2 Aralık 2019 Pazartesi

Zehre'nin Gece Nöbetleri


Bunca vakıttır neredeysense bilmiyem. Dediy geleceğam, bekliyem seni sözıne itimad edıp, e hani, nereyesen? Zaman geçip gidiy. Zaman aktıkhça ben benlikten çıkiyem, görmiysan...

Nice çileler çekhti bu gönül. Nice yükler kaldırdı bu omuzlar. Feket en fenası nedir biliy misen? Güvendıgının güvenilmez oldugını görmakhtır. Zehrem, de hele sen niye bele ediysan? Hani gelecektiy? Hani ellerinle silecektiy ya rüzgarın kurıttıgı yaşları? Gerek kalmadı deyisense haklısan. Zira tükendi bitti. Aka aka kalmadı sinemde yaş. Şimdi bazen bele böğüre böğüre aglamakh istiyem balonu patlamış çocıkh kimin. Feket akmiy. Ömrümün naktı tükenirken gözümün yaşı da tükendi... Gönlümı soriysansa o yanmaklıga devam ediy. Bele köze dönmüş mangal kimin, şıvey şıvey yaniy ha... 

Hani sen biye anlatacakhtiy insanoglı neden bele kötüdır? Hani bölüşecektiy kederımı gamımı? Nerdesen eyleyse? Neden göremiyem yüzını? Sen biye bunı ettikten kelli eller ne etmez Zehrem? Ben nelerle ugraşiyem bi başıma biliy misan? Bir yanımda verdıgı sözden dönenler, diger yanımda kibir kumkumaları... Ne edim? Hangisiyle savaşim sen söyle? Niye bunca vakıt yalnız bıraktiy ki beni? Yorgınam Zehrem, anliysan? Bi ses et, bi el uzat, bitsin şu yılgınlıgım. Gözlerimin feri sönende mi çıkacakhsan garşıma? Ne sebeple bekletiysan yaralı özümı? Gapı çalındı dünegin. Bi açtım ki postacı telgraf getirmiş. Dedim kimdendir? Dedi kimi bekliyorsansa ondandır. Alıp okudım. Biye demişsen ki:

"Zehre, sen gül bahçesinde tecrit edilmiş gül, bense gecenin zemherisinde sensizliğe vurulmuş zul..."*

Dogrı deyisan. Beni tecrite attılar yıllar evvelinde. Yeşeriysem de görünmiyem, soliysem de... Unutıldım herhal tecritte. Neden demiyem artıkh. Kader bele imiş ne edim... Feket sen, sen ne demaga devam ediysen bu nöbetlere? Yüzüne ayaz değende ben senden çok üşürüm bilmiy misen? Kır artık şu zincirleri, ne kendini ne beni zemheride bırakhma! Gönlümü üşütme Zehrem, gel gayrı... 

*Bu sözü adsız bir takipçim Zehre serisinden bir yazıma yorum olarak bırakmış. Son derece etkileyici ve üzerine sayfalarca yazı yazılabilecek bir cümle bence. Sadece yorumda kalmasına gönlüm el vermediği için yazıma alıntıladım. Adsız takipçimin hoşgöreceğini ümid ediyorum. Ve her zamanki gibi bitirelim yazımızı;

Yeni bir yazıda görüşmek dileğiyle. Umut hep vâr olsun... 

02.12.2019 / KONYA /01.15

22 Ekim 2019 Salı

O Beni Dinliyor


Esma okuldan geldikten sonra odasına çekilmiş, kendince günün muhasebesini yapmaktaydı. Bir yandan kahvesini yudumlarken diğer yandan CD çalara ney taksimleri CD'sini taktı. Neyin insanı  ortamdan koparan ve farklı alemlere dalmasına vesile olan o eşsiz sesinden çocukluğundan beri hep etkilenmişti. Onu dinledikçe hücrelerinin rahatladığını, kaslarının gevşediğini hissediyordu adeta. İşte böyle bir ortamda bu sabah okulda yaşananları düşünmeye ve irdelemeye başladı. 

