26 Kasım 2012 Pazartesi

Grip çayı, Tatil ve Fatih Sultan Mehmet

Geçen hafta izindeydim. Evde vakit geçirdim. Biraz da şifayı kapmıştım ve gün boyu ot çayımı içtim =) Tadı hoş ve şifalı bir çay. Denemek isteyenleriniz olursa şöyle yaptım:

Geniş bir otçayı cezvesi ya da demliğin içine göz kararı ıhlamur, büyüklüğüne göre bir ya da iki çubuk tarçın, bir adet ceviz yaprağı, iki adet ayva yaprağı, 3-4 tane karanfil ve üstüne kaynar su konup ocakta kaynatılır. Bitince üstüne tekrar su eklenip tekrar kaynatılır. Böylece 4 sefere kadar içilir. Sonra posası dökülüp tekrar hazırlanır.

Tatilde bir yandan Gazze'de olanlara üzülürken, diğer yandan sağlığın kıymeti hakkında düşündüm hep. İzlediğim bir dizide aktörün bacakları yapılan iğne ile uyuşturulunca, bir kaç saatliğine de olsa tekerlekli sandalyeye bağlı kaldı. O an aklıma "Ya hakikatte bir insan bu vaziyette iken deprem olsa, yangın çıksa, bir hadise olsa ve kaçmak gerekse ne olur? Bu iğneyi yaptıran kişiler neler hisseder acaba?" diye düşündüm. Bilhassa doğum yapan hanımlar. Fakat daha sonra ya iğnenin etkisi ile bir kaç saatliğine değil de ömür boyu böyle olanlar ne hisseder diye düşündüm. Allah (cc) cümlemize sağlık afiyet şifa versin.

Sonra rahatsızlıktan ötürü sesim kısıldı. Önce az da olsa çıkıyordu. Ertesi gün sıfıra sıfır gitti sesim. Annemlerle konuşurken (daha doğrusu fısıldarken) babam dudak hareketlerimden de olsa anlıyor ve cevaplıyordu. Annem ise "Ne dediğini anlamıyorum. Yanında bir kağıt kalem bulundur ve benimle yazarak konuş" diyordu =) Yerimden kalkamayacak düzeyde hasta iken anneme seslenmek istediğimde, fısıltımı duymadığı için masaya ya da sehpaya elimi tıklatarak bana bakmasını sağlıyordum. O an sesimizi düşündüm. Cenab-ı Hakk'ın pek çoğumuza doğuştan verdiği sağlıklı bir vücut, belki de hasta olana kadar hiç dikkatimizi çekmiyordu. Düşündüm. Pazartesi iş başı yapacağım nasipse ve konuşmam gerekecek. Sonra belki telefonum çalacak ve cevaplamam gerekecek. Oysa ben hiç birini yapamayacağım. Peki iş yerinde nasıl işimi yapacağım? Ses ne büyük bir hazineymiş meğer...

Tatilde bu ve buna benzer şeyler düşündüm sürekli. Rabb'im cümlemize beden ve ruh sağlığı versin. Sağlık sıhhat afiyet içinde hayırlı bir ömür nasip etsin (Amin).

Dün takvim yaprağında okuduğum etkileyici, düşündürücü ve geldiğimiz noktaya bakınca üzücü bir olayı sizlerle paylaşmak istedim. Takvimden aynen yazıyor ve herkesi fikretmeye davet ediyorum:

"FÂTİH'İN BEDDUÂSI

İstanbul'un henüz feth olunduğu günlerdi. Sultan Fatih (1432-1481) şehri gezmeye çıkmıştı. Halkın arasında dolaşırken yardımcıları; Sultanım "bu adamı bir dinleyin" diye üstü başı hırpâni yaşlı bir keşişi getirdiler. Fatih sordu: "Bu halin nedir?" Keşiş cevap verdi: "Devletlu efendimiz! Şehrin kuşatılması başladığında Konstantin beni huzuruna emredip sordu: 'Şehri alacaklar mı?' Ben okuduğum eski kitaplarla cevap verdim: 'Evet, maalesef alacaklar!' Konstantin bu cevaba hiddet edip beni adamlarına tutturup zindana attırdı. Fakat işte, dediğim neyse aynen çıktı."

