22 Ağustos 2019 Perşembe

Blog Okuma Listemdeki Sorun

Cümleten merhaba, 
Bir süredir blog okuma listeme tıklayıp takip ettiğim blogların eklediği yazıları okumaya çalıştığımda "takip ettiğiniz hiçbir blog yok" yazısı ile karşılaşıyordum. Bu durum beni oldukça şaşırtsa da blogger'dan kaynaklanan geçici bir hata diye düşünmüştüm ve bir süre sonra düzelir diye oluruna bıraktım. Fakat geçen gün tekrar baktığım zaman yine hiçbir bloğu takip etmediğimi görünce çok şaşırdım. Bir şekilde okuma listem sıfırlanmış ve sizlerin yazılarını o yüzden göremiyormuşum ana sayfamda. Hal böyle olunca teker teker yeniden eklemek durumunda kaldım. Şimdi sizleri okumaya ve yorumlamaya geliyorum :) Blog yazmanın en keyifli yanlarından biri de yorumlar değil mi:) Ben de sizin yorumlarınızla mutlu oluyorum. Her daim beklerim☺️ Yeni bir yazıda görüşmek ümidiyle. Umut hep vâr olsun. 

19 Ağustos 2019 Pazartesi

Blog Yazmak


Bir aşktır blog yazarlığı. Benim blog yazma hikayem de Canım Urfam için başladı. Daha evvel bu konuda bir mim gelince burada bahsetmiştim. İyi ki de bahsetmişim. Bazen çok aktif olamasam da, her an gönlüm gözüm burada. Bloğumu, yazmayı, okumayı, blog vesilesiyle tanıdığım güzel insanları ve burayı seviyorum. 

2008 yılında blog açmış, bir süre beklemiş ve ilk yazımı 03 Nisan 2008'de eklemiştim. İlk bloğum urfa63tutkunu.blogcu.com idi. Sonra urfatutkunu.blogcu.com yaptım adresi. O yıllarda blogcu'nun sürekli sıkıntı vermeye başlaması üzerine pek çok bloggerın yaptığı gibi ben de blogspot'a taşındım. Tabii bloğun blog olduğu yıllardan bahsediyoruz; herkes aktif, herkes yazı ve yorum ekliyor... Bir sabah bir açtık ki baktık bloglarımız açılmıyor, mahkeme kararı ile kapatılmıştır diye bir yazı çıkıyor ekranda. Hepimiz şok olduk tabii. O ara mecburen wordpress'e geçiş yaptım. Bir müddet wordpress'te devam ettikten sonra Blogger dayanışması ile Blogspot'un Türkiye'de yeniden açılmasını sağladık:) Çok şükür o gün bugündür de bloglarımız açık. 

Blog yazmak çok farklı bir duygu. İnsanın blogu bazen en yakın arkadaşı gibi oluyor. Kimi zaman içini döktüğü, kimi zaman tatlı hatıralarını paylaştığı, kimi zaman bir şeyler öğrendiği ya da öğrettiği bir yer  Mesela ben bugün kendimi son derece mutsuz, yalnız, bitkin ve bıkmış hissediyorum. Otururken kendi kendime dedim ki neden bu hali sürdüreceğim? Hadi bloğumu açıp bir yazı ekleyeyim:) Öyle işte. Konuşacak, bir şeyler paylaşacak bir arkadaş bulamadığınız anlarda dahi bloğunuz sizin en yakın arkadaşınız oluyor. 

İnstagramın yaygınlaşmasıyla pek çoğumuzun blogları unutuldu gitti. Ancak ben Instagram'da olsam dahi bloğun yerini benim için hiçbir şey tutmuyor. Elimden geldiği kadar aktif olmaya çalışıyorum eskisi gibi. Ne diyelim o halde, bloglu nice yıllara:)  

3 nisan 2008
13,40
Urfa, nazlı yâr

19 Ağustos 2019/KONYA/00.16

10 Ağustos 2019 Cumartesi

Kurban Bayramı


Kurban Bayramının feyzi bereketi cümleten üzerimize olsun. Kurbanımız Rabb'imize kurbiyetimize vesile olsun inşaAllah. Sağlıkla afiyetle hürriyetle mutlulukla daha nice bayramlara :) 

