2 Aralık 2016 Cuma

Miss Chocolate mı? Bir Daha Asla

Son zamanlarda Blogger'ların paylaşımlarında boy göstermeye başlayan bir mekan Miss Chocolate. Biz de geçenlerde ablamla gittik. Aynı menüleri alıp birlikte yedik-içtik. O gün oraya gidene kadar hiçbir şeyimiz yoktu. Orada yeyip içtikten sonra ikimiz de hastalandık. Ben bütün gece kıvrandım. Korkunç bir mide bulantısı, ağrılar ve diğer rahatsızlıklar... İkimiz de resmen iki gün yattık evde. Başka mekanlarda az bir miktar ödeyeceğim menüye yüksek fiyat ödeyip, üstüne bir de hastalık çekmenin sükut-u hayalini yaşadım. Tat noktasında da asla aradığımızı bulamadık. Cafe Mocha'yı çok severim. Ancak orada içtiğim Cafe Mocha kesinlikle mocha değildi. Aşırı derecede şeker ve çikolata tadı gelen, içerisine birazcık kahve ilave edilmiş sıcak çikolata gibiydi. Üzerinde süt köpüğü bile yoktu. Halbuki kenarlarından espresso dökülmüş süt köpüğü mocha'nın olmazsa olmazıdır. Waffle hamuru aşırı derecede yumurta kokuyordu. Yanında gelen kivi yenecek gibi değildi. Üzerine çatal batmayacak derecede sert ve hiçbir tadı olmayan bir saman gibiydi. Servis etmek üzere keserken bunu fark etmişlerdir. Fırlatsam karşıdakinin kafasını yaracak derecede sert olup hiçbir tat ihtiva etmeyen bu kiviyi müşterilerine sunmak yerine tedarikçiye iade etmelerini ve yenilebilir normal bir kivi ile sunum yapmalarını beklerdim. Kesilemeyecek derecede sert bir şey yenmez zira. Tatla ilgili şikayetlerimiz bununla da sınırlı değil...

DAHA ACISI, biz oradayken ezan okunmaya başladı. Mekan görevlileri müziği kapatmak yerine sesini kıstılar.

Tüm bunlardan sonra mekanın sahibi hanıma instagram'dan direct mesaj (DM) göndererek edep ve saygı çerçevesinde durumu ilettim. Kendisine yazdıklarımı direkt açıktan, herkesin göreceği şekilde paylaşım da yapabilirdim. Ancak bir işletme olmaları hasebiyle DM yoluyla sadece onların göreceği şekilde göndermeyi tercih ettim. Buna karşılık en azından bir geçmiş olsun demelerini umarken, geçirdiğimiz rahatsızlıkla alay eden bir cevap döndü. İnanın böylesini ilk kez görüyorum. Tonla para öde. Tat kötü olsun. Yediklerin yüzünden rahatsızlan. İnce düşüncelilik yapıp kimse görmesin ama onlara feedback olsun diye mekana mesaj gönder. Üstüne bir de alay edil! Diyecek söz bulamıyorum...

Netice itibarıyla ilk kez gittiğim Miss Chocolate benim için kesinlikle son oldu. Ağrılarla kıvrandığım o korkunç geceyi kimsenin yaşamasını istemem. Rahatsızlanmak ve paranızla alaya uğramak istemiyorsanız siz de gitmeyin derim.

Yazıma çok sevdiğim bir sözle son vermek istiyorum:

"İlim meclisinde aradım kıldım talep,
İlim en geridedir illa edep illa edep."

27 Ekim 2016 Perşembe

Şehit Astsubay Ömer Halisdemir

15 Temmuz hain darbe teşebbüsünden sonra ülkemizde Ömer Halisdemir'i tanımayan kalmadı. O gece hainlere İLK KURŞUNu sıkan kahramanımız Ömer Halisdemir...
Komutanı kendisini arayıp nöbet yerini koruması emrini verdiğinde "Emredersiniz Komutanım" diyor. Komutan soruyor "Oğlum Ömer bu işin sonu şehadet biliyorsun değil mi?" "Evet biliyorum komutanım" Bu nasıl bir teslimiyettir! Nasıl bir iman gücüdür! Adını ve hikayesini öğrendiğim ilk günden beri hep kabrini ziyaret etmek istiyordum. 9 ekim 2016'da kısmet oldu. Allah'a şükür, isteğimi kırmayan aileme de teşekkür ediyorum. 

