4 Haziran 2017 Pazar

Ev Yapımı Tereyağ

Sabır ile koruk helva olurmuş. Eve aldığımız sütlerin kaymaklarını buzlukta biriktirdim. Epey biriktikten sonra çıkarıp tahta kaşıkla karıştırmaya başladım. Saatlerce karıştırdım. İlk başta sulu süt kesiği görünümündeydi:


Daha sonra iyice sulanmaya başladı:


Sonra toparlamaya başladı:


Ve mutlu son :)


16 Mayıs 2017 Salı

Adım Arkadaş ve Ben Bir Kediyim


Merhaba! Ben Arkadaş. 13 Ağustos 2016 doğumluyum. Ve 29 Ekim 2016'dan beri Urfa Tutkunu'nun kedisiyim. Bu fotoğraf eve geldiğim ilk anlardan. Hemen yemeye başlamıştım 😀


Karnım doyunca koltuğun üstüne çıkıp uyumaya koyuldum.


31 Ekim 2016 günü aşı ile tanıştım. Eve döndüğümde baygın gibi uyuyordum.

Normal zamanlarda da ilginç uyuma şekillerim vardır. İşte onlardan bir kaçı:


Secdede gibi


Sevimli modumda 😊


Ellerimi ayaklarımın arasına alarak


Rahatça yayılarak


"Buraların ağası benim" der gibi


"Çok pişmanım" modunda


Hanım hanımcık


Kumandayı yastık yaparak
... gibi.


Çantanın


ya da poşetin içinde sallanarak uyumayı sevdiğim de doğrudur.


Urfa Tutkunu ile kitap okumayı seviyoruz.


Bazen ben kucağında uyurken o okuyor.


Evdeki saksılar benden sorulur.


İçleri de çok rahat 😉


Tırmalama tahtası dedikleri buymuş. Çok işime yarıyor.


Perdenin arkasına saklanıp sokağı seyretmeyi seviyorum. Ama güneş vurunca saklanamıyorum 😄


Urfa Tutkunu'nun annesi ders çalışmak istediğinde asla izin vermiyorum. Hemen kitaplarının defterlerinin üstüne oturuyorum. Bu evin reisi benim hihihi 😀


Aslında biz kediler banyo yapmayı sevmeyiz ve sürekli kendimizi yaladığımız için buna ihtiyacımız da yoktur. Ama Urfa Tutkunu bunu bilmiyormuş. Beni bir kez yıkamıştı. O ilk ve son oldu zaten. Fakat itiraf etmeliyim ki banyodan sonra tüylerim ipek gibi yumuşacık oldular ve rahat bir uyku çektim 😊


Hamza bize geldiği zaman yakaladığım ilk fırsatta onun çantasının içine kuruluyorum ☺


Süt dişlerim döküldü. Artık abla oldum.


Hayatımda karı ilk kez böyle camdan seyrettim.


Sonra Urfa Tutkunu oynamam için eve kar getirdi ama bu soğuk şeyden biraz korktum doğrusu 😱
Çok yaramazmışım. Bana öyle diyorlar. Mesela buzdolabının üstüne fırlayıp


 Oradan magnet aşırmayı çok seviyorum😄



Çamaşır makinasının içi nasılmış merak ettim.


Hava gelsin diye pencereyi açmışlar. Hemen üstüne atladım.


Mutfak dolaplarımız tavana kadar. Arada sadece üç parmak mesafe var. Yine de oraya çıkıp gezinmeyi seviyorum.


Poşet gördüm mü hiç affetmem. Hemen içine girerim.


Neee? Bana maşaAllah demediniz mi yani?😱 Aşk olsun.


Bu evin içinde tuvaletim var. Urfa Tutkunu'nun annesi yaptı.


Urfa Tutkunu da boş durmadı. Benim için kocaman yumuşacık bi yatak yaptı.

Ailemle güzel günler geçiriyorum. Beni çok seviyorlar. Siz de beni sevdiyseniz yorum yazın da tekrar görüşelim olur mu? Şimdilik hoşçakalın 👋

3 Nisan 2017 Pazartesi

Mustafa Armağan ve Konya Kitap Günleri

Konyamızda her yıl yapılan ama maalesef geçen yıl düzenlenmeyen kitap fuarına nam-ı diğer Konya Kitap Günleri'ne kavuştuk.
Bu sene Mevlana Kültür Merkezi'nde düzenleniyor. 9 nisana kadar her gün 09-21 arası. 
Ben de dün gittim. Zamanımıza değer katan kıymetli Mustafa Armağan'ın imza ve söyleşisine katıldım.  