8 Ağustos 2019 Perşembe

Ev Yapımı Sıvı Sabun


Daha evvel bir yazımda ev yapımı bulaşık deterjanının tarifini vermiştim. Görmek için buraya tık tık. Biz evde uzun süre bu deterjanı kullandık ve bir sıkıntı da yaşamadık. Aynı şekilde çamaşır deterjanımı da yıllarca kendim yaptım koku hassasiyetimden dolayı. Ne zaman ki devletimiz borakstan üretilen kokusuz deterjan Eti Matik'i çıkardı, onu kullanmaya başladım. Şimdilerde adı Boron oldu biliyorsunuz. Bunların yanında aklımın bir köşesinde her daim sıvı sabun yapma fikri vardı. Konuyu biraz irdelediğimde aktardan alınması gereken epey malzemeye ihtiyaç olduğunu gördüm ve açıkçası uğraşmak istemedim. Sıvı sabun kullanmak çok pratik olsa da sağlık açısından zararları malum. Bunun yanında bazı marka sıvı sabunları ne kadar durulasanız da elinizde çıkmamış gibi bir his kalıyor. Hal böyle olunca çocukluk alışkanlığımız katı el sabunlarıyla yolumuza devam ettik. Ta ki Kardeş Lezzetler Süheyla Abla bana bu tarifi verene kadar. Son zamanlarda YouTube'da epeyce popüler olmuş bu tarif. İnsanlar özellikle ev temizliğinde deterjan niyetiyle kullanmak için yapıyorlarmış. Bulaşık makinasında deneyenler bile var. Ancak ben sadece sıvı el sabunu olarak kullandım ve YouTube'daki tariflerde anlatıldığı şekilde uygulamadım. Kendime göre basitleştirerek uyguladım. İnternetteki tariflerde bir adet beyaz kalıp sabun kullanılarak yapılıyor genelde ki onun boyutları da büyük olur bilirsiniz. Ancak kaç tane tarifi izlediysem neredeyse hepsinde insanlar aşırı katı olduğundan şikayet edip sonradan su ile açmaya çalıştılar. Ben bu şekilde uygulamadım. Kendi yaptığım şekli ile anlatıyorum size. Beyaz kalıp sabun değil de bildiğimiz katı el sabunları olur ya, onun marketlerde görmeye alışkın olmadığımız kadar mini boyutta olanları vardı evde. Yani şöyle tarif edeyim; bizim sabundan 2 adet, standart market sabunlarından bir buçuk adete tekabül eder. Öncelikle bu 2 adet sarı renkli katı el sabunu rendeledim ve 5 litrelik su bidonunun içerisine koydum. Üzerine biraz çeşmenin sıcak tarafından biraz da çaydanlıkta kaynayan sudan koyup fotoğraftan da anlayabileceğiniz gibi bidonun yarısına gelecek kadar su ile doldurup kapağını örttüm ve çalkaladım. Sabunlar eriyip üzerinden kısa bir süre geçtikten sonra oldukça katı hale geleceği anlaşılınca suyu ağzına kadar doldurmaya karar verdim ve yine çeşmenin sıcak tarafından 5 litrelik bidonu ağzına kadar doldurarak çalkaladım. İnternetteki tariflerde suyu derece ile ölçüp 80 derece olduğunu görünce uygulamaya başlıyorlar. Bir tencerede yapıp sonrasında 5 litrelik bidonlara aktarıyorlar. Ben şahsen o şekilde uğraşmadan kendimce böyle pratik bir yöntem geliştirdim ve aynen o tariflerdeki kıvamı da elde ettim. Sonuçta iki iki kap batırmaya ve o kadar uğraşmaya ne gerek var! Bir kaç gün sonra sabunu kullandığımız sıvı sabunluğa doldurdum. Bu doldurma işlemini yaparken  huni kullandım çünkü sabun katımsı olduğu için bulunduğu kaptan diğer kaba lap lap iniyor. Direkt dökemezsiniz yani normal market sıvı sabunları gibi. Hatta güzel kokması için evdeki çam terebentin esansından içerisine damlatıp çalkaladım. Çam terebentin esansının tüyleri güçlendirdiğine dair söylemler var. Henüz bu konuyu araştıramadım açıkçası. Eğer öyleyse bu anlamda zararlı olabilir belki ellerde. Ancak koku olarak soracak olursanız harika bir çam kokulu sıvı sabun elde etmiş oldum. Sabunu her kullandığımızda lavabomuz mis gibi çam kokuyor. Sizler de bunu evde uygulamak isterseniz içerisine lavanta yağı gül yağı gibi istediğiniz bir kokulu yağdan damlatıp çalkalayarak kullanabilirsiniz. Hatta renkli sabun elde etmek için gıda boyası koyanlar bile var. Ben sarı renkli sabundan yaptığım için sıvı sabunum da sarı renkli oldu.

