2 Şubat 2010 Salı

ŞİPŞAK MAKARNA'LI LEZZETLER

Haftasonu markete gittiğimizde Konyamız'ın markalarından Selva Makarna'nın yeni bir ürününü gördük: Şipşak Makarna. Üzerinde üç dakikada pişeceği yazıyordu. İşin ilginç yanı, fiyatı da normal makarnalarla aynı idi. Pakette, makarnayı ürettikleri kalıbı değiştirmeleri sebebiyle böyle bir sonuç elde edildiği yazıyordu. Denemek için en sevdiğim şekillerden olan burgu makarnadan bir paket aldım. Aklımda da rumma'nın sosisli makarnası :) Fikir çok orjinal gelmişti ilk gördüğümde. Gerçekten ilgi çekiciydi. Ama sosislere güvenmediğim ve hangi marka olursa olsun yemediğim için tarifi sucukla denemeye karar verdim. O tarifle makarnadan az bir miktar yaptım denemelik. Ne eridi, ne çiğ kaldı. Bildiğimiz makarnadan hiç farkı yoktu ve gerçekten bir iki dakikada pişiyordu. Bu sonuç çok sevindirici bence, hele de "yoğunum zamanım az" diyenler için. Sonra keyf-i mutfak Elif'in fırında beşamel soslu makarnasını gördüm, ki fırında makarnayı çok severim. Kalan şipşak makarnamla da onu denedim. Tarifte "kalın fırın makarna" kullanılması gerektiği yazıyordu. Umarım erimez deyip yaptım ve hiç erimedi. Börek gibi oldu. Hatta soğuduktan sonra da bir dilim yedim, soğuk haliyle de çok güzeldi. Tarifler için her iki arkadaşıma da teşekkür ediyorum. İşte tariflerimiz:

SUCUKLU MAKARNA

Çiğ haldeki makarnalara ince ince dildiğiniz sucukları saplayın. Tarifin orjinali çubuk makarna ile. Ve elbette ki o daha şık duruyor. Kaynayan suya makarnaları ve tuzu atıp pişirin. Piştikten sonra ben yıkamıyorum. Eskiden hep yıkardık. Sonra farklı bir yöntem öğrenip uyguladım ve gerçekten daha güzel oldu. Altını söndürünce tencereye bir tas su (çeşme suyu soğukluğunda) dökün ve ağzını kapayıp bürüleyin. Üç dakika bekleyin. Sonra süzün ve yağda çevirip servis yapın. Ama kesinlikle üç dakikayı geçirmeyin.

FIRINDA BEŞAMEL SOSLU MAKARNA


* Yarım paket kalın makarna(fırında makarna) {Ben bir pakete yakın kullandım. Sucukluya çok azını harcamıştım. Kalanın hepsini buna kullandım}
* Maydonozlu peynir karışımı
* 2 ymk kş sıvıyağ
* 1 su brd kaşar peyniri rendesi


beşamel sos için:

*2 ymk kş tereyağ
*3 ymk kş un
* 2su brd süt
* 1 adet yumurta
* tuz,karabiber

Makarnanız haşlanırken (12dk) beşemal sosunuzu hazırlayın. Erittiğiniz tereyağında unu kokusu çıkana kadar kavurun. Sütü yavaş yavaş ilave edin. Bu sırada hızlı hızlı karıştırın. Muhallebi kıvamına gelince tuzunu ve karabiberini ilave edin. Soğuyunca bir yumurta kırıp yumurtayı karışıma yedirin. Ben tam olarak soğumasını bile beklemedim. İşin püf noktası yumurtayı çok hızlı çırpıp pişmeden karışmasını sağlamak. Pişiriceğiniz fırın kabının zeminine beşemal sostan bir miktar dökün. Üzerine haşladığınız makarnanın yarısını döküp elinizle bastırın. Hazırladığınız peynirli harcı makarnanın üzerine serpiştirin. Kalan makarnayı da koyup yine bastırın. Üzerine sıvı yağı gezdirin. Kalan beşamel sosu da döküp hafif karıştırarak makarnaya yedirin. Kaşar rendesini her tarafına serpiştirdikten sonra üzerine alümünyum folya geçirin (içi pişerken kaşarın hemen pişmemesi için). 25 dk sonra alimunyum folyoyu çıkarın. Kaşarlar eriyinceye ve kızarıncaya kadar pişirin (biraz soğuyunca kıvamı tam oturacaktır).