Sultan Fatih meraklanmıştı, adama sordu: "Söyle bakalım, bu İstanbul bizim elimizden çıkacak mı?" Yaşlı keşiş cevap verdi: "Bu şehrin düşmanı çoktur sultanım! Fakat vaziyet öyle gösteriyor ki, burası uzun müddet sizlerin elinde kalacaktır. Amma sizin aranızda fesat çıkar, kendi menfaatlerini düşünenler artar, elindeki mülkü yabancılara satanlar ve dahi yabancılardan medet umanlar çoğalırsa bu şehir sizden de çıkar!" Sultan Fatih keşişin bu cevaplarından çok müteessir oldu ve ellerini kaldırarak şöyle beddua etti: "Dilerim o tür kimseler Allah'ın gazabına uğrayıp kahrolalar!"

Hepinize sevgilerimle. Umut hep vâr olsun.

13 Kasım 2012 Salı

DEYR YAKUP MANASTIRI VE NEMRUT TAHTI

Canım Urfam'ın en merak ettiğim yerlerinden biri Deyr Yakup Manastırı. Ancak halktan görevliye kadar kime sorduysam yerini bilene rastlamamıştım. 2009 yılında Urfa televizyonundaki gezi programı kapsamında buraya gidildiğini gördüm ve videolarını izleyerek adım adım kaydettim. Sora sora Bağdat bulunurmuş derler. Eyüp Nebi Mahallesi'nden yukarı doğru çıkıp sağa dönünce o civarda olduğunu biliyordum. Oraya kadar geldik. Sonra sekilerde iş yapan bir Urfalı teyzeye sorduk yolu. Şaşkın gözler içinde tarif etti. Meğer şaşkınlığı yolun nasıl fena olduğunu anlamamız içinmiş =) Ve her Urfalı'da duymaya alıştığımız gibi, bizi hemen eve davet etti teyze buyrun çay içelim diye. Fakat ben bir an evvel menzile varmak heyecanındaydım ve vakit akşama dönmeden tepeye çıkalım diye teşekkür ederek ayrıldık.

Belli bir noktaya dek arabayla geldikten sonra arabadan inip yayan devam ettik. Bu noktada yolun uzunluğunu ve sarplığını (izlediğim videodan ötürü bildiğim için) yanımıza fazla bişey almadık. Sadece fotoğraf makinası ve soda. Çünkü o sıcakta o yolda her yük ağır gelirdi. Birbiri ardına sıralanmış tepeleri aşarak menzile varacaktık. Ancak üçer üçer görünüyordu tepeler. Ve biz üçüncü bittiğinde yol da bitecek sanıyorduk. Ancak her üçüncüden sonra bir üç tepe daha görünüyordu. Adeta bereketlenen yollar bir türlü bitmek bilmiyordu. Dağa tırmanmayı severim çocukluğumdan beri. Ama hayatımda hiç bu kadar uzun süre durmaksızın dağa çıkmamıştım =)

Geçtiğimiz yollar kupkuruydu. Ekim ayının sıcacık Urfası:


Yol boyunca görüp görebildiğimiz tek yeşillik bu idi :


Uzun uğraşlardan sonra pert olmuş bir şekilde en tepeye varabildik =) Oranın esintisi, havasının muhteşemliği ve manzarası tüm yorgunluğumuzu unutmamıza yetti. Canım Urfam'da her yer sıcaktan cayırdarken, tam o Nemrut Tahtı'nın olduğu yer nasıl püfür püfür esiyor anlatamam. Nemrut; en güzel, en serin, en esintili tepeyi bulup oraya konuşlanmış.

İşte tepeden Urfa manzarası. Elbette bu, görüntünün zoom'lanmış hali. Karşıda olimpik stadı görebilirsiniz:


Bu da tahta çıkarken etraftaki mağaralar:


Mağaralardan birinin içi:


İşte bu da Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın afişlerinden görmeye alışkın olduğumuz Deyr Yakup Manastırı; nihayet muradıma erdim =)




Manastırın yuvarlağından aşağıya bakış:


Ve işte manastırın hemen arka tarafında kalan Nemrut Tahtı:


Tahtın kalıntıları desek daha doğru olur:



Ve yine Nemrut Tahtı'nın kalıntıları:


Bu da tahtın civarındaki su sarnıçlarından birisi, içerisine merdivenle iniliyor bir başka yerden:


Hakikaten burada her şey düşünülerek bir yaşam alanı oluşturulmuş. Merdivenler, odacıklar, yerlerde su kanalları (hani bizim şimdilerde bile her şehirde göremediklerimizden)... İnsanı hayrete düşüren bir dizayn ve gizemli bir dünyadan kalanlar... Canım Urfam, Deyr Yakup'a ve Nemrut Tahtı'na çıkarken nasıl yoruldum biliyorsun. Ve lâkin sana olan her yorgunluğa değer, bunu da biliyorsun. Çok seviyorum ben seni. Ve dahi çok özledim...