Bu sabunun olumlu yönü ellerde normalde kullandığımız sıvı sabunlardaki gibi yapışık bir his bırakmaması. Aynen katı sabunla elinizi yıkamışsınız gibi tamamen durulanıp su ile akıp gidiyor. Bereketli oluyor  İki tane küçücük sabundan koskoca 5 litrelik sıvı sabun elde etmiş oldum. Kötü yönü ise kıvamının son derece sünen bir kıvam olması. Ki bu kıvamı görmek isterseniz YouTube'daki videolara bakabilirsiniz. Bazı hazır sıvı el sabunları da hafif süner biliyorsunuz fakat tahminimce onlara sabunun bu sünme etkisini götürücü bir madde ekliyorlar ve daha az sünüyor haliyle. Süheyla Abla bu konuyla ilgili şöyle bir yöntem geliştirmiş. Yaptığımız sabunun bulunduğu kabın içerisine (tabii geniş ağızlı bir kaba koymamız lazım bunun için. benimki gibi 5 litrelik şişedeyse olmaz) el blenderı sokup bir iki çevirdiğinizde o kıvamı gidiyormuş  Denemek isterseniz kesinlikle tavsiye ediyorum. Açık konuşmak gerekirse ben bundan sonra içinde ne olduğu belli olmayan ve kullanırken gönlümüzün rahat etmediği için uzak durduğumuz market sıvı sabunlarından almayı düşünmem. Evdeki katı el sabunlarını bu şekilde rendeleyerek bittikçe böyle sıvı sabun yapmayı düşünüyorum nasipse.

Deterjan olarak kullanmadığım için o konuda bir yorum yapamayacağım ancak çamaşıra da bulaşığa da (makinaya) kullananları duydum. Fakat ben sıvı el sabunu olarak bu tariften memnunum. Sizlere de tavsiye ederim.

Yeni bir yazıda görüşmek ümidiyle. Umut hep vâr olsun. 

2 Ağustos 2019 Cuma

15 Temmuz 2019


Her 15 Temmuz'da instagramda hislerimi ifade ediyorum. Bu yılki yazımı burada sizlerle paylaşmak istedim :