İnsanoğlu diğer tüm varlıklardan farklı yaratılmıştı. Kuşlar uçmayı, arılar bal yapmayı, ördekler yüzmeyi bilerek doğarken; insan her şeyi yaşaya yaşaya, göre göre, yapa yapa öğreniyordu. Ve insan olma çabası da  bu öğrenilenlere dahildi. Her bir insan doğuştan bir takım özellikleri getirse de; bunları iyiye yahut kötüye doğru yürütmek, o yönde geliştirmek kendi elindeydi. Düşündü Esma. Genellikle insanlar hep gördüklerine inanır ve hükümlerini de ona göre verirler. Ancak küçük yaşta olmasına rağmen bunun ne kadar yanlış olduğunu yaşadığı bazı hadiselerle anlamıştı... 

Okulda Esma'yı çok seven, adeta bölüşemeyen iki arkadaşı vardı, Zuhal ve Feride. Esma'nın kalbi  insan olarak her ikisini de sevse de; Zuhal'i kendine daha bir  yakın hissediyordu. Feride Esma'nın Zuhal'e olan bu yakınlığını anlamakta güçlük çekiyor, işin doğrusu onu biraz da kıskanıyordu. Esma durumu her zaman idare etmeye çalışsa da Feride olayı zaman zaman  abartıyor ve haddini aşacak konuşmalara  girişiyordu. İşte bu gün de o konuşmalardan biri olmuştu. Tam bir konu üzerinde konuşuyorlardı ki Feride Zuhal ve Esma'nın daha önceden bu konuda konuşup görüştüklerini, anlaştıklarını, fakat kendisinden olan biteni gizlediklerini zannetti. Aslına bakarsanız böyle sanması için hiçbir sebep yoktu ortada. Olay tamamen Feride'nin suizannından kaynaklanıyordu ve nasıl olur da benden habersiz bu konuyu konuşup ayarlama yaparsınız diye  garip bir çıkış yaptı. Üstelik bunu ilk defa da yapmıyordu! Arkadaşları hatır için onu idare etmeye çalışsalar da bu kadar ileri gitmesi hiç hoş bir şey değildi. Dahası iddia ettiği şeyler gerçekte vuku bulmamış, tamamen onun kafasının içinde olduğunu zannedip senaryolaştırdığı şeylerdi. Bir anda ikisine yönelik konuşmasından vazgeçip Esma'ya dönen Feride, ona garip hislerle bağırmaya başladı Bir taraftan ona yakın hissediyor diğer taraftan onu sorguya çeker gibi bağırıyordu. "Sen nasıl olup da Zuhal'i benden daha çok sevebilirsin, neden kendini ona daha yakın hissediyorsun? Oysa bizim seninle aramızda akrabalık bağı dahi var uzaktan da olsa. O sadece bir okul arkadaşın. Bense hem arkadaşın hem akrabanım. Bana vermen gereken sevgiyi neden ona veriyorsun?!" 17 yaşındaki Esma o zamana kadar bu kadar ilginç bir çıkış yaşamamıştı hiç kimseden ve Feride'nin bu yersiz huzur bozmalarına bir son vermek gerektiğini düşünerek ona şunları söyledi :
"Öncelikle ben bir insan olarak ikinizi de seviyorum fakat kalbim kendisini Zuhal'e daha yakın hissediyor. Bana neden olduğunu soruyorsun. Aslında bu soruyu bana değil kendine sorman gerekirdi. Yine de bunları seni sevdiğim ve önemsediğim için anlatıyorum. Ola ki düşünüp ibret alır ve kendini değiştirme yoluna gidersin. 

Sen her zaman olayların gördüğün kısmına inanıyor ve ona göre hükümler veriyorsun. Beni çok sevdiğini söylüyorsun. Ancak yaşadığımız hiçbir yanlış anlamada bugüne kadar bana neden diye sorup açıklama fırsatı vermedin. Ne zaman yanlış anladığın bir şey olsa karşıma dikilip 'sen bana şöyle yaptın, sen bana şunu demek istedin' diye bağırdın. Zuhal ise yanlış anladığı yahut anlayamadığı bir şey yaşadığında bana gelip bu neden böyle diye samimi bir şekilde soruyor ve açıklamamı bekliyor. Kısacası o beni dinliyor ve peşin hükümlülük yapmıyor. Sense sadece gördüğün şeylere inanıyorsun. Hayattaki en büyük yanlışlardan bir tanesinin gördüğüne inanmak olduğunu kendi hayatımda kaç kez tecrübe ettim. İşin iç yüzü görünenden farklıdır çoğu zaman. Bu nedenle sadece zahire bakarak hüküm veren insanlar çoğunlukta yanılmışlardır. Mesela ben bir konuda evet demeye çalışırım, sen onu zahirde hayır anladığın için sırtını dönüp gidiyorsun. Oysa anlasan ki ben orada sana evet demeye çalışıyorum... Bak Feride seni sevdiğim için söylüyorum bunları. Bu tavrın hem sana hem de etrafındaki insanlara zarar veriyor. Bu tavrın insanı çok yoruyor ve kendin de yoruluyorsun... Lütfen artık vazgeç önyargılarından. Peşin hükümlülüğü üzerinden sıyırıp at ve hayatına yepyeni bir sayfa aç. İnsanlara şüphe ve kötü niyet gözlüğü ile bakmayı bırakıp sevgi gözlüğü ile baktığın zaman her şeyin çok daha farklı olacağını sen de göreceksin!"