Bu da geziden sonra şehre indiğimizde gördüğümüz isot anıtı. Hepinize sevgilerimle. Umut hep vâr olsun.

15 Ekim 2012 Pazartesi

Sevilen Blog Ödülü



Sevgili Tosbağalar bloğumu ödüle layık görmüş. Kendisine çok teşekkür ediyorum.

Ödüller ve mimler ilk duyana tuhaf gelse de, bilmediğimiz blogları tanımak ve motivasyon açısından hoş olduğu kesin. Bu ödülün kuralı, 10 kişiye gönderilmesi imiş. Ben de hemen sekiz isim yazıyorum ve kalan iki boşluğu bilerek bırakıyor, bu vesileyle tüm sevgili blogger'lara gönderiyorum; kabul etmeniz ümidiyle.

Papatya Şef (Medine'den sofrasını bizlerle paylaşan Aynur Ablamız)

Nuran Gönç (Blog dünyasına yeni katılan ve çektiği resimleri, gezdiği mekanları bizlerle paylaşan arkadaşımız)

Mehmet Saraç (Gezi hatıralarını ve tecrübelerini bizlerle paylaşan Urfalı büyüğümüz)

Urfa Mutfağı (Hakiki Urfa mutfağını öğreneceğiniz blog)

Arife Tarif Gerek (Tariflerini bizlerle paylaşan bir anne)

Muhterem'le Geziye (Bloğunun haber lere çıkması vasıtasıyla tanıdığım, muhteşem bir gezi arşivi olan Muhterem Ablamız)

Mine Tozanlıoğlu (Annesine düşkünlüğüne ve insanları mutlu ederek mutlu olmasına hayran olduğum Samsunlu Arkadaşım)

Malatya Yemekleri (Malatya'dan gelen bir anne sesi)

"Dün, dünle birlikte gitti cancağızım. Bugün yeni şeyler söylemek lazım." Hazreti Pîr

Hepinize sevgilerimle.

8 Ekim 2012 Pazartesi

GÖZÜMÜN BEBEĞİ

Böyle bir yazı nasıl kaleme alınır, hangi kelimeler içimdeki acıyı ifade eder bilmiyorum. 1,5 yıldır Suriye'de süren zulüm için üzülüyor, dua ediyor, o masum insanların kurtuluşu için adeta gün sayıyoruz. Vatansız kalmalarına, çadırkentlerde hayat sürdürme çabalarına, haberlerde bilhassa çocuklar ve yaşlıların durumuna, bölünen ailelere ayrı ayrı üzüldük. Elimiz yetmedi bu işi düzeltmeye. Dilimiz de yetmedi. Son seçenek olan kalbimizle buğz etme yolunu seçtik. Ve adını yazarak bloğumu kirletmek istemediğim o pisliğin bir an evvel bu zülme son vermesi, kendi insanlarını katletmeyi bırakması için dualar ettik. Cenab-ı Hakk'ın sabrına bir kez daha hayran olarak, O'nun ihmal etmeyeceğini, imhal edeceğini bilerek bekledik. Ve beklemekteyiz.