15 Temmuz, bu milletin kendi parasıyla aldığı askeri teçhizatın kendi üstüne çevrildiği gündür. Memleket beka çabasındayken bazılarının atm'lere ve marketlere koştuğu gündür. 251 şehidimiz ve bir çok gazimiz varken bazılarının 'tiyatro' dediği gündür. Bunları unutmayacağız. Bunları nasıl ki unutmuyorsak; 'Diyanet personeli camilerden sela okumalı' diyen Turgay Güler'i, darbeseverlerin engelleme çabalarına rağmen minareden inmeyen müezzinleri, hainin suratına 'senden korkmuyorum' diye haykıran Safiye bacıları, hainler uçak kaldıramasın diye bir yıllık emeğini/ekmeğini/kendi tarlasını yakan çiftçi amcayı, tankların altında kağıt gibi ezilen bombalarla kolu bacağı kopan vatandaşlarımızı, hainlerin yenemeyeceklerini bildikleri için kalleşçe şehit ettikleri Özel Harekât'ı, 'yetişin, AbdülHamid'i deviriyorlar' diye bağıran ve bindiği belediye otobüsüne 'kaptan, bizi hangi cepheye götürüyorsun?' diyen dedeleri, F16'ya çatıdan terlik atanları, süs havuzunda abdest alanları, elinde bayrağından başka hiç bir şeyi olmayanların tanklara tüfeklere kafa tutuşunu, google'dan o gece en çok 'tank nasıl durdurulur' araması yapan güzel vatandaşlarımızı, üzerinden çıkardığı tişörtünü o da yetmediyse atletini tankların egzost borularına tıkayan ve yerden bulduğu taşları tankların önüne koyan, onu da bulamadı ise kendisi önüne yatan güzel insanlarımızı, öyle bir cenderede öyle bir can pazarında 'Milletimi meydanlara bekliyorum' diyebilecek kadar firâsetli olan Başkomutanımızı, ve gecenin seyrini değiştiren, haini alnının çatından vurup karargahını teslim etmeyen, komutanı arayıp durumu ilettiğinde 'Başüstüne Komutanım' diyen, komutanının ise 'oğlum Ömer bu işin sonu şehadet biliyorsun değil mi?' dediği zaman 'Evet Komutanım' deyip gözünü kırpmadan ölüme atlayan, 'onur yürüyüşü' denildiğinde aklımıza gelen ve 33 kurşunla şehadete yürüyen Çukurkuyu'lu yiğit ÖMER HALİSDEMİR'İ, oğlunu şehadete gönderen komutanı en aziz misafirimiz edasıyla karşılayıp evinde ağırlayan Ömer Halisdemir'in babasını, annesini, ailesini, 15 yaşındaki Mahir Ayabak'ı, yaptıklarını say say bitiremeyeceğimiz daha nice insanımızı, 251 şehidimizi, binlerce gazimizi ve 27 gün boyunca bebeği ile yaşlısı ile sokaklarda nöbet tutup sabahlayan, taşları yastık bayrağını örtü yapan, kendinden geçip vatanı teslim etmeyen Aziz Milletimizi de unutmayacağız! Rabb'im birliğimizi beraberliğimizi daim eylesin. Üstümüze oyun kurmak isteyenlerin oyunlarını ayaklarına dolasın. Millete memlekete hain eli değdirtmesin. 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günümüz kutlu olsun!

15 Temmuz 2019 / KONYA / 11.01

24 Temmuz 2019 Çarşamba

Gittin Gideli


Yorgun bir günün ardından ağır adımlarla oturma odasına geçerken kendi haline şaşırıyordu Ahmet. Zira bunca yıl sonra bir kez daha Manolya'yla konuştuğuna kendisi de inanamıyordu. "İlk günden bu yana koskoca beş yıl oldu. Son günden bu yana ise koskoca dört yıl... Deselerdi bana dört yıl sonra kendini yine Manolya'nla konuşurken bulacaksın, ihtimal vermezdim sanırım. Ama biliyor musun, şimdi bunu deseler bir tek itirazım olur. Durun derim. Durun, Manolya'n demeyin. Tamam, o hep içimde. Tamam o hep benimle. Ama artık ona Manolya'm diyemem. Ben burada hatıralarımı mavi bir tesbihin tanelerine hapsetmiş beklerken, o gitti ellerin yâri oldu. Ben artık ona Manolya'm diyemem ... " Efkarı tüm odaya yayılmış, çayının kokusu gamının kokusuna karışmıştı. "Şimdi" dedi, "şimdi tıpkı filmlerdeki gibi bir şey yapacağım. Radyoyu açacak ve ilk şarkıyı ikimiz için dinleyeceğim. Artık 'biz' olAmayan ikimiz için... Bakalım ikimiz'e hangi şarkı çıkacak?" dedi ve radyonun düğmesine dokundu. Açar açmaz 90'lardan popüler bir şarkı çalmaya başladı. Sözleri şöyleydi:

"Gittin gideli, 
Acılardayım, yapayalnızım, çok özledim. 
Gittin gideli, 
Güneşin tadı, sevdanın adı, bende hal kalmadı... 
Seni özledim. 

Gittin gideli, değişen bir şey yok şimdi, 
Buralarda ben hep aynı benim şimdi, 
Sen nasılsın uzaklarda? 

Gittin gideli, 
Dualarımı duyarsın diye sana yolladım, 
Duvarlar örüp ben hasretime, 
Delice duygular yaşayıp içimde, 
Seni bekledim. 

Gittin gideli, değişen bir şey yok şimdi, 
Buralarda ben hep aynı benim şimdi, 
Sen nasılsın uzaklarda?"