Esma bu sözleri biraz da üzülerek söylemişti arkadaşına. Ancak onun hatalarını anlayıp kalan hayatında kendini düzeltmesi, kendine ve etrafındaki insanlara zarar vermemesi için böyle sarsıcı bir konuşmaya ihtiyacı vardı. Ve bugün yaşanan olay o konuşmanın başlamasını tetikleyen unsur olmuştu. Esma tüm kalbiyle arkadaşı için dua edip gerçekleri görebilmesini ve kendini düzeltmek, gitgide daha iyi bir insan olmak için çabalamasını diledi. Belki de Zuhal'i daha çok sevmesinin nedenlerinden biri buydu! Dedik ya hani İnsanoğlu her şeyi görerek ve zamanla öğreniyor diye, Zuhal de zaman içerisinde kendisini çok değiştirmiş, karakterindeki ve yaşamındaki olumsuz yönlerini törpüleyip olumlu yönlerini geliştirmişti. Ve her gün bir öncekinden daha iyi bir insan olmak için çabalıyordu. Bu çabalara yakından şahit olan Esma bunları gördükçe Zuhal'e olan hayranlığı artıyordu. 

Esma kahvesinden son damlaları yudumlarken; kendisi, Zuhal ve Feride için canı gönülden dualar etti. Aralarında geçen konuşmadan aklında sürekli yankı yapan kısım "O beni dinliyor" demesi olmuştu. Dinlemek anlamanın belki de yarısından fazlasıydı! Ve maalesef her insan dinleme erdemine sahip olamıyordu... 

22.10.2019/KONYA /01.43

29 Ağustos 2019 Perşembe

Bugün Benim Doğum Günüm


Şu an saat 00:15. Her ne kadar Sabah Ezanları ile doğmuş olsam da sonuç itibariyle 29 Ağustos girdi, yani bugün benim doğum günüm☺️ 

Evvelki doğum günümden bugüne tabii ki hayatımda değişen şeyler oldu. Acısıyla tatlısıyla bir yılı daha geride bıraktım. Mesela ömrümde ilk kez kemik kırığının nasıl bir şey olduğunu öğrendim. Ki umarım bu ilk ve son olmuştur, bir daha böyle bir şey yaşamam. Ancak zahirde sıkıntılı gibi görünse de bu olayın içerisinde de aldığım pekçok ders ve edindiğim başka tecrübeler oldu. Sonuçta yaşadığımız her şey bir ders çıkarmamız için başımıza geliyor. 

Bunun yanında güzel arkadaşlıklar kurdum elhamdülillah. Yeni filmler izledim, yeni kitaplar okudum, yeni yerler gezdim, yeni bilgiler öğrendim. Malum, yaşımız kaç olursa olsun öğrenmenin sonu yok. 

11 yıl önce başlayan blog yolculuğumda internetten de güzel arkadaşlıklar kurulabileceğini tecrübe etmeye başlamıştım. Ve bu sene bu tecrübeme yenilerini ekledim. Örneğin sevgili arkadaşım Moonlight Cat namıdiğer okuyan ile daha yakın ve güzel bir bağ kurdum bu yıl. O kadar ki ayağımdaki kırık için geçmiş olsun mahiyetinde Türkiye'nin bir ucundan bana hediyeler gönderdi. Hediye bahane düşünülmek şahane☺️☺️

Bazı hatıraları yad ettim. Mesela geçen gün tavan arasına ilk gençlik yıllarımda kaldırdığım bir kutuya eriştim. İçerisinden neler neler çıktı:) Müzik kutuları, hacıyatmazlar, çocukluğumdaki en sevdiğim oyuncağım Fatombik ve bir sürü başka şey... Örneğin:


Bir vakitler pek popüler olan bu resimli minik poşetlerden beğendiklerimi saklardım. 


