11 Kasım 2018 Pazar

Zehirli Ot


Kapkaranlık ormanda yapayalnız gezinen mutsuz, kendisini zehirli bir ot gibi hissediyordu. Etrafında hiç kimse yoktu. Olanlar da onu sevdikleri için var değillerdi zaten. Doğduğundan beri hep dışlanan  itilen, sevilmeyen  'öteki' olmuştu. Küçükken olup bitenlere bir türlü anlam veremez, kendisinin de sevileceği günü safça beklerdi. Lakin zaman ilerledi. Ömür sermayesi tükenmeye döndü. Ardına dönüp baktığında elinde bir hiç vardı. Elini attığını kurutan zehirli bir ot gibiydi adeta. Emek verdiği ne varsa birer birer bırakıp gitmişti onu. Arkadaşları, dostları, işi, sağlığı, sevgisi, yetiştirdiği çiçekler... her ne varsa... Her ne varsa, artık yoktu. Bunca insan, bunca varlık, bunca kavram kötü olamayacağına göre; demek ki sorun bende diye düşündü. Öyle ya, niçin sevdikleri birer birer ortadan kayboluyorlardı? Herkes kötü olamazdı ya. Demek onun elinde kendisinin bu zamana dek farkedemediği bir zehir vardı. Artık buna iyiden iyiye inanmıştı. Dokunduğu her şey ve herkes ya ölüyor ya kayboluyordu. Lanetli bir varlık gibi hissetmesi boşuna değildi. Tüm bunlara rağmen, şimdiye kadar çok sevdiği/önemsediği/kalbini açtığı /derdini döktüğü/yaralarını gösterdiği her ne/kim varsa; pişmandı. Kendi beslediği samimi duyguları muhataplarında da aradığı için, onlara içini açtığı için, onlarla kendisini ACITTIĞI için; pişmandı... Hangi kapıyı çalarsan çal, hangi taraftan bakarsan bak suç bende diye düşündü. Sevmeyivereydi. Güvenmeseydi böylesine. İnanmasaydı. Jinhossi'nin lafını dinleseydi. Ama dinlemedi. 'Bir umut' dedi. Dedi durdu ya şimdi yüreğinde kırıklar, solmuş benzi, çatlamış elleri, dağınık saçları ve mutsuz suratıyla; ormanda yapayalnızdı. "Zehirli bir otum ben. Öldürecek daha neyim kaldı ki?" dedi ormanın sisleri arasında silüeti kaybolurken. Bundan sonra, yapayalnızdı...
11.11.2018/KONYA/22.26


6 Kasım 2018 Salı

Yalnızlık Zor

                       

"İçimde papatyalar açacak diye beklerken elde ettiğim hep hayal kırıklığı oldu." dedi çayından bir yudum daha alırken. "Oysa ne hayaller kurmuştum. İstediğim tek şey iyi, güzel, faydalı ve huzurlu bir ömür geçirebilmek ve bunu yaparken tatlı hatıralar biriktirebilmekti. Bir çok insan gibi olmadı bu hayattan beklentim. Yatlar, katlar, bol paralı işler, lükse boğulmuş bir yaşam istemedim. Sevmek, sevilmek ve insanlara faydalı olmaktı isteğim. Şimdi mi? Şimdi bırak insanları, kendime faydam yok ki..." dedi. Karşısındaki sessizce dinliyordu. 

"Vefa aradım. Aradıkça benden uzaklaştığını gördüm. Sevdim temiz niyetlerle. Karşılığının aynı saf niyetle değil, nefsani arzularla geldiğini gördüm. Söz verdim, sözümü tuttum. Söz aldım, boşa çıktığını gördüm. Söz emanetti oysa. Ben emanete hiç ihanet etmedim. Ancak benim emanetlerimin hep heba edildiğini gördüm."

Sakince, usulca, kırgın ama teslimiyetli bir ses tonuyla devam etti:

"İçimde papatyalar açacak diye bekledim daima. Penceremden içeri bir ışık süzülecek, gönlümdeki kırgınlık yerini neş'e'ye bırakacaktı. Olacaktı. Ama olmadı. 'Dur daha, kapatma pencerelerini' deme. Nefes varsa umut da vardır, biliyorum. Lakin çok yorgunum be! Yüreğimin kolu kanadı kırıldı. Parmağımın ucunu kıpırdatacak takatim yok gayrı. İstiyorum. Ve bekliyorum. Uyanmayı. Uyandırılmayı..."

Sözü bittiğinde karşıdakinden hala ses yoktu. Zira öylesine yalnız ve öylesine güvensiz ve öylesine kırgın ve öylesine vazgeçmişti ki artık; karşısında bir insan değil, bir ayna vardı. Bakarak konuştuğu surat kendi suratı, teselli için başını okşayan el kendi eliydi... 

