurumun kenarında ikinci bir adımı atamaz. Düz yolda seri yürümesine neden olan güvendir. Uçurumda onu durduransa güvensizlik... 

Bir şey yaparsın. Sana göre 'küçük'  olan tek bir şey. Fakat o senin küçük sandığın, belki birinin hayata tanıdığı son şanstır. Ve sen o son şansı pervasızca harcamışsındır. Uf demeden kıymışsındır yani. Sonra ne mi olur? Onun boynuna 'yalnızlık ömür boyu' düşer, senin boynuna... Neyse... 

19 Kasım 2017 / KONYA / 23.50

12 Kasım 2017 Pazar

Koyverdun Gittun Beni


Kim bilir şimdi hangi diyardasın Hazalım.... Bıraktın beni burada bir başıma, yapayalnız. Oysa ne olurdu giderken beni de yanına alsaydın? Ben hep gözlerinin içine bakmadım mı? Ben hep yüreğinin gerçekte hissettiğine şahit olmadım mı? Herkes seni garip olmakla suçlarken, ben hep hülyalı gözlerindeki mefkureni desteklemedim mi? Sen her şeyi bir kenara bırakıp sırat yolunda emin adımlarla yürürken, ben gizli aşikar ellerini tutmadım mı? Ne vakit yalnız bıraktım seni? Ne vakit desteklemedim? Ne vakit 'yeter artık' dedim de koyverdum gittum seni? 

Oysa sen, sen yanımdan salına salına geçip gittin de ardına dönüp bir of demedin. Demedin ki ne olacak hali arkada kalanın? Peki şimdi merak ediyor musun ne yapıp ettiğimi? Ben hala her temmuz aynı günde o kuyuya gidiyorum. Hani içine mor papatyaların atıldığı o kör kuyu var ya, oraya. Her şey bıraktığın gibi. Çocuklar hala gülüyor kuyunun etrafında koşuşurken. Civardaki trafik hala yoğun. Aşıklar gelip geçerken mor papatyalar atıyorlar kuyuya "aşkımız bitmesin, bu papatya bu kuyudan çıkmadıkça ayrılmayalım" diye.Ve ben hala çay içiyorum. Ama yalnız... Sahi, biz de mor papatya atmamış mıydık birlikte o kuyuya? Peki biz niye ayrıldık Hazalım? Sen niye koyverdun gittun beni? Sahi niye?... 

12 Kasım 2017 / KONYA /00.08

28 Ekim 2017 Cumartesi

Zehrem'in Demi, Gönlümün Gamı

Gönül hanemde demlenen Zehrem, 
Aylar var ki konuşmadık seninle. Ben ki, çayı ne çok sevdiysem seni de öyle sevmişim. Sana olan sevgimi mangaldaki çay gibi usul usul demledim. Sabırla, özenerek... Lakin çay kıvama geldiğinde onu ateşten almazsan, bekletirsen; çay çaylıktan çıkıp acır bilirsin. Hal böyle iken sen neden beni bekletirsin Zehrem? Niçin saklandığın dağın ardından çıkıp gelmez, yüreğimi şeneltmezsin? Ben, seni sabırla bekledim hep. İnanarak, güvenerek bekledim. Sen bir gün gelecektin. Hayalimdeki gibi dürüst ve olgun olacaktın. Kendinden emin bir halde karşıma geçip konuşacaktın. Ten kafesinden sıyrılmış bir aşk ile yüreğimdeki yıldızları görerek gelecektin karşıma. Yüreğimi sıcacık sarıp sarmalayacaktın. İşte o an, sana olan sevdamın demlenmesi için beklerken çektiğim tüm acıları unutacaktım. Gülen gözlerinde huzuru, güveni görecektim. Gözümün nuru, gönlümün aydınlığı olacaktın sen...

Beni çok, çok beklettin be Zehrem! Yıllar akıp giderken pek çok şey değişti. Ben de değiştim. Lakin sana olan sevdam değişmedi. Ben hala umutla bekliyorum seni. Biliyorum geleceksin. Zira "Vermek istemeseydi, istemek vermezdi." 

Hadi çık gel, kendi ellerinle demli bi çay ikram et bana :) 

28 Ekim 2017 / 22.35 /KONYA 

4 Haziran 2017 Pazar

Ev Yapımı Tereyağ

Sabır ile koruk helva olurmuş. Eve aldığımız sütlerin kaymaklarını buzlukta biriktirdim. Epey biriktikten sonra çıkarıp tahta kaşıkla karıştırmaya başladım. Saatlerce karıştırdım. İlk başta sulu süt kesiği görünümündeydi:


Daha sonra iyice sulanmaya başladı:


Sonra toparlamaya başladı:


Ve mutlu son :)