25 Nisan 2011 Pazartesi

EV YAPIMI BULAŞIK MAKİNASI DETERJANI

Daha evvel ekleyeceğimi söylediğim ev yapımı bulaşık makinası deterjanı için bu yazım. Kardeş Lezzetler Süheyla Abla'yı tanıyanlarınız vardır. Kendisi pek çok duyarlı hanım gibi hazır gıda almamaya ve içeriği bilinmeyen temizlik-kozmetik maddesi kullanmamaya dikkat ediyor. Bloğuma bıraktığı bir yorumda vanilya ve kabartma tozunu araştırmamı rica etmişti. Bir de bulaşık makinası için bazı hanımların önerisi üzerine Arap Sabunu kullanmayı düşündüğünü, ancak yaptığı araştırmalarda Arap sabununun bulaşık makinasından tam olarak durulanmayacağı bilgisine ulaştığını söylemiş ve bu konuyu araştırmamı istemişti. Bir de sıvılaştırılmış Arap sabunları hakkında bilgi istemişti. İyi ki de istemiş =)

Konuyu iki gıda mühendisi arkadaşımla ve Cahide Abla'nın sayfası vesilesi ile tanıdığımız Kimyager Kudret Livaoğlu Hanım'la görüştüm. Gıda mühendisi arkadaşlarımdan birisi vanilya için "Vanilya sadece alkolde çözünür ve o şekilde üretilir. Dolayısıyla kullanımı uygun değildir." derken; diğeri alkolde çözdürülenin hakiki vanilya olduğunu, bizim evlerde kullandığımızın o şekilde üretilmediğini söyledi. Kudret Hanım ise bu konuda: "Bizim marketlerden satın aldığımız vanilya sentetik olarak elde edilir. Gerçek vanilya bitkisi alkol ya da gliserinde bekletilerek sıvı olarak vanilya özü elde edilir. Katı olarak satın aldığımız vanilyalarda alkol eseri zaten olamaz. Sıvı olanları üretici firmalar kullanır; hazır aldığımız ürünlerde vanilya varsa dikkat etmek lazım." dedi.

Kabartma tozu için "Kabartma tozu kullanmak mayalanmaya göre kıyaslandığında gıdanın besin değerini arttırmaz. Ama bu zararlıdır demek anlamına da gelmez" dedi. Gıda mühendisi arkadaşlarım da kabartma tozu kullanmanın sağlık açısından bir sıkıntı oluşturmadığını söylediler. Yalnız şunu belirtmeliyim ki aranızda sıfır tuz diyeti uygulayanlar varsa kabartma tozundan uzak dursun. Rahatsızlığım esnasında gıdalardaki tuz miktarı ile ilgili bilgi edindim ve kabartma tozunda yüksek miktarda tuz var.

Arap sabunu hakkında ise önce Kudret Hanım'ın söylediklerini aktarayım:

"Arap sabunu doğal yumuşak sabun çeşididir. Sabunlar geçmişte tedavi etmek amacıyla sağlık sektöründe bile kullanılıyormuş. Sabunların insan ve çevre sağlığına zararı konusunda hiçbir literatür bulamazsınız. Arap sabunu da doğal bir alternatiftir. Ev yüzey temizliğinde kullanabilirsiniz. Sentetikler kadar güçlü olmadığı için bulaşık yağlarını çözmede yeterli olmaz. Bulaşık makinelerinde verimli sonuç alamazsınız. Rahmetli Barış Manço'nun saçlarını Arap sabunu ile yıkadığını herkes bilir.

Sıvı Arap sabunları aslında zararsızdır ama üretici firmanın üretim teknolojisine göre değişir. Bazıları koruyucu vs kullanabiliyor. Ama hangi koruyucu???