Şarkının ritmi yavaş yavaş kaybolmaya başlarken, Ahmet de yeniden konuşmaya başladı:

"Şaşkınım be Manolya! Bu kadar mı denk gelir? İkimiz'e çıkan şarkıya baksana! Gittin gideli... Sen gittin. Ardında kalana ne olacağını düşünmeden, içimdeki beni kırıp dökerek gittin. Kaldığın yerden değil, yeniden başladığın yerden devam ettin hayatına. Bir yabancıyla, yeniden başladın. Bir yabancıyla yeniden başlarken, beni kendine yabancı ettin. Dün biz'dik. Şimdi 'iki yabancı'yız. Sahi, şarkıda da dediği gibi, sen nasılsın uzaklarda? Mutlu musun?  Hayatında her şey istediğin gibi mi? Bensizlik sana istediklerini getirdi mi? Hani kaçıp gittin ya benden, elde ettin mi tüm hayallerini? Bebeğin oldu mu mesela, diyordun ya hani hayat bana borçlu diye. Hayattan borcunu aldın mı Manolya?" Ahmet öylesine içten konuşuyordu ki, o an onu biri görse  Manolya sahiden karşısında ve onunla konuşuyor sanırdı."Ben mi? Ben şarkıda söylediği gibi değilim. Değişen bir şey yok bende diyemem. Bende çoook şey değişti. Neler mi? Boşver be Manolya! Sen bunu sahiden merak etseydin beni bırakıp gitmez, yanımda kalıp görürdün. Boşver! Bu kadarız işte artık senle ben! Bu kadar işte iki yabancının konuşabileceği... "

Ahmet, yıllar sonra Manolya'ya bir kez daha seslenmiş ve karmaşık duygular içerisinde radyoyu kapatıp koşmaya çıkmıştı. Herkesten ve her şeyden kaçarcasına koşuyordu. Unutmak ister gibi, unutmamak ister gibi... 

24 Temmuz 2019 / KONYA / 00.19

Ahmet ve Manolya serisinin diğer yazılarına, Ahmet ve Manolya etiketine tıklayarak ulaşabilirsiniz. Yeni bir yazıda görüşmek ümidiyle. Umut hep vâr olsun...


TÜM MANOLYA SERİSİ YAZILARI:

1. İçimdeki Boşluk

2. Hayallerim ve Sen

3. Güllerin Kurudu Kaldı Ellerimde

4. Neden Manolyam?

5. Kırgınım Sana

6. Ahmet'in Manolyaya Son Mektubu (SON)

7.Manolya'ya

8. Gittin Gideli

9 Mayıs 2019 Perşembe

İçimizi Dökelim


Merhaba sevgili blog dostları, 
Ramazanın feyzi bereketi cümleten üzerimize olsun. Bugün biraz sohbet edelim istedim. Lakin sohbet denen şey karşılıklı olur malum. Yani bir evvelki yazımda dediğim gibi yorumlarınızı beklerim:) 

Kendinize karşı kendinizle çekiştiğiniz zamanlar oldu mu hiç? Önünüzde iki seçenek duruyor. Kalbiniz birinci yolu seçmekte ısrarcı. Lakin vicdanınız ısrarla ikinci yol diyor. En kötüsü ise bir üçüncü seçenek var mı onu bilmemek. Böyle arafta kalınca nasıl bir yol izliyorsunuz? Sizde kim baskın geliyor? Kalp mi vicdan mı? 

Bir de şüphe mevzusu var. Şu hayatta öğrendiğim en acı tecrübelerden biri her şeye şüphe ile yaklaşmak. Payitaht AbdülHamid izleyenleriniz bilirler. Dizide Ahmet Paşa karakteri herkesten ve her şeyden şüphe etmenin kendisinin mesleği olduğunu söylüyor. Hele ki 15 Temmuz'dan sonra şüphe etmemek abesle iştigal ediyor. Lakin şüphedeki ölçü ne olmalı ve nasıl belirlenmeli? Zira işin ucu sui zanna giderse masum ilişkiler dahi yıkılabiliyor. 

Bu aralar 'kafamda deli sorular' geziniyor :) Sizin bu iki konudaki fikirleriniz ne? Yani vicdan/kalp çekişmesi ile şüphe konusunda?