Dünya yüzünde zulüm gören herkese üzülür Müslüman kalbi. Dili, rengi, ırkı ne olursa olsun. Neticede insandır çünkü. Ancak itiraf etmeliyim, bir müddettir daha farklı bir acı yaşıyorum. Çünkü o pisliğin kendi gibi pis olan bombaları benim güzel memleketime de isabet etmeye başladı. Hataen atıldı, denk geldi diyor. Lakin ben buna inanmıyorum. Güzel yurdumu savaşa çekebilmek için her yolu deneyip muvaffak olamayınca, yanlışlıkla denk geldi ayağına yatarak bombaları bize isabet ettirmeye başladılar. Hatayımız'a, Şanlıurfamız'a düşüyor bombalar. Vatanın salahiyeti söz konusu olduğu için insanın ağzının tadı tuzu kalmıyor. Bu yazıyı günler öncesinde yazmak istedim. Ancak elim varmadı. Canım Urfam'ın 10 ilçesi var. Hepsine gittim. Nedendir bilmem, Akçakale'nin yeri bende hep ayrı olmuştur. Orada ayrı bir huzur buluyorum. Ne var diye sorarsanız, gezip gördüğüme göre özel olan hiç bir şey de yok. Evler ve insanlar. Bir de sınırdan bakınca Suriye'yi tam karşınızda görüyorsunuz o kadar. Fakat Akçakale ilk günden beri gözümün bebeği olmuştur. Canım Urfam'ın her yeri çok özeldir benim için. Ancak Akçakale'de ayrı bir huzur ve derin bir hüzün hissetmişimdir hep.

Şimdi o pisliğin bir an evvel akıbetine uğraması için daha çok dua ediyorum. Gözümün bebeğine dokunmuş. Allah (celle celaluHu) müstahakkını tez zamanda versin. Her insanın ıslahı için, kurtuluşu için dua etmek en güzel olanıdır. Lakin vatana ihanet edenleri affedemiyor ve onlar hakkında iyilik isteyemiyorum. Bu gudubet hem kendi vatanına ve insanına ihanet etti hem bizim vatanımıza dokundu.

İkinci resimdeki yavruya dikkat edin lütfen. Bir yandan koşuyor, bir yandan kulaklarını tıkamış. İçim ezildi bu resmi görünce.

Dilerim ki Cenab-ı Hak bu millete bir daha savaş yüzü göstermesin. Ve dünyadaki tüm mazlumları bir an evvel kurtarsın. Zalimlerin müstahakkını versin.



Umut hep vâr olsun. Hepinize sevgilerimle.

08 Ekim 2012 / KONYA / 11.24

2 Ekim 2012 Salı

ANNEME "SEN SEN DEĞİLSİN" DEDİLER!!

Merhaba Arkadaşlar,

Son günlerde başımıza gelenleri anlatsam şaşırır mısınız yoksa "Burası Türkiye" deyip geçer misiniz bilemiyorum. Annem Aralık doğumlu. Bundan bir kaç yıl önce seçimler zamanı annemin nüfus cüzdanı yenilendiğinde Kasım yazdıklarını gördük. Annem bu durumu düzeltmek için nüfusla görüştü ancak ilginç bir şekilde nüfusun bilgisayar kayıtlarında Kasım yazdığını öğrendik. Ve memurun anneme söylediği müzelik söz "Sen ne zaman doğduğunu bilmiyorsun. Biz biliyoruz. Kasımda doğdun." =) Güler misin ağlar mısın? Annem gibi eğitimli ve kendini yetiştirmiş bir hanıma nüfus memurunun dediği, doğum tarihini bilmemek oldu. Hatayı kendileri yaptıkları için kabul etmediler tabi ve kesinlikle de düzeltmediler. Eskiden nüfus cüzdanları biliyorsunuz elle yazılırdı. Bilgisayarla yazılmaya başlanınca onlarca yıldır nüfus cüzdanında Aralık yazan annem birdenbire Kasım doğumlu oluverdi! Babasının memuriyeti yüzünden Polatlı'da doğmuş annem. Bizim buradaki nüfus müdürlüğü başından savmak ve hatasını örtbas etmek için işi düzeltmedi ve "Polatlı'ya gidin oradan düzeltin" dedi. İllallah diyen bizler de meseleyi öylece bırakmıştık.