Konya'dan çıkıp Niğde Bor'a bağlı Çukurkuyu Köyü'ne yöneliyoruz. Yolda Kaymak ve Köpük'e yani yeğenlerime anlatıyorum:
-Nereye gidiyoruz biliyor musunuz?
- Ömer Halisdemir'in kabrine.
-Peki Ömer Halisdemir kim biliyor musunuz?
-Kim?
-15 Temmuzda hain düşmanlar ülkemizi ele geçirmeye çalıştılar. Ömer Halisdemir ve onun gibi onlarca kişi Allah'ın izniyle düşmandan ülkemizi kurtardılar. Ömer amcanız ilk kurşunu sıktı. Düşmanla savaşıp vatan için, Allah için şehit oldu. Bütün bunlar siz uyurken oldu. Şimdi biz kabrine dua edip ona teşekkür etmeye gidiyoruz.


Öncelikle "Kızılca Kasabası'na Hoşgeldiniz"yazısı görünüyor. Oradan girip ilerleyince Çukurkuyu'ya dönülecek yere ulaşıyoruz.


Her yerde bayrağımız ve Ömer Halisdemir'in fotoğrafları var. Girişteki bir petrolde "ruhun şad olsun Çukurkuyu'nun aslan evladı" yazılı pano var. Kabre gidilecek yoldaki kocaman bayrağımızı taaa yolun ilerisinden bile görebiliyorsunuz.


Ve işte şehidimizin kabrindeyiz. 


Tarifi zor bir duygu yoğunluğu var burada. Ne yapıp edin ilk fırsatta muhakkak gelin derim.



Aradan üç ay geçmesine rağmen etraf ziyaretçi kaynıyor. Türkiye'nin her yerinden akın akın gelenler var. Kimi özel aracıyla gelmiş kimi tur gibi birleşerek gelmiş.

Ziyaretimiz bitince köyün içine yönelip şehidin taziye evine ulaştık. Beyler kapının önünde oturuyorlar. Evin içi ve avlu hanımlardan tıklım tıklım. Zannedersiniz ki defin yeni yapılıp eve dönülmüş.O derece kalabalık, o derece taze.

Şehidimizin anacığının o pamuk ellerinden öperken ona çok söylemek istediklerim vardı. Lakin o an hiçbir şey konuşamadım. Sadece başınız sağolsun diyebildim. Ona demek isterdim ki "anacığım sen ne mübarek bir kadınsın ki vatana böyle yiğit bir evlat doğurdun. Ben bugün, senin hiç tanımadığım oğlun için ağlıyorum. Senin oğlun bugün benim ağabeyim. Tüm Türkiye'nin kardeşi, babası, evladı, ağabeyi..." Ve bu güzel anaya aylardır aklımı kurcalayan bir soruyu sorabilmek isterdim. Eğer boğazım düğümlenmese ona derdim ki "Anacığım senin yiğit oğlun nasıl yaşadı nasıl bir iyilik yaptı ki bu mertebeye kavuştu? Bu memleket sayısız şehit gördü. Ancak biz tüm şehitlerimizi vatan payidarken uğurladık. Oysa senin oğlunun şehadeti, vatanın ya kalması ya düşmesi demekti. Nasıl bir iyilik yapmış, nasıl güzel ve istikametli bir hayat yaşamış olmalı ki; hiç kimsenin kendisini tanımadığı 80 milyonluk Türkiye'de bugün herkes onun adını biliyor, onun arkasından ağlıyor, milyonlar cenaze namazına katılıyor, şehadetinden beri milyonlar onun için dua ediyor ve üç ay geçmiş olmasına rağmen bugün hala kitleler onun kabrini ziyarete geliyor. Nasıl yaşadı? Nasıl yaşadı ki böyle güzel öldü? Hani dinimiz der ya 'nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz' diye. Senin oğlun nasıl yaşadı ki böylesi bir mertebeyi hak etti?" Bu soru gerçekten aylardır zihnimi meşgul ediyor. Cevabı arıyorum; bulmak istiyorum. Buna cevaben sadece 'Ömer Halisdemir iyi bir insandı' demek yetmez. Zira pek çok kişi iyi insan olabilir ama kimse kolay kolay böyle bir mertebeye kavuşamıyor. Neticede her şey nasip, evet. Ama Ömer Halisdemir nasıl yaşadı ki böyle bir nasibi oldu? Keşke bu sorunun cevabını duyabilsem...