Eposta çıkmadan önce hayatımızda mektup denen bir şey vardı. Ki ben nasıl severdim mektuplaşmayı. Hâlâ da isterim bir mektup arkadaşım olsun ve onunla görüşeyim diye. 


Bu gördükleriniz mektuplarımdan sadece bir kısmı. Ah ne güzel günlerdi:) 


Ve bir zamanlar hayatımızda böyle telefon kartları vardı :) Jetonu da gördük tabii. Jetondan sonra kart bizim için büyük bir gelişme idi. Şimdi herkesin cep telefonu olduğundan etrafta ankesörlü telefon da göremiyoruz.

Bu senemin en güzel anları tabii ki yeğenlerim Kaymak, Köpük ve biricik kızım canım Arkadaş'ım ile geçirdiğim zamanlardı:)


Yaramaz kızım Arkadaş'a kocaman maşaAllah:) 

Ve yılın ehemmiyetlileri arasına giren gelişmelerden biri de, yıllar sonra yeniden başlamış olduğum öğrencilik hayatımı, okulumdan mezun olarak farklı bir boyuta taşımaktı belki de...

Eğer ömrüm var ise bugün benim için yepyeni bir yıl başlıyor. Hayatımın yıldönümü bugün. Rabb'imden kalan ömrümü geçen ömrümden daha hayırlı ve daha verimli kılmasını diliyorum. Hayırlısıyla umduklarıma nail korktuklarımdan emin eylemesini ümid ediyorum. 

Yeni bir yazıda görüşmek ümidiyle. İyi günümü de kötü günümü de paylaşabildiğim blog dostlarım, iyi ki varsınız☺️🤗 Umut hep vâr olsun. 

29 Ağustos 2019 / KONYA / 00.39

22 Ağustos 2019 Perşembe

Blog Okuma Listemdeki Sorun

Cümleten merhaba, 
Bir süredir blog okuma listeme tıklayıp takip ettiğim blogların eklediği yazıları okumaya çalıştığımda "takip ettiğiniz hiçbir blog yok" yazısı ile karşılaşıyordum. Bu durum beni oldukça şaşırtsa da blogger'dan kaynaklanan geçici bir hata diye düşünmüştüm ve bir süre sonra düzelir diye oluruna bıraktım. Fakat geçen gün tekrar baktığım zaman yine hiçbir bloğu takip etmediğimi görünce çok şaşırdım. Bir şekilde okuma listem sıfırlanmış ve sizlerin yazılarını o yüzden göremiyormuşum ana sayfamda. Hal böyle olunca teker teker yeniden eklemek durumunda kaldım. Şimdi sizleri okumaya ve yorumlamaya geliyorum :) Blog yazmanın en keyifli yanlarından biri de yorumlar değil mi:) Ben de sizin yorumlarınızla mutlu oluyorum. Her daim beklerim☺️ Yeni bir yazıda görüşmek ümidiyle. Umut hep vâr olsun. 

19 Ağustos 2019 Pazartesi

Blog Yazmak


Bir aşktır blog yazarlığı. Benim blog yazma hikayem de Canım Urfam için başladı. Daha evvel bu konuda bir mim gelince burada bahsetmiştim. İyi ki de bahsetmişim. Bazen çok aktif olamasam da, her an gönlüm gözüm burada. Bloğumu, yazmayı, okumayı, blog vesilesiyle tanıdığım güzel insanları ve burayı seviyorum. 

2008 yılında blog açmış, bir süre beklemiş ve ilk yazımı 03 Nisan 2008'de eklemiştim. İlk bloğum urfa63tutkunu.blogcu.com idi. Sonra urfatutkunu.blogcu.com yaptım adresi. O yıllarda blogcu'nun sürekli sıkıntı vermeye başlaması üzerine pek çok bloggerın yaptığı gibi ben de blogspot'a taşındım. Tabii bloğun blog olduğu yıllardan bahsediyoruz; herkes aktif, herkes yazı ve yorum ekliyor... Bir sabah bir açtık ki baktık bloglarımız açılmıyor, mahkeme kararı ile kapatılmıştır diye bir yazı çıkıyor ekranda. Hepimiz şok olduk tabii. O ara mecburen wordpress'e geçiş yaptım. Bir müddet wordpress'te devam ettikten sonra Blogger dayanışması ile Blogspot'un Türkiye'de yeniden açılmasını sağladık:) Çok şükür o gün bugündür de bloglarımız açık. 