Sabun en kolay durulanır ve %100 doğada çözünür. Sadece bulaşık yıkamada sıkıntı oluyor. Ben de başlangıçta kullanıyordum fakat zamanla vazgeçtim." dedi ve evde yapabileceğimiz bulaşık makinası deterjanı tarifini verdi. İşte tarifimiz:

Ev Yapımı Bulaşık Makinası Deterjanı Tarifi:

Kudert Hanım bu deterjan tarifi için şöyle bir açıklama yaptı:

"Bu deterjanla bulaşıklarınızı en doğal şekilde temizleyebilirsiniz. Bu şekilde maruz kalınan zararlı maddeleri minimize etmiş oluruz. Suları çok kireçli olan bölgelerde doğal deterjanın verimi yüksek olmaz. Ayrıca zorlu kirlerin üzerine bu karışımı döküp temizleyebilirsiniz. Çamaşır makinaları için de sabun tozlarından yararlanabilirsiniz."

* Bir su bardağı boraks (kimyevi madde satıcıları, eczane ya da aktarlardan temin edilebilir)
* Bir su bardağı karbonat ya da çamaşır sodası
* Bir yemek kaşığı kaya tuzu
* Bir yemek kaşığı limon tuzu

Bütün maddeleri bir kavanozda karıştırın ve kapağı kapalı olarak muhafaza edin. Makinanızın deterjan bölümüne bu karışımdan bir yemek kaşığı; yarım ya da bir çay kaşığı da normal deterjanınızdan ilave edip bulaşıklarınızı yıkayın.

İtiraf etmeliyim başta bu tarifin işe yarayıp yaramayacağı konusunda endişelerim vardı. Karışımı hazırladıktan sonra denemek için makinanın sadece tek katını doldurdum ve yarım programda çalıştırdım. Dolayısıyla deterjandan da bir değil yarım yemek kaşığı koydum. Bazı bulaşıkları bilerek durulamadan koyduğum halde sonuç şahaneydi. Süheyla Abla'ya bu araştırmaya vesile olduğu için, Kudret Hanım'a da verdiği bu hoş tarif için çok teşekkür ederim. Sizlere de hem kendinizi ve ailenizi, hem de çevremizi zararlı kimyasallardan korumak için bu deterjandan yapmanızı öneririm.

Ben deterjanı yaptıktan sonra bir yemek kaşığı karışıma yarım ya da bir çay kaşığı normal deterjan olacak şekilde ekleyip karıştırdım ve her kullanımda fazladan iş çıkmasın diye ikisini bir kavanozladım. Bu deterjan için maliyet analizi de yaptım. Gerçekten çok ekonomik. Sadece limon tuzu fiyatını bilmediğim için onu ekleyemedim; çünkü evde mevcut bulunan limon tuzundan kullandım. Zaten sadece bir yemek kaşığı konuyor. Bir de normal deterjan fiyatını eklemedim tabi ki. Zira hepimiz farklı farklı deterjanlar kullanmaktayız. Ben Bim marketlerde satılan Bind Activat markalı deterjandan kullanıyordum. Bu sektörde pek çok marka Yahudi markası olduğu için özellikle Bind Activat'ı tercih etmiştim. Ve çok da memnundum. Demek ki her zaman "çok duyulmamış bir marka" dememek lazımmış =)

Maliyet analizine gelince, kullandığım malzemeleri mutfak terazisinde tarttım. Bir su bardağı boraks 160 gram gelirken, bir su bardağı karbonat 250 gram geldi. Bir yemek kaşığı kaya tuzu ise 40 gram geldi. Bir ölçek karışımdan 22 yemek kaşığı (yani 22 kullanımlık) malzeme çıktı. Buna göre bir kullanımlık deterjan (limon tuzu ve satın alınmış deterjan hariç) 0,198 TL etti. Yani yuvarlatılmış olarak 20 kuruş. Diğer deterjanlara bakınca oldukça iyi bir fiyat. Hepinize sevgilerimle.