Söyleşinin konusu Avrupa'nın Ayasofya Entrikalari idi. Gerçekten harika bir konuşmaydı. Çok önemli noktalara temas etti.


Mustafa Armağan artık yayın hayatına Kapı Yayınları ile devam ediyor. Bu güzel ve yerinde kararı için de kendisini tebrik ediyorum.


Şunu da eklemeden geçmeyeyim. Mustafa Armağan hocamız Urfalı ☺

Yeni bir yazıda görüşmek ümidiyle. Umut hep var olsun.

14 Mart 2017 Salı

Sevgimizin Aşkımızın Üstünden



Bir garip anacığı vardı hayatta Zeynep'in, Esma Ana. Aslına bakarsanız o da öz anası değildi. Ailesi onu filmlerdeki gibi cami avlusuna bıraktığında sahip çıkıp evlat edinen kadındı Esma Ana. Zeynep'e ışık olmuş, yıllarını vermişti. Ne var ki bir ay önce kaybetmişti Esma Ana'sını Zeynep. Henüz onun yokluğuna alışamamışken bir de en sevdiğinin ihanetine uğramıştı. Yok yok. İhanet dediysem yanlış anlamayın. Aldatma değil. Tek ihanet aldatmak mıdır sanki? Yıllarını adadığın bir gönlü yarı yolda bırakmak da ihanettir mesela. Yahut verdiğin sözden dönmek...

Vakit öğlen sonu olmuş, Zeynep pencere önünde dışarıya dalmıştı. Son üç saattir kıpırdamaksızın oturduğunun farkında bile değildi. Yoldan gelip geçenleri izliyordu. Bir yandan da radyo çalmaktaydı. Ocakta kısığa yakında kaynayan çaydanlıkta neredeyse su kalmamıştı. Pek bi severdi çayı. Ve fakat efkarından onu içmeyi dahi unutmuştu. O sırada radyoda bir şarkı çalmaya başladı. "Onların" şarkısı... Şarkıyı işiten Zeynep'in gözlerinden istemsizce yaşlar boşanmaya başladı. Belli ki yüreğine çöreklenen sancının dışavurumuydu bu yaşlar. Nasıl da içli söylüyordu Zeki Müren:

"Sevgimizin aşkımızın üstünden 
Sene geçti, mevsim geçti, ay geçti 
Rüyamızın hülyamızın üstünden 
Yağmur geçti, dolu geçti, kar geçti 

Ne birleştik ne ayrıldık biz senle

Kış geçti, bahar geçti, yaz geçti... 
Bu aşkın bu sevdanın üstünden 
Hayat geçti, ömür geçti, yaş geçti..."

En çok da "ne birleştik ne ayrıldık biz senle" cümlesine takılmıştı. Zaman akıp gidiyordu. Hayat geçiyordu. Telafisi yoktu bir sarmal misali yitip giden vakitlerin. Lakin sevdiği, Mehmet'i; ona umutların en güzelini aşılayan, yaşama sevincinin en hakikisini veren güzel gözlü adam; en derin acıyı yaşatmıştı Zeynep'e. Bir korkak gibi "ben vazgeçtim" demişti. "Senden, sevdamızdan, umutlarımızdan vazgeçtim." demekti bu. Esma Ana vefat edeli bir kaç hafta olmuştu ki Mehmet de terketti Zeynep'ini. Acılar bir kor gibi sinesinde yanarken kulağına bir ses geldi güzel kızın. "Ağla" diyordu bu ses. "Ağla, bağır çağır, dök içini. Dök ki rahatlayasın. Hatta ağzına geleni say. Haketti o!" Birdenbire kendisine hayır dedi. "Olmaz. Ağzıma geleni sayarsam yüreğimin yangınıyla dilimden istemediğim bir şey çıkabilir. Oysa ben her şeye rağmen onu... Yani... Şeyy... " Bir an sustu, duraksadı. Mehmet'in hiç bir şey yaşanmamış gibi normal hayatına döndüğünü ve kendisine yeni bir yol çizerek mutlu olduğunu biliyordu. Sonra şu cümleler döküldü dudaklarından:

"Ben zaten mutsuzum. Bu hikayede birisi mutsuz olacaksa o benim Mehmet. İki kişinin kederli olmasına ne gerek var? Ben yaşattığın bu gam ile bu sevdanın diyetini fazlasıyla ödedim. Sana çekecek bir acı kalmadı. İçimizden biri bari mutlu olsun. Sen mutlu ol. Her şeye rağmen..." 