Aradan bir kaç yıl geçti. Geçtiğimiz günlerde evimizi (annemin üzerine) teminat gösterip yeni bir ev almaya niyetlendik. Ancak tapuya gittiğimizde anneme "Bizdeki kayıtlarda aralık doğumlusunuz. Oysa nüfus cüzdanınızda kasım yazıyor. Siz aynı kişi misiniz kanıtlayın." dendi. Biz bu olayı unutmuştuk bile. Böyle bir cevapla karşılaşınca şok olduk tabi. İstikamet nüfus müdürlüğü. Nüfus yine bir kaç yıl önceki tavrını sergileyip cevapsız ve çözümsüz bırakmayı seçti. Çıkarabilecekleri her tür marazayı çıkardılar. Tapu nüfustan bir yazı istedi. Nüfus o yazıyı vermedi. Vermek için tapudan üst yazı istedi. Tapudan üst yazı istendi, tapu o yazıyı vermedi. Sonra avukatımız tapuya başvurup üst yazıyı aldı. Bu yazı ile tekrar nüfusa başvuruldu. Nüfus bu yazıya rağmen tapunun istediği bilgileri değil baştan savma bilgiler içeren bir yazı verdi. Tapu bu cevabı kabul etmedi, nüfustan tekrar yazı istedi. Nüfus bu yazıda zorluk çıkardı. Git gel git gel annemle babam tapu ile nüfus arasında günlerce mekik dokudular. Annem nüfus müdürüne çıkıp bu olayın çözümünü istediğindeyse nüfus müdürünün cevabı ilginçti:

"Bu kayıtlar 30 yıl öncesine ait ve şu an burada 30 yıl öncesinden hiç bir memur çalışmıyor. Ben ne bileyim senin aynı kişi olduğunu?"

Lafa bak hizaya gel! Devlette süreklilik esastır. O an çalışan memur dünyaya kazık çakacak değil ya! O gidince bütün bilgiler uçmuş ya da değişmiş mi oluyor yani? Ve babamın olaya yorumu:

"Şimdi başbakan çıkıp 'benden öncekiler imf'den borç almış. 20 yıl öncesinde ben yoktum. ne bileyim bu borcu? ben bu borcu kabul etmem-ödemem' dese olur mu? Bu da en az onun kadar komik."

Nihayeti nüfus müdürünün bizi şok eden cevabı ile başka çaremiz kalmayınca kaymakama çıktık. Görevli annemi "çok sıra var" deyip kaymakamla görüştürmemek istemiş. Ancak sinirleri iyice gerilen annem bekleyeceğim ve görüşeceğim deyince, sıra bitince mecbur içeri almış. Problemi dinleyen Kaymakam Bey sorunun çözülmesi için talimat vermiş. Nüfus müdürü ile görüşüp "vatandaşı mağdur etmeyin. sorunu çözün." demiş. Nüfus müdürü kaymakamın yanından ayrıldıktan sonra yine başından savmaya çalışmış bizimkileri. Baştan savma bir yazı verip savuşturmuş. Tabi yazılar kapalı zarf içinde olduğundan, tapuya gidene kadar içinde ne yazdığını öğrenemiyoruz. O resmi yazıda da "biz ne bilelim aynı kişi mi" falan yazıyor. Avukatımızın söylediğine göre resmi yazıda bu cümleyi kullanmak suçmuş. Nüfus bilmeyecek de kim bilecek? Oradaki bir memurun hatası ve aralığı kasım diye yazması başımıza ne işler açtı. Her neyse. Tabi tapu bu yazıyı yine kabul etmemiş. Annem tekrar kaymakama durumu bildirmiş. Kaymakam nüfus müdürünü çağırmış ve yanındayken tapu müdürlüğünü aratıp görüştürmüş. "Vatandaşın sorununu halledin. Milleti mağdur etmeyin ." demiş. Nüfus müdürünün, kaymakama duyurmadan bıyık altından vatandaşa yani anneme verdiği o kibar o enfes cevap "sen hala mı gitmedin!" Ey Allah'ım, hikmetinden sual olunmaz ama dışarıda onca dürüst, nazik, işini iyi yapan insan gezinirken görevini ve makamını kötüye kullanan kişileri bazı yerlere getirmende elbet bir hikmetin vardır. Ülkemizin ne kadar zengin olduğunu bu olaylarla bir kez daha anladım. Bizde bunca tuhaf memur varken iyi batmıyor bu ülke.