Burada iki noktadan bahsetmek istiyorum. Beşamel sosun azını fırın tepsisinin altına, çoğunu da üstüne dökmüştüm. Ama piştikten sonra anladım ki yarı yarıya dökmek daha güzel olacak. Bir de benim fırın tepsisi kalın bakır tepsilerdendi. Yine de güzeldi ama daha normal incelikteki bir tepside daha iyi olacağı kanaatindeyim. Resmimde ince göründüğüne aldanmayın, üç parmak kalınlığındaydı :)

Hepinize afiyet olsun.
(İlk yayın tarihi: 14.01.2010)

HİNDİSTAN CEVİZLİ KEK VE KAKAOLU TOPKEK

Sevgili Serpil'in Mutfağı ve buzlu badem'den aldığım iki farklı tarifi paylaşmak istiyorum sizlerle. Bir çikolata sever olarak pastanın da bol kakaolu ve çikolatalısını tercih ederim hep. Denediğim bu iki kek bol kakao içerdiklerinden dolayı üstüne ayrıca bir sos yapmama gerek kalmadı. Gayet hoş tatları vardı. Kakao ve kek severlere tavsiyemdir. Hindistan cevizli kek tarifini Serpil'in Mutfağı'ndan, kakaolu topkek tarifini ise buzlu badem'den aldım. İşte tariflerimiz:

HİNDİSTAN CEVİZLİ KEK



*2 yumurta
*1 su bardağı şeker
*Yarım su bardağı sıvı yağ
*Yarım su bardağı süt (Ben bir su bardağı kullandım)
*3 yemek kaşığı hindistan cevizi
*2 yemek kaşığı kakao
*2 su bardağı un
*Kabartma tozu ve vanilya

Tüm malzemeler bilinen sıraya göre çırpıldıktan sonra yağlanmış kaba dökülerek önceden ısıtılmış fırında 170 derecede pişirilir. Ben genelde ısıtılmamış fırına koyuyorum. Aynı güzel sonucu da elde ediyorum.

KAKAOLU TOPKEK


*3 yumurta
*1,5 su bardağı toz şeker
*1 su bardağı süt
*3/4 su bardağı zeytinyağı
*2 su bardağı un
*3 yemek kaşığı kakao (bardakla ölçtüm; 3/5 ile 2/3 arası bir şeydi)
*3 yemek kaşığı nişasta
*1 paket kabartma tozu
*1 paket vanilya

Yapılışı

Tüm malzemeler bilinen sıraya göre çırpılıp topkek kalıplarına dökülür ve 160 derecede pişirilir. Bu tariften 32 adet topkek çıkıyormuş. Ama ben topkek kalıplarına değil, direk kek kalıbına döktüm. Normal bir kek hamurundan daha fazla hamur elde ettiğim için de oldukça kabarık bir kek oldu :) Neyse ki taşmadı. Hepinize afiyet olsun. Tarifleri aldığım iki arkadaşa da teşekkür ediyorum.
(İlk yayın tarihi: 14.01.2010)