Ah be Mehmet! Ne ettin sen bu güzel yürekli kıza? Neden incittin onun nazenin kalbini? Üstelik Esma Ana'sı da yok artık. Tam da sarıp sarmalayacağın vakit niçin buzlar ülkesine attın onu?

Radyoda yeni bir şarkı çalmaya başlamasına rağmen, Zeynep'in kulaklarında aynı ses yankılanıyordu:

"Sevgimizin aşkımızın üstünden"...

14 Mart 2017 / KONYA / 01.05

14 Aralık 2016 Çarşamba

Kore Turşusu Kimchi (Traditional Korean Napa Cabbage Kimchi)

Bloğumu takip edenler Kore lezzetlerine meraklı olduğumu bilirler. Kore turşusu olarak tanımlayabileceğimiz kimchi'yi yıllardır yapmak istiyordum ancak Kore lahanası (nâm-ı diğer Çin marulu) bulamadığım için yapamıyordum. Geçenlerde markette Kore lahanasına rastlayınca sevinçle atladım tabi :) 

Koreliler kimchi'siz sofraya oturmuyor desek yeridir. Hal böyle olunca da epey çeşidi var. Ben geleneksel Kore Kimchi'si yaptım. Tarif ise pek çok diğer tarifini deneyip memnun kaldığım Maangchi'den. Ben ilk deneme olunca  yarım ölçü yaptım. Ancak buraya orijinal tarifi yazıyorum:

Malzemeler:
* 3-4 orta boy Çin marulu
* 1/2 su bardağı tuz

Lapa için:
* 2 su bardağı su
* 2 yemek kaşığı pirinç unu
* 2 yemek kaşığı şeker

Sebzeler:
* 2 su bardağı kibrit çöpü şeklinde doğranmış turp ( Burada; görüntüsü bizdeki Japon turbuna benzeyen uzun turp kullanılıyordu ama dışı bizdeki 'içi kırmızı turp' gibiydi. Türkiye'de öyle bir şey olmadığı için ben direkt içi kırmızı turp alıp onu kullandım).
* 1 su bardağı kibrit çöpü şeklinde doğranmış havuç
* 7-8 yeşil soğan
* 1 su bardağı doğranmış Asya frenk soğanı (yoksa 3 adet doğranmış yeşil soğan)
* 1 su bardağı doğranmış bataklık maydanozu (minari) (Tabi ki ben bunun yerine maydanoz kullandım. Tarife göre minari şart değil, opsiyonel. Ben yine de normal maydanoz koydum).

Baharatlar ve Tatlandırıcılar:
* 1/2 su bardağı kıyılmış sarımsak (24 diş)
* 2 çay kaşığı kıyılmış zencefil
* 1 orta boy kuru soğan
* 1/2 su bardağı balık sosu (Türkiye'de bu satılıyor mu bilmiyorum. Kore marketlerinde vardır sanırım. Ancak varsa bile kimbilir yaparken içine ne konulmuştur düşüncesiyle ben Kore tariflerinde kullanmak üzere evde yapıp buzluğa atmıştım. Ondan yeterli miktarda çıkarıp kullandım. Balık sosu nasıl yapılır diye epey araştırıp yapmıştım. Balık, zerdeçal, defne yaprağı vb vardı).
* 1/4 su bardağı fermente karides (tabi ki kullanmadım)
* 2 su bardağı pulbiber (acı sevme durumunuza göre 1,5 bardakla 2,5 bardak arası olabilir. Ben Urfa biberinden 2 bardak koydum).

YAPILIŞI
Marulları suyun altında yıkayıp kök kısmına bıçakla çentik atın. Sonra nazikçe elinizle ikiye ayırın. Yapraklar zarar görmesin diye böyle yapılıyor. Bıçakla keserseniz zedelenir. Böylece her bir marulu ikiye bölmüş oldunuz. İleride dörde böleceğimiz için her yarının kök kısımlarına birer çentik daha atın. Sonra derin bir leğene doldurduğunuz suya batırıp çıkararak yaprakların iyice ıslanmasını sağlayın. Çukur bir leğenin içine alarak her bir yaprağı zedelemeden tek tek tuzlayın. Kök kısımları daha çok tuz yiyecektir sert olduğu için. Bunu yaparken yaprakların kökten kopmamasına dikkat edin. Tuzlanan yarımları leğende iki saat bekleteceğiz. Her yarım saatte bir alt üst ederek ve tabanında biriken suyu marulların üzerine dökerek her yerin iyice tuzlanmasını sağlayın. Bekledikçe marul yapraklarının solduğunu ve leğenin dibinde su biriktiğini göreceksiniz. Aşağıdaki fotoğraflarda pembe leğenli olanda biriken su görünüyor. 