Her neyse. Kaymakamın talimatına rağmen olay çözülmeyince avukat valiye gidelim demiş. Yapılanlardan o da rahatsız olmuş. Hepimiz adeta çıldıracak konuma geldik. Günlerce git gel uğraş. Bu arada yeni alınan evin tapusu bize geçmişti ama eski evin teminat işi tapudan halledilemediği için evi satan amcanın parası ödenemedi. Adamcağıza nasıl mahcup hissettik kendimizi. Bizden kaynaklanmadı ama yine de çok üzüldük. Hiç bir şekilde çözülmedi sorun. Nüfus müdürlüğü işi iyice yokuşa sürdü. Edilebilecek her tür eziyeti etti. Hiç bir çaremiz çıkar yolumuz kalmadı. Son çare annemlere "tapuyu ev sahibi amcaya tekrar devredelim" dedim. Ve eğer iş hiç bir şekilde çözüme ulaşmasa da tekrar devir yapsaydık, nüfustaki bir memurun basit görünen bir hatası yüzünden tek kalemde yaklaşık 15.000 liramız çöpe gitmiş olacaktı. İki kez tapu masrafları, dosyalama masrafları, sigortalar, ipotekler,.... Git gellere yapılan masrafı ise hiç saymıyorum. Yaşadığımız manevi sıkıntılar ve can sıkıntısı da cabası...

En sonunda annemlere "Bizim eski işverene bir danışayım, bu işi çözmek için nereye başvurmamız gerektiğini o bilir." dedim. Fakat mevzu buralara gelmeden çözülebilecek kadar basitti. Hiç sevmediğim bir şeyi yaptım ve hocaya sormaya karar verdim. Bildiğin tüm makamlara çıkıp da işi çözemeyince, daha üst olarak nereye gideceğini bilemiyor insan. Hani böyle bir konu yüzünden de valilik makamı meşgul edilmemeli bence. Tevafuk bu ya hoca o gün bizim işyerine geldi. Eski öğretmen olduğu için hoca diyoruz. Şimdi milletvekili. Mevzuyu kendisine özetledim. "Biz bu durumu çözmek için nereye başvurmalıyız?" dedim. Direk "Annenin adını ve nüfusa kayıtlı olduğu ilçeyi söyle" dedi. Şaşırdım, söyledim. Nüfus müdürünü aradı. Müdür telefonda iki saat lafı dolandırdı. Bunalan hoca telefonu kapatıp tapu müdürünü aradı. Konuşmaları bir dk bile sürmedi. Tapu müdürü "bana gelsinler" demiş. Annemlere bilgi verdim. Gittiler müdürün yanına. Memurlardan annemin dosyasını istemiş. Memurlar iki koca klasör getirmişler tapu müdürüne. Ve müdürün yorumu: "Nüfusa kayıt noktasında her tür bilgi aynı. Bu insanın aynı kişi olduğu aşikar. Niçin vatandaşı mağdur ediyorsunuz?" deyip direk olayı halletmiş. Zaten hem tapuda hem nüfusta eski nüfus cüzdanı ile yenisinin fotokopileri var, ikisi de resimli. Tüm bilgileri aynı. Sadece birinde aralık yazıyor birinde kasım. Bu imza ile belgemizi alınca teminat işlemleri bitti ve ev sahibi amcanın parasını ödedik.

Bu yaşananlara öyle çok sinirlendim ki! Her şeyde bir hayır vardır. Amenna. Ona hiç diyecek bir sözümüz olamaz. Ancak işini doğru yapmayıp vatandaşa eziyet etmek, bunun için makamını mevkisini kullanmak, bu millete farklı kulvarlarda yıllarca hizmet etmiş insanları böyle zora sokmak çok üzücü. Herkesin akıl danışacağı bir hocası olmayabilir. Bu mantıkla hareket eden insanların kaba tabirine göre herkesin bir dayısı(!) olmayabilir. Ancak benim güzel ülkemde hala böyle numunelik tipler var. Hala böyle mevzular yaşanabiliyor. Bir gün birisi karşına çıkıp sana "sen sen değilsin" diyebiliyor. Ve yıllarca oturduğun bir gayrimenkulün varken, bir anda bir cümle ile evli iken evsiz kalabiliyorsun.