"Yalnızlık zor imtihan. Rabb'im hiç bir kula tattırmasın." dedi çayından son yudumu alırken... 

06 Kasım 2018 / KONYA / 21.53


4 Kasım 2018 Pazar

Sen Nerdesin?


Hiç olmadığım kadar durgunum bugün
Kurumuş dallar gibi vurgunum bugün
Kanı çekiliyor içimin
Canı kesiliyor elimin
Dili tutuluyor sesimin
Sen nerdesin

Düştüğüm bir girdap, garip bir muamma
Alışkın değilim bu kör kuyulara

Kanı çekiliyor içimin
Canı kesiliyor elimin
Dili tutuluyor sesimin
Sen nerdesin

Hiç olmadığım kadar suskunum bugün
Soğumuş canlar gibi solgunum bugün

Kanı çekiliyor içimin
Canı kesiliyor elimin
Dili tutuluyor sesimin
Sen nerdesin

Düştüğüm bir girdap, garip bir muamma
Alışkın değilim bu kör kuyulara

Kanı çekiliyor içimin
Canı kesiliyor elimin
Dili tutuluyor sesimin
Sen nerdesin
Mustafa Cihat

Sen nerdesin? Ben burdayım. Acaba sen nerdesin?... 



2 Kasım 2018 Cuma

Mahkum Duygular


Emine Şenlikoğlu'nu yıllar evvel Konyamızda verdiği bir seminerde tanımıştım. İlginç bir hayat hikayesi var. Okul yüzü görmemiş ama okuma aşkıyla yanıp tutuştuğu için kendi kendine okuma yazma öğrenmiş. Evlerinin bahçesindeki toprağı defter, yerdeki çubukları kalem etmiş. A harfini öğrendiğinde toprağa nasıl a yazdığını heyecanla anlatmıştı. 

Bugüne kadar birkaç romanını da okumuş ve beğenmiştim. Benim okuduklarım hep yaşanmış hayat hikayelerinden oluşanlardı. Kurgusal romanları da var mıdır bilmiyorum. Mahkum Duygular kitabını ise mahalle kütüphanemizden aldım. Yazarın okuduğum ilk şiir kitabı idi. Ya da okuyamadığım diyelim :) Emeğini kesinlikle takdir ediyorum ancak bence şiir değil düz yazı yazmaya devam etmeli. Bazıları bildiğiniz konuşma cümleleri kısa kısa  mısralaştırılarak şiir gibi konulmuş. Bazıları gerçekten güzeldi. Birçoğunda ise hece ölçüsü kaçtığı için çok rahatsız oldum. Açıkçası en zor bitirdiğim kitaplardan biriydi ve hızlı okuma tekniği ile ancak bitirebildim. Ama içindeki ana fikir ve konular güzel. 

Cumanın feyzi bereketi cümleten üzerimize olsun. Yeni bir yazıda görüşmek dileğiyle. Umut hep vâr olsun. 



1 Kasım 2018 Perşembe

Umut


"Hayattaki en zor şey" demek istemiyorum. Zira en zor şey yaşadığın imtihana göre değişir. Bana göre en zor şeylerden biri beklemek. Bazen birini, bazen bir haberi, bazen aldığın bir yolun bitmesini... Umarım bütün bekleyişlerimiz daima hayırlara çıkar :) Ne derler bilirsiniz :

"Hayırlar gelsin başımıza,
İyiler çıksın karşımıza."

Amin :) 

Umut hep vâr olsun :) 



29 Ekim 2018 Pazartesi

Erisin Dağların Karı


Höyküre höyküre ağlayasım var bugün... Rahmetli Müslüm Gürses'in hayatını anlatan filmi izledim sinemada. Sen buna vakit kaybı dersin; ben ibret derim, tefekkür derim, şükür derim... 