Kaya Tuzu




12 Nisan 2011 Salı

ZEHRE-2

(Zehre Serisi devam ediyor)
Gözümün aydınlığı, yüreğimin kocaman gülümsemesi Zehrem,
Günler hızla akıp giderken sana olan iştiyakım da büyümekte. Fark ettim ki sana zahiren seslenmeyeli neredeyse iki ay olmuş. Hakikati sorarsan, içimden her gün senle konuşmaktayım zaten.
Hangi coğrafyada yetişmiş hangi bağlarda boy vermişsin acep? 'Bir yerlerde var mısın hakikaten?' diyeceğim geliyor ama yok yok biliyorum. Biliyorum varsın. Ben seninle böylesine yakın konuşabiliyorken nasıl "yok" olasın ki!
İşittim ki insan aynalar sana çirkin diyorlarmış. Evvelki seslenişimde de belirtmiştim ya, boşver sen onları. Beni dinle. "Hüsnün senin ey dilberi nadide" diye başlayasım geliyor uzun havaya. Zaten o aynalarla karşılaşırsam bir gün, dikilip karşılarına "susun!" diye haykıracağım. "Susun, benim zehremin yüreği güzel, ahlâkı güzel. Yüzü çirkin ise ne olmuş yani?" Mecnun’un tarihi haykırışı gibi; ‘Siz ona bir de benim gözümle bakın’…
İnsanın senin gibi bir gönül çiçeği olmayagörsün. Ne güzel şeysin sen zehrem. Bugünüm kötü başlamışsa eğer, ansızın gelen kokunla gülümsüyorum, menfilikler hiç uğramamış semtime gibi güne devam ediyorum. Ne zaman hangi yönden gelecek o eşsiz rayihan, hiç bilemiyorum. İyi de oluyor aslında. Sürprizleri severim müspet olduktan sonra...
Her ne kadar her gün senle ‘bence’ konuşsam da, sana dışarıdan seslenmek ne zor şeymiş meğer! İki satırı iki saatte yazamadım adeta. Kolay değil, benim zehrem özeldir. Her kelime onun kıymetine layık mı ki burada yer alsın? Özenle seçilmeli elbet. İçinden gelenleri yüreğinden geçtiği gibi ifade edebilmek bile kolay olmamalı. Bin düşünüp bir çıkmalı sözcükler. Emek verilmiş olmalı. İyi kötü derlendikten sonra, gidip zehremin penceresine konmalı. Urfam’dan alınmış bir haber güvercininin ayağına takılmış gibi, doğru pencereyi bulup oraya konmalı. Seslenişim sana ulaşacak mı bilmiyorum ama olsun. Ne demişim, umut hep vâr olsun.
Selametle zehre; iyi bak kendine…
12.04.2011 / KONYA / 09.49

11 Nisan 2011 Pazartesi

BAYRAM BUGÜN


Hepinize merhaba,

Bir süredir yeni yazı ekleyemiyor ve sizleri okuyamıyor olma nedenim, "Karar çıktı" denmesine rağmen bende blogların hâlâ açılmıyor olması; kendi bloğum da dahil. Ama her nasılsa kumanda paneline girilebiliyor =) Dns ayarlarını değiştirmek geçici bir çözüm gibi görünse de her zaman uygun olmayabiliyor. Neticede açamasam/okuyamasam da; böyle ehemmiyetli bir günü yazısız geçirmek istemedim. Sevincimi sizlerle de paylaşmalıydım elbet.

Bugün 11 Nisan. İki gözümün nuru Canım Urfam'ın kurtuluş yıldönümü. Şimdilerde Suruç'un bir beldesinin adı olarak (eski Aligör) anılır. 1517 yılında Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katılan Urfamız, 24 Mart 1919'da İngilizler ve 30 Ekim 1919'da Fransızlar tarafından işgal edilmiştir. Bu kara günler çok uzun sürmemiş ve biiznİllah zaferle sonuçlanmıştır. 11 Nisan 1920'de Urfamız işgalden kurtulmuştur. Bunu kanıtlayan belge Hızmalı Köprü'nün devamında bulunan Millet Köprüsü üzerinde imzalanmıştır. O gün bu gündür, Urfamız bizimdir hamd olsun =)

İki gözümün nuru, nurusan Urfam.Eksik olma heç.