Blog yazmak çok farklı bir duygu. İnsanın blogu bazen en yakın arkadaşı gibi oluyor. Kimi zaman içini döktüğü, kimi zaman tatlı hatıralarını paylaştığı, kimi zaman bir şeyler öğrendiği ya da öğrettiği bir yer  Mesela ben bugün kendimi son derece mutsuz, yalnız, bitkin ve bıkmış hissediyorum. Otururken kendi kendime dedim ki neden bu hali sürdüreceğim? Hadi bloğumu açıp bir yazı ekleyeyim:) Öyle işte. Konuşacak, bir şeyler paylaşacak bir arkadaş bulamadığınız anlarda dahi bloğunuz sizin en yakın arkadaşınız oluyor. 

İnstagramın yaygınlaşmasıyla pek çoğumuzun blogları unutuldu gitti. Ancak ben Instagram'da olsam dahi bloğun yerini benim için hiçbir şey tutmuyor. Elimden geldiği kadar aktif olmaya çalışıyorum eskisi gibi. Ne diyelim o halde, bloglu nice yıllara:)  

3 nisan 2008
13,40
Urfa, nazlı yâr

19 Ağustos 2019/KONYA/00.16

10 Ağustos 2019 Cumartesi

Kurban Bayramı


Kurban Bayramının feyzi bereketi cümleten üzerimize olsun. Kurbanımız Rabb'imize kurbiyetimize vesile olsun inşaAllah. Sağlıkla afiyetle hürriyetle mutlulukla daha nice bayramlara :) 