Ev civarında bir araba takılıyor gözüme. Üstünde "kadere inanan insanı ölümle korkutamazsınız." yazıyor:


Çukurkuyu'da başınızı çevirdiğiniz her yerde Türk bayrakları ve Ömer Halisdemir posterleri var.

Evdeki ziyaretimiz bitince Kocaeli Belediyesi tarafından yapılan Şehit Astsubay Ömer Halisdemir Parkı'na uğruyoruz.





Konyamıza dönmeden evvel yol yorgunluğunu ve duygu yoğunluğunu bir parça topraklamak için güzel bir parkta piknik yapıyoruz.


Yeni bir yazıda buluşmak ümidiyle. Umut hep vâr olsun...


28 Eylül 2016 Çarşamba

İzmir&Konya Blogger Buluşması

13 Ağustos 2016 günü Konyamızda biz Blogger'lar için çok hoş bir etkinlik gerçekleşti #selcensevilayorganizasyon adıyla. Etkinliğin ev sahibesi etiketten de anlaşıldığı gibi İzmir'den gelen iki güzel Blogger arkadaşımızdı:
Mekanımız ise bizi aşağıdaki güzel tabakla karşılayan Deli Fırın idi:
Bu organizasyon vesilesiyle yıllardır merak ettiğim ancak belki orijinali değildir diye Konya'da tatmaya cesaret edemediğim boyoz ile tanıştım. İzmir'den gelen arkadaşlarımız bunun hakiki boyoz olduğunu, damağım da tadını onayladı :)
Etkinliğimizin iki güzel ev sahibesi pek çok sponsordan denememiz için harika hediyelerle gelmişler. Kendileri de eli boş gelmeyip bizlere İzmir'in meşhur incir lokumundan getirmişler:


Sponsorlarımızın hediyeleri ise şöyle:



İşte instagram kullanıcı adlarıyla sponsorlarımız:
Selva bizlere içinde makarnadan irmiğe pek çok şey bulunan bir lezzet paketi göndermişti. Pakmaya ve Kenton denememiz için pudingler, Bebak çeşitli el vücut ve koruyucu bakım kremleri, Ekoz Kozmetik vanilyalı oda kokusu, Blogger arkadaşımız Melek kokulu taş ve Fikriye Abla saksı süsü getirmişlerdi. Dedsan Mobilya mutfakta iş yaparken tariflere kolay ulaşmak ve tableti  mutfak kazalarına karşı korumak için harika bir tablet tutucu tasarlamış. Fotoğrafta ekmek kesme tahtası şeklinde görünen beyaz renkli obje o. Gerçekten harika bir ürün. Mutfakta iş yaparken ister telefonu-tableti, isterseniz de tarif defterinizi koyun.



Yine bu etkinlik vesilesiyle tanıştığım Babamın Bahçesi ise bizlere zeytinyağı, nar ekşisi, limon reçeli, ayva reçeli, portakal reçeli, portakal kabuğu reçeli ve biber salçasından oluşan harika bir paket göndermiş. Özellikle biber salçasının kıvamına ve tadına bayıldığımı söylemek isterim.


Gerçekten çok emek verilmiş harika bir organizasyondu. Öncelikle organizatörlerimiz Selcen ve Sevilay Hanımlara, sonrasında gerek mekanıyla gerekse hediyeleriyle bizlere destek veren sponsorlarımıza ve katılımcı Blogger arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum. Konya'da bildiğimden ve sandığımdan fazla Blogger olduğunu da bu organizasyon vesilesiyle öğrendim. Her şey gerçekten çok güzeldi. En kısa zamanda arkadaşlarımla yeni etkinliklerde bir araya gelmeyi ümit ediyorum. Hepinize mutlu günler :)

27 Eylül 2016 Salı

Bilir misin AbdUllah?


