25 Temmuz 2011 Pazartesi
SAMSUNG'DAN UZAK DURUN PİŞMAN OLMAYIN !!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
14 Temmuz 2011 Perşembe
ÇOCUK
Kapımın önünde dolanma çocuk,
Beni benden alır o güzel yüzün,
Yaz günü gördün mü giymişim gocuk,
Aklım firar etmiş, yüzümde hüzün.
Kapımın önünden yol alma çocuk,
Dalarım görünce, kalır sigaram,
İçmeden tükenir hep yana yana,
Düşmüşüm derdine, kanıyor yaram.
Bak kaydı kayacak şu aciz aklım,
Kim demiş her ocak duman verecek?
Dumansız ateşin içimde saklım.
14 TEMMUZ 2011 / KONYA / 14.18
7 Temmuz 2011 Perşembe
TAZE EKMEK ARASI UMUTLARIM
Hangi iklimin çiçeğisin sen?Hangi yağmurlarda ıslandın boy verirken?
Hangi şefkatli anne eli değdi saçlarına, sen büyürken?
Peki ya nerelerdeydin?
Nerelerdeydin ben ölürken?
Umudumu gizli tuttum,
Derdi bir bardak suyla yuttum,
Kendi saçımı kendim okşasam da, mesuttum.
Islanmıştı gözlerimin altı,
Rüzgâra tuta tuta kuruttum.
Niçin yıpranmıştı defterin sayfaları?
Gözlerim eski eski baksa da,
Umut daha sıcacıktı.
Gelmeni istedimse de ketumca bekledin,
Şüphesiz, bir bildiğin vardı.
Tamam o zaman,
Ben beklerim sabırla her an,
Nasıl olsa gelirsin bir gün, yok hiç güman,
Sen,
Sen uzaklardan bana bakan,
Ne renkti gözlerin?
Yok hayır, unutmadım,
Hiç gözlerine bakamadım ki utancımdan.
Ben seni bitmeyen bir umutla,
Gönlüme verdiğim komutla,
Gözlerime buğu saçan bulutla,
İçimde yeşerttiğim yakutla sevdim.
Öyle çok sevdim ki seni,
Kızamadım geç kaldığına dahi,
Ve kıyamadım o inciye, gözlerindeki hani.
Ömür defteri…
Çevrildikçe sayfalar,
Yıpransa da vücutlar,
Hep taze kalır umutlar,
Ömür defteri…
Sen gelmeden kapansa dahi,
Yine de bulurum, yazıldıysa, seni…
27 Haziran 2011 Pazartesi
OKSİTLENMİŞ CÜMLELER
MERHABA GÖKKUŞAĞI

Umutlarım vardı benim. Bir bir gökkuşağına çizeceğim. Her sabah yeni bir gün doğarken, benim de içime koskocaman ümitler dolardı. Bahçemizdeki kayısı ağacının yapraklarından para yapıp da evcilik oynadığım o günler, düşlediğim rengarenk yarınlara hazırlıktı aslında. Paranın kayısı yaprağı kadar masum olmadığını bilmiyordum o vakitler.
Gökkuşağı çıkması için yağmuru beklemek de gerekmiyordu aslında. Her çocuğun gönlünde çiziliydi gökkuşakları. Öylesine güçlüydüm ki! Tüm yalnızları kucaklayabiliyor, tüm açlarla ekmeğimi paylaşabiliyor ve annesiz tüm çocuklara ninniler söyleyebiliyordum hayallerimde. Her şey nasıl da kolaydı çocukken...
Aslında o zamanlar da biliyordum insanın sadece dizleri kanadığında ağlamadığını. Her şeye rağmen kendi ütopyamı oluşturuyor ve taze ekmek arası umutlarla besliyordum her gün. Evet zordu. Ama imkansız değildi benim için. Ben büyüyecektim. Ve düşlerimi bir bir gerçekleştirecektim. Nerden bileydim anne dünyada kibrin alıp yürüyeceğini? İnsanların dünyayı sonsuz sanacaklarını nerden bileydim? Sen bunları bana hiç anlatmamıştın ki...