8 Ağustos 2019 Perşembe

Ev Yapımı Sıvı Sabun


Daha evvel bir yazımda ev yapımı bulaşık deterjanının tarifini vermiştim. Görmek için buraya tık tık. Biz evde uzun süre bu deterjanı kullandık ve bir sıkıntı da yaşamadık. Aynı şekilde çamaşır deterjanımı da yıllarca kendim yaptım koku hassasiyetimden dolayı. Ne zaman ki devletimiz borakstan üretilen kokusuz deterjan Eti Matik'i çıkardı, onu kullanmaya başladım. Şimdilerde adı Boron oldu biliyorsunuz. Bunların yanında aklımın bir köşesinde her daim sıvı sabun yapma fikri vardı. Konuyu biraz irdelediğimde aktardan alınması gereken epey malzemeye ihtiyaç olduğunu gördüm ve açıkçası uğraşmak istemedim. Sıvı sabun kullanmak çok pratik olsa da sağlık açısından zararları malum. Bunun yanında bazı marka sıvı sabunları ne kadar durulasanız da elinizde çıkmamış gibi bir his kalıyor. Hal böyle olunca çocukluk alışkanlığımız katı el sabunlarıyla yolumuza devam ettik. Ta ki Kardeş Lezzetler Süheyla Abla bana bu tarifi verene kadar. Son zamanlarda YouTube'da epeyce popüler olmuş bu tarif. İnsanlar özellikle ev temizliğinde deterjan niyetiyle kullanmak için yapıyorlarmış. Bulaşık makinasında deneyenler bile var. Ancak ben sadece sıvı el sabunu olarak kullandım ve YouTube'daki tariflerde anlatıldığı şekilde uygulamadım. Kendime göre basitleştirerek uyguladım. İnternetteki tariflerde bir adet beyaz kalıp sabun kullanılarak yapılıyor genelde ki onun boyutları da büyük olur bilirsiniz. Ancak kaç tane tarifi izlediysem neredeyse hepsinde insanlar aşırı katı olduğundan şikayet edip sonradan su ile açmaya çalıştılar. Ben bu şekilde uygulamadım. Kendi yaptığım şekli ile anlatıyorum size. Beyaz kalıp sabun değil de bildiğimiz katı el sabunları olur ya, onun marketlerde görmeye alışkın olmadığımız kadar mini boyutta olanları vardı evde. Yani şöyle tarif edeyim; bizim sabundan 2 adet, standart market sabunlarından bir buçuk adete tekabül eder. Öncelikle bu 2 adet sarı renkli katı el sabunu rendeledim ve 5 litrelik su bidonunun içerisine koydum. Üzerine biraz çeşmenin sıcak tarafından biraz da çaydanlıkta kaynayan sudan koyup fotoğraftan da anlayabileceğiniz gibi bidonun yarısına gelecek kadar su ile doldurup kapağını örttüm ve çalkaladım. Sabunlar eriyip üzerinden kısa bir süre geçtikten sonra oldukça katı hale geleceği anlaşılınca suyu ağzına kadar doldurmaya karar verdim ve yine çeşmenin sıcak tarafından 5 litrelik bidonu ağzına kadar doldurarak çalkaladım. İnternetteki tariflerde suyu derece ile ölçüp 80 derece olduğunu görünce uygulamaya başlıyorlar. Bir tencerede yapıp sonrasında 5 litrelik bidonlara aktarıyorlar. Ben şahsen o şekilde uğraşmadan kendimce böyle pratik bir yöntem geliştirdim ve aynen o tariflerdeki kıvamı da elde ettim. Sonuçta iki iki kap batırmaya ve o kadar uğraşmaya ne gerek var! Bir kaç gün sonra sabunu kullandığımız sıvı sabunluğa doldurdum. Bu doldurma işlemini yaparken  huni kullandım çünkü sabun katımsı olduğu için bulunduğu kaptan diğer kaba lap lap iniyor. Direkt dökemezsiniz yani normal market sıvı sabunları gibi. Hatta güzel kokması için evdeki çam terebentin esansından içerisine damlatıp çalkaladım. Çam terebentin esansının tüyleri güçlendirdiğine dair söylemler var. Henüz bu konuyu araştıramadım açıkçası. Eğer öyleyse bu anlamda zararlı olabilir belki ellerde. Ancak koku olarak soracak olursanız harika bir çam kokulu sıvı sabun elde etmiş oldum. Sabunu her kullandığımızda lavabomuz mis gibi çam kokuyor. Sizler de bunu evde uygulamak isterseniz içerisine lavanta yağı gül yağı gibi istediğiniz bir kokulu yağdan damlatıp çalkalayarak kullanabilirsiniz. Hatta renkli sabun elde etmek için gıda boyası koyanlar bile var. Ben sarı renkli sabundan yaptığım için sıvı sabunum da sarı renkli oldu.

Bu sabunun olumlu yönü ellerde normalde kullandığımız sıvı sabunlardaki gibi yapışık bir his bırakmaması. Aynen katı sabunla elinizi yıkamışsınız gibi tamamen durulanıp su ile akıp gidiyor. Bereketli oluyor  İki tane küçücük sabundan koskoca 5 litrelik sıvı sabun elde etmiş oldum. Kötü yönü ise kıvamının son derece sünen bir kıvam olması. Ki bu kıvamı görmek isterseniz YouTube'daki videolara bakabilirsiniz. Bazı hazır sıvı el sabunları da hafif süner biliyorsunuz fakat tahminimce onlara sabunun bu sünme etkisini götürücü bir madde ekliyorlar ve daha az sünüyor haliyle. Süheyla Abla bu konuyla ilgili şöyle bir yöntem geliştirmiş. Yaptığımız sabunun bulunduğu kabın içerisine (tabii geniş ağızlı bir kaba koymamız lazım bunun için. benimki gibi 5 litrelik şişedeyse olmaz) el blenderı sokup bir iki çevirdiğinizde o kıvamı gidiyormuş  Denemek isterseniz kesinlikle tavsiye ediyorum. Açık konuşmak gerekirse ben bundan sonra içinde ne olduğu belli olmayan ve kullanırken gönlümüzün rahat etmediği için uzak durduğumuz market sıvı sabunlarından almayı düşünmem. Evdeki katı el sabunlarını bu şekilde rendeleyerek bittikçe böyle sıvı sabun yapmayı düşünüyorum nasipse.

Deterjan olarak kullanmadığım için o konuda bir yorum yapamayacağım ancak çamaşıra da bulaşığa da (makinaya) kullananları duydum. Fakat ben sıvı el sabunu olarak bu tariften memnunum. Sizlere de tavsiye ederim.

Yeni bir yazıda görüşmek ümidiyle. Umut hep vâr olsun.