Hiç dinmeyen bir acıyla yaşamak nasıl şeydir bilir misin AbdUllah? Peki ya dinmesinin neredeyse kâbil olmadığını bilerek yaşamak? Allah (cc) ol derse her şey olur, amenna. Lakin başına gelecek imtihanın varsa, çekecek çilen de vardır. Yaşarsın o acıyla birlikte. Gülersin, ama sahte. Eğlenirsin, ama anlık. An be an içindedir, kalbindedir, yüreğinin en derin yerindedir bu sızı. Uyuyamazsın, nefes alamazsın. Düşünmekten de hiç bir şey elde edemezsin. Hayat artık eskisi gibi değildir. Mutlu olmaktan, huzurlu yaşamaktan ziyade, "mış gibi yapmaya" başlarsın. Ahh ne istemiştir oysa senden? Niçin yapmıştır bu kötülüğü? Hayatını mahvetmekle elde ettiği nedir? İlk sınavda kağıdı kalemi ortada bırakıp kaçan öğrenci nasıl mezun olur ki mektepten? Madem okula başlayıp öğrenci olmaktı kararı, sınavlarla karşılaşacağını bilmiyor muydu? Cesareti? Dağlar ardında. Kararlılığı? Hiç olmadı ki! Umut? Sandıklara kat kat kilitlediğin hazinen. Hayat, tek seferlik seyahat. Ömür, dönüş bileti olmayan yolculuk. Değer mi peki heba etmeye? Asla! Lakin yapamıyorum be AbdUllah. Kendimi mi kandırıyorum dersin? Belki. Keşke mümkün olsaydı. Hayatımı mahvetmekten kazancı ne olmuş bunu sormam keşke mümkün olsaydı... En kötüsü de ne biliyor musun? İnsan bunları göre göre, iyi niyet tohumlarını kaybediyor. İyi niyet? Ara ki bulasın artık. Sence ben artık kötü biri miyim AbdUllah? Yarı yolda bırakacak eş, dost, aile, arkadaş, yaren çıkmasın artık karşıma! İnsan olan, yoldaşını tek bir yerde yarı yolda koyar. Ölüm geldiğinde. O, o öldü mü ki AbdUllah? Niçin yok artık? Uyansana gayrı! O yaşıyor! Asıl sen öldün...

27 Eylül 2016 / KONYA /01.41

2 Ağustos 2016 Salı

NÖBET ŞİİRİ

Konya Hazreti Mevlana Meydanı'nda vatan nöbetinde az evvel acizane kaleme aldığım şiirim:

NÖBET ŞİİRİ
Allah yolu dediler,
Bütün millet inandı,
Hakk'a hizmet dediler,
Tüm halkımız güvendi.

Yıllar akıp da gitti,
Verilen sözler yitti,
Allah'a hizmet bitti,
Halk uykuya yenikti.

Öyle bir gün geldi ki,
'Baş top' ihanet saçtı,
Millet doğruyu seçti,
Rabb'im firaset açtı.

Aralık'tı 17,
Vurdular ilk darbeyi,
Uyananlar ki bildi,
Gördüler ihaneti.

Bunların siyonistten,
Ve pislikten farkı yok!
İhanet kitabının,
Yazarları ne de çok!

Baktılar ki tutmadı,
Aralık'ın mayası,
Millet bunu yutmadı,
Bitti 'hizmet'(!) kayası.

Yine de inanıp da,
Gönül vereni çoktu,
Bence her biri hain,
Ve imandan kopuktu!

Gerçekler güneş gibi,
Ortada ayan beyan,
Ve en büyük hainsin,
Hala inanıyorsan!

Yetinmedi zalimler,
Tutmayan planlarla,
İhanetçi alimler(!),
Yürüdü yılanlarla.

15 temmuz gecesi,
Hain tuzak hecesi,
Bir diriliş güncesi,
İmanın milletçesi!

Başkomutan seslendi,
Çıkın sokağa dedi,
Fırladık saniyesi,
Bu nöbet, demokrasi!

Yüzlerce canım gitti,
Bacağım, kolum yitti,
Ömrüm bir tankla bitti,
Aldığım şehitlikti.

Bu nasıl Müslümanlık,
Nasıl vatandaşlıktır?
Bu düpedüz sapıklık,
Düpedüz aymazlıktır!

Rabb'im korudu bizi,
O pis tuzaklarından,
Yurdum ümmette sızı,
Dua, uzaklarından.

Dilerim Allah'tan ki,
Perperişan olsunlar,
Vatana göz dikenin,
Gözlerini oysunlar!

Halık fırsat vermesin,
Zulm murada ermesin,
Dert milleti germesin,
Yurda sızı girmesin.