Tüm bu olaylardan sonra çıkan sonuçlar;


  • Mevzuya müdahil olan ve çözülmesi için elinden gelen gayreti gösteren, üstelik kibar bir üslup kullanıp beyefendiliğini gösteren Kaymakam Bey benden ve ailemden, bilhassa babaannemden çok ama çok dua aldı. Çabaları olayı çözmeye yetmese dahi o elinden geleni yaptı. Kendisini yetiştiren ana-babadan Allah razı olsun.
  • Akıl sormak için konuştuğum hocam direk müdahil olup olayın çözülmesine ve 15.000 liramızın çöp olmaktan kurtulmasına vesile olduğu için hepimizden çok dua aldı.
  • Nüfus müdürü kaba tavırları, vatandaşı aşağılayan üslubu ve basit bir olayı arap saçına çevirmesi nedeniyle hepimizde yurdumuz için bir "ahhh" bıraktı. Bu memlekete üzüldük. Babaannemin söylediklerini saymazsak =) ona hiç bir şey demedik. Islahı için dua ettim. Memleketim için üzüldüm. Bir şey deyip ağzımı kirletmeme gerek yok. Cenab-ı Hak zaten olanı biteni görüyor. Kimsenin hakkını kimsede koymaz. Ben yanlış insanlardan dolayı devletime küsüp laf saymam. Ya devlet başa ya kuzgun leşe demişler. Ancak anama babama çektirdikleri için, yanlışı yapanın şahsına kırgınlığım olur elbette. Allah (celle celaluHu) her şeyi Gören, Bilen'dir.
  • Hocamın girişimiyle bizim mevzu geçici olarak halloldu ancak yarın bir gün evimizi satmak istesek, annemin nüfus cüzdanı yüzünden satamayacağız. Ülkemde böyle trajikomik olaylar artık olmasın istiyorum. Allah herkese vicdan, akıl, firaset ve işini iyi yapma gücü versin. 
  • Bu millete ne ara ne oldu ki of demeden kul hakkına girer hale geldik? Bilip bilmeden yediğimiz haramlar yüzünden mi şerefli bir geçmişten birbirine eza eden kişilere dönüştük? Bakın şu haberde neler yazıyor? Belki de bilip bilmeden çoğumuz yedik bunlardan: Tıklayınız lütfen.
Hepinize sevgilerimle.

17 Eylül 2012 Pazartesi

"SEVDALUK"

Sen hey benim gözlerimin bebegi,

Seni nasıl ozledıgımı biliysen he mi? Bir yanım siye aglar, diger yanım melmekedin evladına. Yüregim ikiye bölınmış. Siye olan hesretim yetmiymiş kimin, bir de Mehmetçikler'e yanmakhtayım. Gidiyler. Birer birer gidiyler öte dünyaya. İzlemaga dayanmiy gönül... 

Arsızca akan bir nehre düşmış daş kimin hissediyem kendimi. Suyun kuvveti ile bir o yana savruliyem bir bu yana. İçim karmakarışıkh. Aynamiyem Sürme Gözlüm. Bunca hadise içindeyken aynamiyem bazı insanları. Ve feket aynamağa da ugraşmiyem artık. Evvelce pek bi dert ederdım, bilirsin. Şimdi seniy o sürmeli gözlerine bakhmakh yetiy bana. Vışşşş diyem, Rabb'im (cc) ne gözellikler yaratmış. Pek bi daraldıgımda derhal resmine bakiyem. Vallah senin resmin bile kişinin içinin ferahlamasına yetiy. "Sevdaluk" dedikhleri bu olsa gerekh. Yanıp küle dönünce insanın içi, her gelen bi vursa da geçip gidiy. Sende kalan izlerse insan olman için kazandıgın birikimlerin oliy. Eden mi? Takma o gözel kafanaaaa. Eden ettıgını bulacahktır er ya da geç. İşin o kısmı seni ilgilendirmiy zaten. O Yaratan'ın bilecegı iş. Siye ne?


Hıyırlara gelsın, geçen gün sebbehe karşı uzın metrajlı bir rüya gördım. O rüyadan uyanırken ne demişim biliy misen? "Aglatıp da gülene yazıklar olsın" Güliysen he mii? =) Biliyem, Türk filmi kimin olmış ama bele oldı işte  Sürme Gözlüm =) Bu rüyadan uyanınca tv'de Karadeniz çıktı. Rabb'imin kudretine bir kez daha hayran oldım Gülüm. Biliysen, Karadeniz'i çok seviyem. Amma ve lakin senin yerin bambaşka. İçimin en iç yerinde duriysan sen. Seni bunca özlemekligime karşın, beni neden hala çagırmiysan merakh ediyem. Yetmez mi bunca hesretlik? Oy Urfammm, canımın içindeki vefalı / ihanetsiz can; ne eyi ettin de düştın içime... Daim olasan.