HELAL KURABİYELER








Allah-u Tealâ bizlere helal olan gıdayı bulmayı-kazanmayı-yemeyi emretmiştir. Bu itibarla günümüzde her şeyin içine bir şeyler karıştırıldığını ve bir Büyüğün ifadesiyle neredeyse kaynağından çıkan suya bile haram bulaştığını dikkate alırsak, biz Müslümanların ne kadar dikkatli olmamız gerektiğini daha iyi anlarız sanırım. Harama bulaşmak ayrıca şükürsüzlük olarak da görülmektedir ve bu konuda Üstad Bediüzzaman Hazretleri "Şükrün mikyası: Kanaattir ve iktisattır ve rızâdır ve memnuniyettir. Şükürsüzlüğün mizânı; hırstır ve isrâftır, hürmetsizliktir. HARAM-HELÂL demeyip rast geleni yemektir." buyurmaktadır. Böyle bir şükürsüzlüğe düşmemek için, ettiğimiz duaların kabul olması için (Hadis-i Şerif'te haram yiyen-giyenin duasının kabul olmayacağı geçiyor), dünyamızı ve ahiretimizi mahvetmemek için, özetle, Cenab-ı Hak (c.c.) öyle emrettiği için; haramdan kaçmak elzemdir. İşte bu nedenle, içeriği haram mı helal mi belli olmayan ve haram katkıları içermesi kuvvetle muhtemel olan gıda boyalarını kullanan arkadaşlara alternatif olması babından, kendimce gıda boyaları denemesi yaptım. Sevgili Handenur, rumma, Cahide Abla ve Cahide Abla'nın sayfasında tariflerini bizlerle paylaşan sevgili jibek'in de bu konuda çok güzel çalışmaları var.

Ben doğal ve helal gıda boyaları denememi yaparken bir taşla iki kuş vurayım diye daha önce denemediğim bir kurabiyeyi denemek istedim ve rumma'nın şeftali kurabiyesini seçtim. Tarife buradan ulaşabilirsiniz. Tarifte değiştirdiğim iki nokta oldu. Birincisi, daha fazla hamur elde etmek için tüm malzemeleri iki katına çıkarıp kullandım. Sadece vanilyayı tek paket kullandım. İkincisi, nişastalı kurabiyeleri çok sevdiğim için un ve nişastayı göz kararı karıştırmayı düşünmüştüm. Ancak tek elle dökerken nişastalar kavanozumdan pofff diye dökülünce, biraz fazla eklemiş oldum :) Burada vermek istediğim asıl mesaj, bu renklendirme çalışmasının istediğiniz herhangi bir kurabiye hamuruyla yapılabiliyor olması. Ben nasıl yaptım? İş dönüşü alel acele yaptığım ve yemeğe kadar yetiştirip bitirmek istediğim için çok zamanım yoktu. O yüzden tüm malzemeleri yoğurup hamuru altıya böldüm. Sonra her bir parçaya boyalarımı ekledim ve göz kararı un ve pudra şekeri eklemesi yaparak hamurlarımı tekrar yoğurdum. Eğer daha fazla zamanım olsaydı, boyayı, hamuru yoğururken koyardım. Böylece un ve şeker ekleme zahmetinden de kurtulurdum. Her iki şekilde de olur, nasıl arzu ederseniz.

Renkleri nasıl elde ettiğime gelince. Biraz kafa yorunca insan gerçekten alternatifler bulabiliyormuş. Gıda boyasız renkli kurabiye nasıl yapılır diye düşündüm ve şunları kullandım. Katı meyve sıkacağında ayrı ayrı sıkılmış havuç, ıspanak ve kırmızı lahana. Elektrikli değirmende çekilmiş çörek otu. Kakao. Ve harika bir baharat olan zerdeçal. Zerdeçalı genellikle diyetisyenler öneriyor iştah kapatıcı olarak. Balığa çok yakışıyor mesela. O kadar tatlı bir sarı ki, ellerinizi bile boyuyor. Urfam'da bu baharatın mercimek çorbası ve bulgur pilavına renklendirici olarak konulduğunu görünce çok şaşırmıştım. Tüm bu malzemeleri, elde etmek istediğim renk koyuluğuna göre göz kararı kullandım. Çörek otu acılaştırabilir diye onu az koydum. Yarım büyük boy havuç, 10 yaprak kadar ıspanak ve sekiz yaprak kadar kırmızı lahana kullandım. Üstünde top olan havuçlu. Diğer turuncu ise zerdeçallı. Hepsini çiğden ekledim hamuruma. Hiç kokmadı. Ama belki pişirseniz şerbet gibi, daha koyu renk olabilir. Bana sadece mor kurabiyeyi yerken çok çok hafif bir lahana kokusu geldi ama sanırım içinde ne olduğunu bildiğim için bir önyargıydı bu. Anne ve babam hiç bir koku almadılar. Tatları da bozulmamıştı ayrıca. Eğer yapay gıda boyası kullanmadan evde kendiniz renklendirme çalışması yapmak isterseniz, bu renkleri tavsiye ederim. Ve hamurlar öyle şirin görünüyorlardı ki, yazıyı eklemek için sabahı bekleyemedim :) Hepinize helal gıdalarla afiyet dolu günler dilerim.
NOT: Arkadaşlar yukarıdaki köprü bağlantılarını tam dört kez ekledim ama ne hikmetse olmuyor. Bu nedenle adresleri buraya yazayım istedim bakmak isteyenler için:
Handenur: http://sarmasikeczanesi.blogspot.com/
rumma: http://www.rumma.org/
Cahide Abla ve jibek: http://cahideninelleri.blogspot.com/
rumma'nın şeftali kurabiyesi: http://www.rumma.org/yemekler/kurabiyeler/seftali-kurabiye.html
(İlk yayın tarihi: 13.01.2010)