(Resim internetten alıntıdır).

NOT: Süheyla Abla'nın isteğiyle yapılan araştırma esnasında evde bulaşık makinası deterjanı yapmayı öğrendim. Sırada bekleyen yazılardan birisi bu. Kalemin Secdesi'nin gönderdiği Huzur mimini de unutmadım. Ömür yeterse yayınlayacağım inşaAllah.

NOT2: Anlayamazsın, mesajını aldım vefalı bacım benim. Seni anlıyorum. Çabucak dönmeni umuyorum.

21 Mart 2011 Pazartesi

MARAŞ TARHANASI VE PRATİK ÖTESİ BİR KURABİYE =)

Doğu&Güney Doğu mutfağına merakım malum. Aylar evvel Maraş tarhanası almıştım. Tuzlu yemem yasak diye denemek de nasip olmamıştı. Şimdilerde çok nadir de olsa az tuzlu bir iki kaçamak yapmaya başladım =) Bu tarhanayı da Sevgili Mihriban'ın tarifiyle denedim. Güzel oldu ancak bizim alışık olmadığımız bir tat olduğu için oldukça ekşi geldi. Annem ve babam pek içemediler =) Sonradan Elazığlı bir teyzeden öğrendim ki; Maraş ve Elazığ tarhanası ekşi olurmuş. Eğer sen o ekşiliğiyle yemek istemezsen pişirirken içine biraz suda ezilmiş yoğurt eklermişsin. Ben bunu bilmeyince ekleyememiştim tabi. Nasipse sırada denenmeyi bekleyen Elazığ tarhanası var. Ona eklerim artık inşaAllah. Maraş ve Elazığ tarhanası hakkında bildiklerinizi paylaşırsanız çok memnun olurum.

YAPILIŞI:

Bir miktar tarhanayı üzerini geçecek kadar suya ıslatın. Yumuşayınca kısık ateşte iyice ezilene kadar pişirin. Zaten kağıt gibi incecik olduğundan çabuk pişiyor. Bu esnada el blendırı ile çekin. El blendırınız yoksa normal robottan geçirip tekrar tencereye alabilirsiniz. Sonra içine bir diş ezilmiş sarımsak ekleyin. Ben 2-3 diş ekledim. Ve haşlanmış nohut ekleyin. Bir taşım daha kaynatıp ocaktan alın. Bir tavada tereyağını eritin ve içine nane ekleyin. Çorbanızın üstüne döküp servis edin.

PRATİK KURABİYE

Bu kurabiyeye ne desem bilemiyorum =) İyi ki tarifi karşıma çıkmış. Cumartesi gelecek misafirlerime yapmak için pratik bir kurabiye tarifi ararken internette bu arife rastladım. Ekleyenden Allah razı olsun. Misafirlerime içinde ne olduğunu söylemeden önce tahmin etmelerini istedim. Kimi fındıklı dedi kimi tahinli. Ama hiç biri değildi. Tarifi okuyunca çok şaşıracaksınız eminim =) Resimler akşama yakın çekildiğinden renk farkı var biraz. Kurabiyenin tadı bildiğimiz un kurabiyesi gibiydi. Denemenizi kesinlikle tavsiye ederim.

İşte tarifi:

Bir poşet (dikkatinizi çekerim, paket değil poşet) krem şantiyi, bir su bardağı sıvı yağ ile çırpın. Ben Afia Gıda şanti kullandım. Sonra üç su bardağı un ekleyip yoğurun. Şekillendirip yağlanmış tepsiye dizin. 175-200 derecede üzeri çatlayana dek yaklaşık 20 dk pişirin. İşte hepsi bu =)

Tarifin orijinalinde ılıdıktan sonra üstüne pudra şekeri serpiliyordu ama ben tadına bakıp da şeker miktarını yeterli bulunca serpmedim. Bir de tepsiden ılımadan çıkarmayın sakın, dağılır. Şekil vermek için ise önce kısır gibi sıktım elimde. Sonra hafif hafif yuvarladım. Böylece dağılmadan kolayca şekillendi. Denemek isteyenlere şimdiden afiyet olsun.