Marullar iki saat beklerken siz diğer şeyleri hazırlamaya geçebilirsiniz. Öncelikle lapayı hazırlayın. Çünkü güzelce soğuyana kadar beklenecek. Bunun için su ve pirinç ununu bir kaba alıp tahta bir kaşıkla iyice karıştırın. Kabarcık oluşana dek yaklaşık 10 dakika orta ateşte pişirin. Şekeri ekleyip bir dakika daha pişirin ve ocaktan alıp tamamen soğumasını bekleyin.


Lapa bir köşede soğurken sebzeleri doğramaya geçebilirsiniz. Fotoğraflarda görüldüğü gibi yeşil soğanlar verev doğranıyor. 


Havuç ve turp önce ince ince kesilip ardından kibrit çöpü şeklinde doğranıyor. Ancak turbun dış kabuğu soyulacak.


Maydanoz ise bildiğiniz gibi. 


Kuru soğan, sarımsak ve zencefil blenderda çekilecek ve soğanlı bir lapaya dönüşecek. Balık sosu da aşağıdaki fotoğrafta görüldüğü gibi.


Bir kenarda iyice soğuttunuz pirinç unlu lapaya soğan lapasını, balık suyunu ve pul biberi ekleyip tahta kaşıkla iyice karıştırın. Elde ettiğiniz şeye "kimchi macunu" deniyor. (Kullanacak olsaydık doğranmış fermente karides de burada eklenecekti).


Doğranmış sebzeler ile kimchi macununu bir kapta iyice karıştırın (tahta kaşıkla).


Tüm bu işlemleri yaparken bir kenarda beklettiğiniz tuzlu marulları her yarım saatte bir kontrol etmeyi ve çevirmeyi unutmayın. İki saatin sonunda marulları önce çeşmeden akan soğuksuyla yıkayın ve sonra bir leğene doldurduğunuz soğuk suya batırıp çıkararak birkaç kez yıkayın. Yıkarken her bir yarımı elinizle çeyreğe bölün.  Böyle yapmak için önceden çentik atmıştık hatırlarsanız.  Ardından suyunun iyice süzülmesini sağlamak için sitile koyun. Kevgir yani. Biz Konyalılar kevgire sitil deriz :)

Aşağıdaki fotoğrafın sol kısmında tuzdan pörsüyüp sulanmış marullar görünüyor. Suyu iyice süzülen marulların herbir çeyreğine karışımı süreceğiz. Bunu dikkatlice, yaprakları kökten koparmadan, her bir yaprağa teker teker sürmek suretiyle yapacağız. Aşağıda sağdaki foto.


Koreliler kimchi'yi onggi adındaki özel güveçlerde saklıyorlar. Kore filmi-dizisi izleyenler bilir. İşte onggi:


Bizler kilitli plastik kaplara koyabilirmişiz Maangchi'nin dediğine göre. Ben bildiğiniz Türk usulü turşu kabına koydum :) 

Yerleştirme esnasında her bir çeyrek marulu ortasından yuvarlayarak yani ikiye kıvırarak koyacağız dikkatlice. Koyduktan sonra aralarda hava kalmaması için elle iyice bastırılacak. 2 gün boyunca oda sıcaklığında bekletilip fermantasyonun başlaması sağlanacak. İki gün sonra kapağını açtığınız zaman kimchi'nin ekşi kokmaya başladığına ve aşağıdaki fotoğrafın sağ kısmında görüldüğü gibi sulandığına şahit olacaksınız. Hatta suyunda köpükleşme oluyor. Bu hale geldiğinde buzdolabına koymanız gerekiyor. Artık fermantasyonuna orada devam edecek. Benimki iki günün sonunda aşağıda görüldüğü gibi 2 parmak su birikmiş haldeydi. Şu an yapalı 1,5 hafta oldu ve marulların üstüne kadar su birikmiş durumda. Ara sıra açıp kaşıkla bastırarak suyun her yere temas etmesini sağlamak gerekiyor.


Yaptığınız ilk anda kopan yaprakları bir tabağa alıp lokmalık doğradıktan sonra üzerine susam serperek yemeye yani "taze kimchi"ye geotjeori deniyormuş. İşte benim geotjeori'm:


Fermente olmuş kimchi'nin tadına henüz bakmadım ancak internette yazan "Koreliler bu kötü kokan şeyi neden yiyorlar?" sözü kesinlikle çok doğru imiş :) Koku bildiğiniz gibi değil :)

Allah ömür, sağlık, istek ve imkan verirse yeni tariflerde görüşmek ümidiyle.

THANKS MAANGCHI FOR THE RECIPE 🙋