2009 AYINTAP-URFA GEZİM-8

07 Ekim 2009 çarşamba günü sabahın erken saatlerinde telefonumun çalmasıyla uyandım. Annem arıyordu. Yazının başında annemin mecburen Antep'ten geri döndüğünü belirtmiştim özel bir iş için. Oradaki görevini tamamlayıp beni de sevindirmek maksadıyla kalkıp hiç üşenmeden taaa Bursa'dan Urfa'ya gelmiş. Tabi işin ucunda Urfa'yı görmek olunca bu bana hiç tuhaf gelmez. Bir de evlat sevindirmek olunca katmerleşmiş sanırım. Ertesi gün evlerine yemeğe davetli olduğumuz Bahattin abiye annem de geldi deyince "ben olsam yapmazdım, bunu sadece 'anne şefkati' diye adlandırabiliriz" demişti.

Sabah beş gibi Urfam'a inen annem, yol arkadaşı olan ve Akçakale'deki öğretmen ablasını ziyarete gelen kızcağızı Akçakale arabasına bindirmek için onunla beklemiş, otogarda yalnız oturmasın diye. Sonra kahvaltı geleneğimizi bildiği üzere Halepli Bahçe'ye geçmiş :) Ve oradan bizi aradı 6.40 gibi. Önce şaka yapıyor sandım uyku sersemliğiyle. "Gerçekten burda mısın?" demişim :) Hemen kalkıp aceleyle bahçeye gittik. Annem oturmuş bizi bekliyordu. Gezi boyunca her ne kadar Canım Urfam'da olduğum için çok çok mutlu olsam da, içimin bir yanı buruktu annem yok diye. Bugün işte o yan da tamamlanmıştı ve artık sevincime diyecek yoktu elhamdülİllah. Selamlaşmadan sonra yola koyulduk hemen. İstikametimiz Viranşehir'di. Yol yorgunu ve yol uykusuzu annem hiç otele gideyim dinleneyim filan demedi sağolsun. Urfa'daki tek bir salisenin bile bende pırlantadan daha değerli olduğunu bildiği için, annelik fedakarlığıyla "ben iyiyim, Viranşehir'e varana dek arabada biraz uyurum yeter inş" dedi. Allah (c.c.) kimseyi anasız bırakmasın. Böyle fedakarlıkları anadan başka kimse yapmaz bence.

Yolda gördüğümüz hoş bir parkta ailece güzel bir kahvaltı yaptık. 2009 Urfa gezimin en güzel kahvaltısıydı, çünkü annem de gelmişti :) Kahvaltıdan sonra yola koyulup Viranşehir'e vardık.