6 Mart 2011 Pazar

TAHİR HOCAMIZ'I UĞURLADIK

Sevgili memleketim Konyamız'ın manevi büyüklerinden Tahir Büyükkörükçü Hocamız'ı bugün defnettik. Elhamdülİllah bana da nasip oldu cenazesinde bulunabilmek. Böyle müstesna bir insanın vefat zamanında hayatta isem, o manevi havadan yararlanmak istedim ve evde kalmadım.

Adeta mahşeri bir kalabalık vardı. 500.000 insan varmış, öyle dediler. Tüm tramwaylarda "Tahir Büyükkörükçü Hocaefendi'nin cenazesine gider" yazıyordu. Her biri de tıklım tıklımdı zaten. Tüm Konya akın akın Hocasına son görevine gidiyordu ve vasıtalar Alaaddin durağında bomboş oluyordu. Alaaddin'den yürüyerek namazın kılınacağı Kapu Camisi'ne gitmeye çalıştık ancak ne mümkün. Hocamız'ın onlarca yıl vaazlarını verdiği bu camide kılınacaktı namaz. Ve camiye gidişteki ara sokaklar dahi dolmuştu. O kalabalığı size tasvir edemem. Ben Hocamız'ı salın üzerinde görmek, son defa bakmak istedim. Ancak varılacak gibi değildi. Nihayet Üçler Mezarlığı'na gittim. Rahmetli Hacı Veyis Zade Hocamız'ın civarında defin yeri hazırlamışlar. Mezarlıkta da bir sürü insan vardı. Bayanların yanına geçip beklemeye koyuldum. Vakit ilerledikçe kalabalık arttı. Konyamız'ı bilenler; Kapu Camisi ile Üçler Mezarlığı'nın arasını bilirler. Yürüyerek beş altı dakikada varırsınız. Ancak Hocamız'ın naaşının mezarlığa ulaşması yaklaşık üç saati buldu. Konyamız yakın tarihte, Hacı Veyis Zade Mustafa Efendi Rahmetli'den sonra, ilk defa böyle bir defin merasimi gördü. Böyle mahşeri bir kalabalık...

Cenaze namazını oğlu Abdurrahman Büyükkörükçü kıldırdı. Abdurrahman Hocamız da her çarşamba akşamı Kon TV'de İrfan Mektebi adlı bir program yapıyor. Kon TV uydudan da çıkıyor ve internetten de yayın yapıyor. Takip etmenizi tavsiye ederim. Tahir Hocamız'ın vaazlarını da muhakkak dinleyin inşaAllah.

Tahir Hocamız bunca senedir Konyamız'ı irşad ederdi. Ben daha bir kere dahi elinde bir kağıt, bir kitap, bir not görmedim. Hitabeti öyle kuvvetli idi ki. Bilgisi çok derindi. Doğaçlama konuşurdu vaazlarında. Hızır Aleyhisselam'ı, Ladikli Hacı Ahmed Ağa Hazretleri'ni, Konyamız'ın manevî mimarlarından Hacı Veyis Zade Mustafa Efendi'yi, rahmetli büyüğümüz Ali Ulvi Kurucu'yu görmüş bir insandı. Allah (celle celaluHu) ve RasulUllah (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) aşkı ile dolu idi. Biz O'ndan razıydık. Allah da razı olsun. Duası üzerimizden eksik olmasın. Ben Konyalı bir kardeşiniz olarak Hocamız'ın vefatında bizleri yalnız bırakmayan ve gerek il dışından gerekse yurt dışından gelen tüm insanlara şahsım adına teşekkür ediyorum. Bloglarında haberlerini paylaşan ve gelemese dahi uzaklardan dualarını gönderen kardeşlerimizden de Allah razı olsun. Cümlemizin başı sağolsun.