17 Eylül 2012 / KONYA / 11.14

10 Eylül 2012 Pazartesi

Doğum Günüm

29 Ağustos benim doğum günümdü. Normalde kültürümüzde yok diye doğum günü kutlamam ve mümkün olduğunca uzak durmaya çalışırım. Ancak bu günü; doğduğumuz, Efendimiz'e (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ümmet olduğumuz, Allah'ı (celle celaluHu) tanıdığımız, ailemizi tanıdığımız için bir şükür ve sevinme vesilesi olarak görmek güzel. Ve doğum gününde hatırlanmak insanı mutluluğa sevk eden olgulardan.

Doğum günüm için arkadaşlarımın yaptığı sürprizler oldu ve sizlerle paylaşmak istedim. Ancak ard arda gelen şehit haberleri yüzünden elim kolum kalkmadı yazmaya. Ancak bugüne kaldı yayınlamak.

İlk pastayı adaşım yapmış. Ayda bir kez oturuyoruz bu linkte bahsettiğim grupla ve ağustos ayındaki oturmamız Aslıhan'daydı. Pasta yapmayı pek bilmediğini söyler ve genelde sıra onda olduğunda annesi yapar pastaları =) Ancak buna buna rağmen benim için böyle özenli-güzel bir pasta yapmasına çok duygulandım. Üstelik lezzeti gerçekten çok çok güzeldi. Adımın baş harfinin yanına koyacak başka bir harf olmadığı için, oraya da soyadımın baş harfini koymuş =) Bu güzel pasta için adaşıma çok teşekkür ediyorum.


İkinci sürpriz ise Dilek kardeş'ten geldi =) Onlarla da ayda bir kez oturuyoruz fakat itiraf etmek gerekirse bu oturmada bana özel bir pastayla karşılaşacağımı düşünmemiştim nedense. Bu pasta gerçekten sürpriz oldu =) Üstelik bizim kardeş her zaman meyvalı pastaları-dondurmaları tercih eder. Buna rağmen benim mütemadiyen kakao ve çikolatayı tercih ettiğimi bildiği için pastayı bana özel çikolatalı yapmış =) O günkü bu pasta için kardeşe ve diğer tüm sürprizler için de oturmadaki tüm arkadaşlara teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız arkadaşlar.


Arkadaşlarım sağolsunlar bana birbirinden güzel hediyeler almışlar. Her birine beni düşündükleri için ayrı ayrı sevindim. Hediyelerdeki ayrıntıları görünce "Nasıl ince düşünceli arkadaşlarım var, ne ayrıntıları düşünmüşler, nasıl firasetliler" diye mutlu oldum. Fakat itiraf etmek gerekirse içlerinde öyle bir hediye vardı ki, görünce tüm dişlerim görünecek kadar gülümsemekten kendimi alamadım =) Modelim Simge'nin hediyesi, "Urfa'da Pişer Bize De Düşer" adlı kitap. Bu güne dek doğum günlerimde insanlardan bir çok hediye aldım. Ve Urfa'ya tutkun olduğumu bilmeyen yoktur. Buna rağmen nedense bu güne kadar hiç Urfa'yla ilgili bir hediye almamıştım ve aklıma da gelmemişti. Bu benim Urfa'ya dair aldığım ilk hediye. Unutmam mümkün değil. Modelim benim için Urfa'daki bir tanıdığını aramış. Bana oradan özel bir paket getirtecekmiş. Ancak nasip bu ya, o tanıdık il dışındaymış. Öyle olunca Simge de bana bu kitabı getirtmiş. Canım Urfam'ın resimleri var içinde. Birbirinden güzel yemekleri var. Benim mutluluğuma sebep olmak aslında öylesine kolay ki! Urfa'dan bir sohbet açın, Urfa'dan bir resim gösterin, Urfa'dan bir hatıra anlatın; istemsiz olarak direk gülümsemeye başlıyorum. Urfam bir yanaaa her şey bir yana =) Modelim, çok teşekkür ederim bu muhteşem hediyenden dolayı.


Arkadaşlar, hepinizi seviyorum. Hepinize ayrı ayrı teşekkür ederim. İyi ki varsınız.