Viranşehir'e girince sol kolda gördüğüm bir yazı gülümsememe vesile olmuştu. Urfalılar "soğuk" kelimesi yerine "savuk" diyorlar. Soldaki o bina da soğuk hava deposuymuş ve binanın duvarına iptidai bir tarzda boyayla "savuk hava deposu" yazmışlar. Ne doğal, ne şeker insanlar :) MaşaAllah.

Viranşehir merkezdeki sarmaşık anıtından dönüp Viranşehir Belediyesi Dikmeler Park ve Açık hava Müzesi'nin önüne geldik. Parkın önünde biraz duraklayıp dinlendik ve bu esnada dikmeleri fotoğrafladım. Parkta görev yapan babam yaşlarındaki beyefendinin bizimle ilgilenmesi, misafiriz diye etrafımızda fır fır dönmesi, sorduğumuz yolu güzelce tarif etmesi, sevinçle ve gülümseyen bir ifadeyle ve adet olduğu üzere "yolunuz açık olsun" deyip uğurlaması gerçekten görülmeye değerdi. Güzel Urfam'ın güzel insanları. Allah (c.c.) bozmasın sizi.

Parktan ayrılıp Viranşehir kütüphanesi'ne nâm-ı diğer İbrahim Paşa Konağı'na gittik. Tarihi İbrahim Paşa Konağı şimdilerde kütüphane olarak kullanılıyor. Her yıl gittiğimizde uğruyoruz muhakkak. Muhteşem bir binası var. Kütüphanede görevli bey ise babaannemin safra kesesi ameliyatını yapan doktor Adil Kartal'ın yeğeniymiş. Konyamız'daki başarılı ve iyi kalpli Viranşehirli doktor Adil Kartal Bey. Allah ondan razı olsun.

Kütüphane görevlisi bizi oturttuktan sonra bir iki dakikalığına ortadan kayboldu. Geri döndüğünde elinde soğuk bir içecek şişesi tutuyordu. Ve görülüp de ayıp olmasın diye şişeyi resmen saklıyordu. Hani bizim için zahmete girdiğini belgelemiyor yani, saklıyor. Ne kadar firasetliler Allah'ım. Çoğunun "köylü" deyip de beğenmediği-küçümsediği o insanlarda öyle ince düşünceler, öyle firasetler gördüm ki, başkasında şahit olmadığım cinstendi.

Kütüphaneden sonra Urfa yoluna geri dönüp Eyüp Nebi Köyü'ne yöneldik. Hazreti Eyyüp ve Hazreti Elyesa Peygamberler ile, Hazreti Eyyüp'ün hanımı Hazreti Rahime Hatun'un medfun bulunduğu köy. Bu köye gelirken sol kolunuzda bulunan bir köyde ise Hazreti Eyyüp'ün iki oğlu medfun. Urfam'da "bir yıl önce nasıldı bir yıl sonra nasıl olmuş" karşılaştırmasını yaptığımda, pek çok gelimşe olduğunu görüyorum. İlk geldiğimizde bu köyün yolu bile yoktu resmen. arabamız takır tukur zor ilerlemişti. Şimdi hem yolu var, hem ana yoldaki girişe koskocaman bir taş kapı yapılmış. Urfa'da insanlar ve kurumlar çalışıyor :)