Hocamız'ı bilhassa her vaazında söylediği şu sözleri ile hatırlayacağım:

*Mevlam cümlemizi; Hakk'ı hak bilip Hakk'a ittiba, batılı batıl bilip batıldan ictinap eyleye.

*'Muhterem Müslümanlar, Mevlam cümlemize kelimeyi tayyibeyi münciyeyi mübarekesi ile çene kapamayı nasib-i müyesser eyleye. Buyrun aşk ile Eşhedüen La İlahe İllallah Ve Eşhedü Enne Muhammeden Abduhu ve Rasuluhu.' dedikten sonra 'aşk ile bir dahi', 'aşk ile bir dahi' der ve tüm cemaate üç defa Kelime-i Şahadet getirtirdi. Allah gani gani rahmet eylesin.

Sizleri Hocamız'ın, oğlunun ve cenaze töreninin fotoğrafları ile başbaşa bırakıyorum. Dualarınızı eksik etmeyin, rica ederim.









4 Mart 2011 Cuma

HASAN



"Konuş Hasan, dök içini" dedi adam.

"Ne konuşayım? Bende dökecek iç mi kaldı ki?" dedi Hasan.

Dünyanın bütün dertleri onun omuzlarındaydı adeta. Böyle anlat deyince de anlatılmıyordu ki. Hangi birinden başlayacaktı? Otuzunu devirmiş, okulunu bitirmiş, askerliğini yapmıştı. Ama buna rağmen düzenli bir hayat kuramamıştı kendine. Rüzgara katılıp Akyokuş'tan Konya üstüne uçan bir yaprak gibiydi. Yorgun gönlü artık öylesine hassaslaşmıştı ki, kırılması için bir türküde geçen öylesine bir sözü işitmek bile yeterli olabiliyordu. Uykusuz gecelerini sayamıyordu artık. Uyuyabildiği geceleri saymak daha kolaydı.

Akranları hanımıyla çocuğuyla gezerken, Hasan hala bir aile kuramamıştı kendine. Kuşların cıvıldadığı, toprağın yeniden dirildiği, sevinçle koşuşan çocukların etrafı sardığı günlerde; o bankta yalnız oturur ve insanların mutluluğunu uzaktan seyrederek mutlu olmaya çalışırdı. Zihninde hep aynı söz:

"Ben ne zaman? Ben ne zaman?..."

Tüm bunlar yetmezmiş gibi işinde de sorunlar yaşamaya başlamıştı. Arkasından kuyu kazanlar, üç günlük dünyada fırıldak çevirenler... İşini kaybetmek üzereydi. Zaman zaman "tüm dünya mı bana karşı acaba?" diye düşünüyor, kendisini dışlanmış gibi hissediyordu.

Evdeki durumu da ayrı bir sıkıntıydı zaten. Aile büyüklerinden bakmak mecburiyetinde olduğu dırdırı eksik olmayan huysuz bir ihtiyar, Hasan'ın iç dünyasında kopan fırtınalardan habersiz bir çift ebeveyn ve duvarları üstüne üstüne gelen soğuk bir ev...

"Kankardeşim" diye iç geçirdi. O da gurbet ellerdeydi şimdi. Hasan'la görüşemeyecği kadar uzak iklimlerde. İki gardaşın gönlünden gönlüne akan bir muhabbet/huzur var ise de, insan zaman zaman sesini de duymak istiyordu. Nefesinin sıcaklığını, sırtının yıkılmazlığını yanında hissetmek...Ama olmuyordu işte. Şartlar el vermiyordu.