Kocasinan'dır adım,
Vatandır tuzum tadım,
Tahir olmak muradım,
Rabb'im Başkomutanı,
Başımdan eksik etme,
Ümmetin göz yaşını,
Zalimlerce döktürtme.

2 Ağustos 2016/ KONYA / 02.20

12 Temmuz 2016 Salı

Manolya'ya

Merhaba Manolya,
"Ahmet, niçin bana her zamanki gibi Manolyam demedin?" demezsin değil mi? Çünkü sen nedenini biliyorsun. Ben artık sana dair bir iyelik eki kullanamam. Ben tüm kırgınlığıma rağmen uzun zamandır senden bir haber beklerken, sen başka aşklara çoktan yelken açmışsın bile. Hani kalbimi kırarak gittiğin gün bana 'yine de cevabını bilmek isterim' demiştin ya, o an sana cevabımı söylemedim. Ne anlamı vardı ki artık konuşmanın? Sustum... İçimde tuttum. Ama aslında günler evvelinden hazırlamıştım yanıtımı. İkimiz için hususi bir anlamı olan o kırmızı gül vardı ya, onun fotoğrafını çekmiştim. Üzerine şu satırları yazıp cevap mahiyetinde sana gönderecektim:

"Seninle her şeye varım ben,
Sen benim uğurlu yolumsun."

Herkese ve her şeye rağmen sana bunları söyleyecektim. Lakin sen cevabımı bekleyemeden gittin. Uğur abinin şiirindeki sözler geliyor aklıma 'benim sevdam gerçek, senin aşkın yalan'. Yalanmışsın be Manolya! Oysa inanmıştım sana. Güvenmiştim. Söylediğin sözleri samimi zannetmiştim. Aslında ters olmadı mı bu? Hayatta yalan aşklara inandıran erkekler, inanansa kızlardır genellikle. Bizimki tam tersi oldu. Sen Ahmet'i inandırdın. Lakin her sözün koca bir yalandan ibaretmiş... Bilemedim ben. Sana Manolya adının verilmesi nasıl yanlışmış meğerse, bilemedim... Olsa olsa "hercai" denebilir sana. Hani sevdadan sevdaya koşan aldatıcı hercai... Ve sen bana tüm bunları yaptığında, beni Rabb'im'den başka kimse anlamadı. Neler hissettiğimi kimse bilmedi. Sessizlik içindeki feryadımı kimse duymadı. Hap olup yutayım istediler. "Üzülme" dediler. Bana hepsi 'üzülme' dediler de, sana 'neden üzdün?' demediler...

Ne garip değil mi? Şu hayatta bana en büyük kötülüğü de en büyük iyiliği de sen yaptın.

Bugün sana karşı ne hissediyorum? Bugün senden dolayı bana karşı ne hissediyorum? Bilmediğim yanlarımı öğrenmeme vesile oldun. Biraz acımasız olabilmek isterdim. Biraz vurdumduymaz olabilmek isterdim. Sana İbrahim Sadri'nin dediği gibi "adın batsın" diyebilmek isterdim. Demedim hiç birini. Diyemiyorum. Dilimi tutmayı başardım ya, gönlümü tutmayı başaramadım be Manolya! Âh etmişim. Yüreğim boynuna âhtan bir kolye takmış. Ben yüreğime söz geçiremedim. Etme dedimse de dinlemedi. Gayrı boynunda bu kolyeyle mutlu olur musun bilemem. Lakin yine de, yine de kocaman kocaman mutluluklar dilerim sana. Ve söyleyebildiğim tek şey, Uğur abinin dizeleri:

"Aşkın cenazesi var"...

12 Temmuz 2016/ 23.06 / KONYA

TÜM MANOLYA SERİSİ YAZILARI:
1. İçimdeki Boşluk
2. Hayallerim ve Sen
3. Güllerin Kurudu Kaldı Ellerimde
4. Neden Manolyam?

1 Temmuz 2016 Cuma

Âh Etmişim


Höyküre höyküre ağlayasım var bugün. Allah'tan başka kimsenin beni bulamayacağı yerlere gidesim var. Yalnızlık içinde yalnız kalasım var. Soran zaten yok ve fakat "ne sen sor ne ben söyleyim" diyesim var. Görmek bilmek istiyorum doğrusu. Haykırasım var gözlerimle! Dünya yüzünde alınmamış tüm haklar için Rabb'im'e yaslanasım var. Âh etmişim. Vazgeçesim var...