Ve bir gün, aslında hiç bulamadığımı yitirdim. Sustum. Suskunluğum karların birleşip çığ olmasına sebep oluyordu. Çığ düştükçe sustum, ben sustukça çığlar düştü. Kimse bilmedi anne. Vaz geçtim sandılar ya, öyle değildi aslında. Ellerimdeki bu izler mi? Onlar yırttığım dikenli tellerden hatıra. Yola devam etmek için mecburdum buna. Olsun. Varsın ellerim gül rengi olsun. Yazar demiyor muydu beklenen gün gelecekse çekilen çile kutsaldır diye.. Biliyorum anne. Bir sabah. Bir sabah mutlaka o gökkuşağı umutlarla dolu yeni güne uyanacağım. Bekle...
23 Haziran 2011 / KONYA / 18.05
21 Haziran 2011 Salı
KİME NE?
Bir diğeri "Karışma, karıştırma!" sözü. Aç önüne bir defter. Sana verilen görevler ne ise sadece onları ya(p)z bu deftere. Merkez Efendi neden Merkez Efendi olmuş bilir misin? Hocası Sümbül Efendi bir gün müridlerine sormuş. "Cenab-ı Allah dünyanın yönetimini bir süreliğine sana verecek olsaydı, ne yapardın, nasıl yönetirdin?" Herkes kendince bir cevap vermiş. Kimisi demiş asar keserdim. Kimisi demiş tüm kafirleri öldürürdüm. Kimisi dünyadan şu şu kötülükleri / olumsuzlukları süpürürdüm demiş. Sıra Merkez Efendi'ye gelmiş. O cevaben "Ben hiç bir şey yapmaz, aynen devam ederdim" demiş. Niçin diye sormuş hocası. "Hâşâ Cenab-ı Allah'tan daha mı iyi bileceğim? O böyle yapıyorsa muhakkak bir bildiği vardır. Ben de aynen O'nun kurduğu düzende devam ederdim" demiş. Bunun üzerine Sümbül Efendi "İş merkezini buldu" demiş. Ve o günden sonra bu talebe "Merkez Efendi" olarak anılır olmuş. Sen işi neden merkezinden saptırmaya kalkıyorsun ki! Karışma, karıştırma. Kulluğunu yap yeter.
Rahatsızlandıktan sonra aklımı başıma devşirdim. Olan biten her şeyi takmamaya başladım. Bana bunu önceden söyleyenlere "yapamıyorum" derdim. "Huy işte, ne yapayım, olmuyor." Ama huy filan değilmiş. Huy zannettiğimiz pek çok şey belki de bilinç altınca yapılan bir aldatmaca.
İlk günlerde her şey çok güzeldi. Önceden taktığım bazı şeyler karşıma geldikçe gülüyor ve "Bu muydu ya Hu dert edindiğim?" diyordum. Fakat insanoğlu bu. Zaman ilerledikçe eskiyi unutup gaflete düşebiliyor. Dün yaptığını bugün bırakan, yarın tekrar onu yapmaya başlayabiliyor. Bazı konular hakkında hiç durmadan konuşan yaşlı ya da yaşsız teyzelerden son derece etkilenmeye başlamıştım son zamanlarda. Varlı vakitsiz sorular sormak insanı nasıl da bunaltıyor! Öylesine sıkıldım ki sorulardan, artık bu durum hayatımı etkilemeye başladı. Gitmem gereken yerlere gitmemeye başladım. Sırf saçma sapan sorulara maruz kalmamak için. Her şeyi de merak etmeyiverin diye haykırasım gelse de, ayıp olmasın ve kalpleri kırılmasın diye seslenemediğim teyzeler. Oysa onlar böylesine her şeyi didikleyerek kalp kırdıklarının nasıl da farkındalardı! İş içimde giderek büyümeye başlıyordu ki, yine babamın o sevdiğim sözlerinden birini hatırlamak iyi geldi bana. Fakat kendi kendime değil bu hatırlayışım. Nasıl kafaya takıp nasıl etkilendimse kendimi bir türlü motive edemedim hayata kaç gündür. Kıymeti başımın üstünde taşınan bir güzel kul duruma müdahale edip "titre ve kendine gel" dedi adeta =) Allah razı olsun ondan. Şimdi babamın incilerinden birini daha hatırlıyor ve tekrarlıyorum:
_Derler.