Çocukluğumun özel seslerindendir rahmetli. Babam çok sever bolca dinlerdi. İnsanların çoğu anlamaz eleştirirdi. "bu ayyaşı mı dinliyorsunuz?", "robot kılıklı bu herifi mi dinliyorsunuz?" derlerdi. Bilirsiniz. Derleroğlugiller her şeyi derler zaten... Oysa ben her zaman şuna inanırdım; hiç kimse (eğer şizofreni gibi bir hastalığı yoksa) durduk yere kötü, şaklaban,  duygusuz vb... adına her ne derseniz ondan olmaz, yani toplumdan kabul görmeyeceği bir kimliğe bürünmez. Eğer o eleştirilecek bir haldeyse illa ki altında bir şeyler vardır. Geçmişinde bir şeyler yaşamıştır da ondan böyledir  Müslüm Gürses'in hayatının zor olduğunu, çok çektiğini biliyordum. Lakin bu kadarını tahmin dahi edemezdim. Tencerede pişmiş tavuk bile ondan daha iyi haldedir. Neler yaşamış, neler çekmiş, nelere sabretmiş meğerse bu Urfalı... Anasıyla bacısının gözleri önünde (öz babası tarafından) öldürülmesini mi anlatayım yoksa geçirdiği kazada öldü denip morga konmasını mı? Alnında hep üçgen bir kakül olurdu ya hani, işte onu kaza nedeniyle dağılmış kafasına plaka yerleştirildiği için kafasındaki deliği saklasın diye yaptığını mı anlatayım yoksa bir kulağının sağır kalmasını mı? Ölen kardeşinin cenazesinde kendisi de ufacıkken babasının yaptığı eziyeti mi anlatayım yoksa "Sen benim ciğerimsin, ciğerimi delme" dediği kalan tek kardeşi olan Ahmet'in vurularak kevgire çevrilişini mi? Neler yaşamış neler çekmiş... Ayyaş diye hor görülen adam kazadan sonra kafatasında kalan korkunç ağrılara dayanabilmek için içiyormuş meğerse. Elbette ki tasvip edilecek bir durum değil bu. Yalnız demek istediğim şu; eleştirmek kolay el atmak zordur. Önyargı kolay anlamaya çalışmak zordur. Hor görmek kolay hoş görmek zordur. Hiç kimse durduk yere öyle olmaz. Canım Urfam'ın çocuk ol(a)madan büyüyenlerinin ennn uç örneklerinden Müslüm Baba... Bunca çileye rağmen sevgi dolu, bunca çileye rağmen merhametli, bunca çileye rağmen 'baba'...
Ne demişti Ahmet Kaya:
Siz benim neler çektiğimi nerden bileceksiniz?"

Höyküre höyküre ağlayasım var bugün... Yaşadıklarına, yaşamadıklarına, yaşadıklarıma, yaşa(ya)madıklarıma... 
"Erisin dağların karı, 
Soldu gönlümün baharı, 
Ecel kapımı çalmadan, 
Sen gel ey ömrümün varı..." 

29 Ekim 2018 / KONYA / 23.50



28 Ekim 2018 Pazar

Seydişehir'de Bir Gün

Merhaba dostlar, 
Yazdan kalma günler yaşıyoruz ve bu yıl belki de piknik yapıp doğanın seyrine doyacağımız son günler bunlar. Biz de bu güzel ve güneşli pazar gününü değerlendirmek istedik. Konyamızdan yola düşüp


Seyyid Harun Veli Hazretleri'ne geldik, yani Seydişehir'e. 


Belediye caminin bahçesine bir sokak kütüphanesi koymuş. Önceki geldiklerimizde yoktu. 


Ziyaretimizden sonra Kuğulu Park'a geldik. Kuzey taraflarında oluşan yosunları izlemek insanı tefekküre sevkediyor. 

Ve parkın isminde olduğu gibi gerçekten kuğular var görülmeye değer bir su içerisinde. Ancak girişte ellerimde eşya olduğu için fotoğraf çekemedim :) 


Ve bütün ihtişamıyla Küpe Dağları karşımızda duruyor. 


Çam ağaçlarının ortasında piknik yapıyoruz. 


Kafamızı çevirdiğimiz her tarafta ayrı bir güzellik var. 


Ve yine önceki geldiklerimizde olmayan bir hizmet ile karşılaştık. Seydişehir Belediyesi'ni bu anlamda tebrik etmek istiyorum. Önceden gelenleriniz bilirler. Kuğulu Park'ın içine araç girmiyor ve giriş kapısından piknik yapılan yerlere kadar epey bir yol var. Her seferinde eşyalarımızı elimizde taşımak zorunda kalıyorduk. Oysa şimdi belediye girişe market arabaları koymuş. Her arabanın üzerinde Seydişehir Belediyesi yazıyor. Eşyalarınızı bunların içine doldurup rahatça piknik yapacağınız alana getirebiliyorsunuz. Teşekkürler Seydişehir Belediyesi :) 


Bu güzellikleri yaratıp bize bahşettiği için  Cenab-ı Hakk'a ne kadar şükretsek az. 


Bol tefekkürlü, bol istifadeli, maddi manevi huzura ve berekete ereceğimiz hayırlı günlerimiz olsun. 

Yeni bir yazıda görüşmek ümidiyle. Umut hep vâr olsun. 
28 Ekim 2018 / Konya Seydişehir / 13.10