Tüm bunlara, en yakın arkadaşının istemediği biriyle evlendirilmeye çalışılması eklenince, dilindeki susuş kadar bedeninden isyan fırladı. Sessiz sedasız bir isyan. Uykusunu yitirmiş, uçuklara gark olmuş, sebepsiz zamanlarda burnunun kanayacağı kadar bir isyan... Arkadaşının mutsuz olmasından çok korkuyordu. Ama elinden de bir şey gelmiyordu. "Mümkün olsa" diye düşündü, "Mümkün olsa elime sihirli bir değnek alıp tüm bu tatsızlıklara bir son verirdim". Ama biliyordu, imtihandı hepsi. Elsiz, dilsiz ve gönülsüz olarak atlatması gereken bir imtihanlar bütünü...

Ah be Hasan, sen şimdi beni duymazsın/görmezsin ama; bilirim ne hâlde olduğunu. Zordur kırılmadan kırmamak, bilirim. Hasret zordur. Anlaşılmamak zordur. Çaresizlik zordur. Dilini sıkmak isyan etmesin diye, zordur. 30 yaşının taze bedeninde bunca yükü çekmek zordur. Kaldırılması imkansız bir koliyi yüklenmiş gibisin. Yangın yeridir şimdi yüreğin; külleri çoktan soğumuş... "Anlat" diyenlere anlatamasan da, ben gözünün pusundan anlarım içinde kopanları. "Nereden nereye kaçayım?" dersin. İçin de gittiğin her yere senle birlikte gelmektedir ya, kaçışı yoktur bu durumun. Haykırmak istersin dağlara bakıp. Sesin kısılana kadar bağırmak. Kimsenin seni anlamadığını düşünürsün. Darlanır yüreğin, bunalırsın. Ne anlatabilmektesindir ne de rahatlayabilmekte. Ama sen yine de, her şeye rağmen yeşeren bir çiçeksin. Sıkışmış taşların arasından inadına doğan, doğarken yıpratılmış bir çiçek... Ele vermezsin hüznünü. Dile vermezsin sırrını. Tüm hamuşluğun da bundan değil midir zaten... Sen, yüreği bir türlü gülmeyen....



2 Mart 2011 Çarşamba

"Arkadaşlar "dava açıyoruz" herkes bunu okusun, lütfen sayfasında paylaşsın"

Hobibox adlı blogda rastladığım bir yazıyı yayınlıyorum. Lütfen sizler de belirtilen yazıya yorum bırakın. Ne kadar çok ses, o kadar çabuk sonuç inşaAllah.


Arkadaşlar biliyorsunuz iki gündür herkes bu yasakla yatıp kalkıyor. Bildiğimiz gibi bu sorunlar daha öncede yaşanmış, ve bundan sonrada yaşanacak. Tabi bizler bir şeyler yapmazsak. Ne yazık ki, Ülkemizde ki hukuk süreci her ne kadar "Adalate güvenimiz tam" ışığında ilerlese de maalesef, insiyatifler güçlerin ve orantısız güçlerin elinde olduğu sürece haklı ve haksız durumlar ortaya çıkabiliyor. Bizim elbet Adalete ve mahkemelere güvenimiz sonsuz, kararlara saygımız ivedidir. Ancak şu anda yaşadığımız sorunu haksızlığı, sineye çekip, kabul etmemiz kabul edilir durum değildir. Milyonlarca insanın mağduriyeti söz konusudur.


Burada asıl olanda illa bloglarda paylaşmamız, konuşmamız değil, aslolan, emeğin, hakkın ve en önemlisi özgürlüğün çiğnenmesi ve yok edilmeye çalışılmasıdır. Digitürk veya başka bir kurum elbet davalarında haklı olabilirler, bunun için sonuna kadar onların yanındayız. Ancak yapılan eylem ve düşünülen niyet çok acıdır. Yani "biz bu kişiyi/kişileri engelleriz ama bu şekilde daha başkaları çıkacak, onları da şimdiden emsal olması açısından, toptan kapattıralım" düşüncesi son derece zalimce bir haksızlıktır. Yoksa kimse "blog olmadan yaşayamam" derdinde değil, bizler bir şekilde birbirimizi bulur, düşüncelerimizi bir şekilde paylaşır, el emeği göz nuru çalışmaları, değer bulacak başka bir platformda sunarız.