_Ne derler?
_Ne derlerse desinler. Kime ne!
20 Haziran 2011 Pazartesi
KIYMETLİ ÂWDİL ZEHRE'Yİ YAZMIŞ
- Yalnızlık içimde frengili bir bilmece.Konuşsam ûs(lar)a firari militan olarak düşeceğim.Ve son (raki)baharların güne bakmayan yüzlerine atılacak dibace olacak anlaşılmaz lehçemde saklı kalacak bilinmez kelimelerim.Bu yüzden bana konuş deme.Konuşsam kırılgan bir ağıt dökülecek dilimdem,konuşsam seni söyleyip yine en çok kendimi kanatacağım.
Oy Zehre.Ben yine cennete râm olmaya çalışırken,ellerine kibrit kutusu habsetmiş;şeytanlarca cehennem sürülüyor yüzümün en sana bakan yanına.Cemresi filistine düşmüş bir ilkbahar gibi istila ediliyor düşlerim.Bakma yüzüme! Yüzüm,erken doğan ceninlerin yüzü kadar kan karası bir acıya muttasıl.Dokunsan,ölüme denk düşecek ağlamalarım.
Ah Zehre.Düşlerim tutsak zamanların en münkesir sayhasına,prangalı masallarca tecrid edilmiş.Yine sert akabelerde sadr olan çocukları üşütüyor bu deli rüzgâr.Beni sorma,payiz bir yazgının zemheresinde doğduğumdan beri üşümedim şehrin işlek meydanlarında.Görmüyormusun,sol yanımda bir deli ayaz,dokunsam sana;kış olacak gözlerinde çağlayan bahar,dokunsan bana;yanacak içimde binlerce yıldır yanmayan cehennem.Bir nefeste benim için al zehre.Yoksa nefessiz kalacak içimdeki çocuğun delişmen sevişmeleri.
Gökyüzü içimin kuytuları kadar zulmetefza,yağmuru bekliyorum yeryüzüne sakladığım günahları etrafa saçmak için.Korkma sakın düşmeyecek ellerinden,kayıp bir vadiden topladığın papatyalar.
Zehre,gecenin bağrında saklambaç oynamayı bilirmisin?Ben hep geceyim;sadece gece anlıyor içimde olup bitenin halinden.Kapkara bir zilletim ben gecenin en galiz makamında.
Yanmış bir kağıdın tutuşmayan köşesinden başlıyorum
yine sabahın getirdiği,bilinmez günlere.Oysa sen güneştin ve ben bakamıyordum sana.Gökyüzü sana boyanmış,gökkuşağı seni saklıyor her renginde.Yani sana boyanmış gök-kubbenin her
halesi.Söylesene;Zehre!Hangi renk sana çıkar,hangi bulut gözbebeklerinden su taşır kurak iklimlere,hangi mevsim seni bekler,cemresiz iklimlerin
coğrafyasında.
Doğma bu mevsim,Zehre.
Ben aydım,ve gece kadardım,kendimden yana,gece kadar,karanlık zûl.
Kaçıyorum güneşe uzanan saatlerin yelkovanından.Ömrüm bir saniye,yaşarsam lahzada kayıp düşeceksin ellerimden.Olmuyor imkan/sızım/ varmıyor yorgun meleklerin yaşamından çaldığım,mütenahi zamanlar,yetmiyor seni dillendirmeye kalemin şekillendirdiği kelimeler.
Ah Zehre.Münzevilik iddiasıyla soyunmuyorum artık,yenilgiye uğrayacağım savaş
meydanlarına.Severek girip,söverek çıktığım savaşlar nedamet eker oldu dudaklarımın,en militan yanına.Söylesene hangi barış fermanı sunacak gözlerini yaslı bir gece nöbetinin çıkmazına?Hangi mermiye kurban olacak mücrim bedenim?Hangi tüfeğin namlusuna sürdün müferreh kokunu?Yine bilinmezlerle
hükmediyorsun hüznümün en mavi tonuna.Bense bir bilinmeze
sürükleniyorum.
Bitiyorum.Sözün varsa susma,hükümsüzüm. - 16 Haziran 2011 09:36