Bu yüzden, artık diken üstünde olan bizlerin, her üç dört ayda bir, aman kapandı aman kapatılacak aman engellendi korkusuyla, yaşamak istemiyoruz. İstiyoruz ki, suçlu her kimse "sadece o" çeksin, hata yapan cezalandırılsın. Onun için, bizde Diyarbakır 5.Asliye Ceza Mahkemesine itiraz ve emsal olması amaçlı dava açıcaz. Yani istiyoruz ki, çıkacak kararla, artık, sadece bireysel suçlular ceza alıcak, "bu karara göre, bütün yayın sahiplerini kapatamayız" diyebilmeli bu adalet. İşte bu yüzden, benim nezdimde yazılacak olan bu itiraz dilekçesine ek olarak, diğer mağdurların, yani sizlerin düşüncelerinizi, tepkilerinizi belirten "yorumlar" çok önemli. Bunlar yazıcıya dökülerek, ek belge olarak dosyaya ilave edilecektir. Bunda çekinecek, korkulacak hiç bir şey yok, sadece hak aramak hakkımıza sahip çıkmak için bunu yapıcaz, yoksa amacımız adalete engel olmak değil, adaleti sağlanmasına destek olmaktır.


Bu konuda bize öncü olacak, bu işi üstlenecek arkadaşımız, daha önceden de sitesini duyurduğum, İzmirli Avukat Sayın Tülay Pordoğan Oral 'dır. Kendisiyle uzunca bir görüşmemiz sonucunda, davamızda haklı olduğumuzu, bir hukukçu olarak böyle bir kararın haksız olduğunu dile getirip, kendisinin de elinden gelen herşeyi hukuki çerçeveler içinde yasal ve doğru bir yol izleyerek, bizlere yardım edeceğini açıkladı.


Bu amaçta yapılan çok büyük tepkiler ve destekler var, ama ne yazıkki facebook taki beğenilen gruplar, resmi içeriği kabul olmuyor, bu toplumsal dayanışma için çok güzel, ama yazılı olabilecek, tepki ve belge için bunu gerekli buluyoruz. Hukuki anlamda elimizde belge olmalı, yoksa bir bölünme yaşamak amaç değil. Kimsede bireysel kahramanlık ve reklam peşinde değil.


ŞİMDİ YAPMAMIZ GEREKEN, BİR ÖNCEKİ YAZIMA "YORUM" OLARAK MUTLAKA TEPKİNİZİ DÜŞÜNCENİZİ BELİRTMEK. LÜTFEN BUNU MÜMKÜN OLDUĞU KADAR ANLAYIN, ANLATIN, PAYLAŞIN. ÇOĞUNLUĞUN SESİ HER ZAMAN "AKLIN YOLUNA" GÖTÜRÜR. tEKRAR BELİRTİYORUZ, AMACIMIZ ADALETE ENGEL OLMAK DEĞİL, ADALETİ SAĞLANMASINA YARDIMCI OLMAKTIR. BU YAZI VE DÜŞÜNCE SAHİPLERİ, KESİNLİKLE HİÇ BİR KURUMA/KURUMLARA KARŞI DEĞİL BİLAKİS, SUÇU İŞLEYENLERİN KARŞISINDADIR. ANCAK, BİZLERDE MAĞDUR OLDUĞUMUZU BELİRTEREK HAKKIMIZI ARAMAK İSTİYORUZ.


Daha ilk günden 100 imzaya, ulaşıyoruz, amaç üç günde binleri aşmak, haydi gayret


Bu yazı sadece bilgilendirme ve haber verme amaçlıdır, o yüzden yoruma kapatıyorum. Ama bir önceki yazıma mutlaka yorumunuzu bırakın, ve bunu bütün sosyal paylaşımlarda duyurun.