İlk geldiğimizde bir amca oturuyordu giriş kısmında. Köyde hatırı sayılır bir ağaymış. Babamla biraz sohbet etmişti. O amcadan öğrendiğimize göre adap gereği önce Hazreti Elyesa'nın kabrine gittik. Şöyle ki Hazreti Elyesa senelerce Hazreti Eyyüp'ü aramış. Onu bulup görüşmeyi çok istemiş. Tam Viranşehir'in bu köyüne geldiğinde karşısına insan suretinde çıkmış şeytan. Ve "Eyüp burada değil. Boşuna arama" demiş. Hazreti Elyesa doksanlı yaşlarında ve çok bitkinmiş. Öyle üzülmüş öyle üzülmüş ki, daha aramaya da dermanı kalmamış. Oracıkta ruhunu teslim etmiş. Bu durumu öğrenen Hazreti Eyüp (A.S.) ise, çok üzülmüş ve insanların kendisinden önce Hazreti Elyesa'yı ziyaret etmelerini söylemiş. O'na karşı bir sevgi bir saygı olsun diye. Girişte hemen solda bulunuyor Eyüp Nebi kabri. Hazreti Elyesa ise baya bir yürüdükten sonra bahçenin en sonunda sağda bulunuyor. İkisinin arası epey var. Bu yolda ise sağ kolda Hazreti Eyüp'ün yaslandığı sabır taşı var. Şifalı suyu da var. Belirtmeden geçmeyeyim Konyamız'ın gururu Vali Ziyaeddin Akbulut vardı ki bize Urfa'daki görevinden sonra gelmişti. Bu kabirler önceden türbesiz ve düzensizmiş. Vali burada göreve başlayınca "Bir Peygamber kabri böyle olmaz" diye hem türbelerini hem de bahçesini yaptırmış. Urfalılar bu valiye çok hürmet duyuyorlar.

Buraya her gelişimizde farklı illerden ziyaretçiler görüyoruz. Bu defa Adanalı bir aile vardı. Ziyaretlerimizden sonra öğleni kılıp Hazreti Rahime Hatun'u ziyarete gittik. Çok acıkmıştık ve bir değişiklik olsun diye öğle yemeğimizi burada yemeye karar verdik. İleride bir fırın vardı, bahçeli. Orada miss gibi sıcacık lahmacunlarımızı yeyip yola koyulduk.

Urfam'a dönünce annem yeni geldiği için Şurkav'ı tekrar gezdik. Balıklıgöl ve etrafını saymıyorum zaten. Çay iç, sohbet et, hasret gider derken akşam doğru ciğerciye. Annem de özlemiş. İyi oldu. Ertesi sabah oldukça yorucu geçecekti. Mümkün olan bütün taş konakları gezmek, hem de yürüye yürüye :) İnsanın ayaklarında derman kalmıyor. Ama olsun, Sürme Gözlü Urfam'a değer. Akşam otele dönüp dinlendik.

Yeni bir yazıda buluşmak ümidiyle. Umut hep vâr olsun.
(İlk yayın tarihi: 12.01.2010)

2009 AYINTAP-URFA GEZİM-7

06 Ekim 2009 salı günü ilçelere gitmeden Canım Urfam' ın merkezini gezecektik. Gezi planını hazırlarken Urfa merkez gezisini özellikle araya sıkıştırmaya çalışıyorum; sürekli direksiyon sallayan babamı dinlendirmek için.

Urfa'daki her kahvaltıda olmazsa olmazım isot söğürmesi ve tırnaklı ekmeklerimizi alıp, müdavimi olduğumuz o güzel Halepli Bahçe'de elhamdülİllah çok güzel bir sabah kahvaltısı yaptık. Ardından Urfa Kal'ası'na yöneldik. Kalenin iki çıkışı var. Biri dışardan normal merdivenlerle, biri tünelden Nemrut'un yaptırdığı merdivenlerle. Tünelden çıkmak çok zor. Eski insanların boyu bize göre hayli uzun olduğu için onların bir basamağı da bizim üç dört basamağımız kadar. Dolayısıyla adımlarınızı aça aça ve tünelden döne döne ve Canım Urfam'ın o güzel-o meşhur sıcağında :) azıcık bunalarak çıkmak durumunda kalıyorsunuz (şikayet için yazmıyorum haa, Urfam'ın sıcağı bile güzeldir bana göre. Rahmettir.). Fakat 2007'de kaleye ilk çıkışım tünelden olduğunda yanımdaki suyu iki dakikada bitirip de susuzluktan da yanınca "Nemrut'un Hazreti İbrahim'i ateşe atması şöyle dursun, işkence çektirmek için bu tüneli bir kez yürüyerek çıkartması yeterdi." dediğimi hâlâ hatırlarım. Halama tünelin bu geçmişini anlatıp "Sana bir iyilik yapmak istiyorum, gel dışarıdan çıkalım ve tünelden de inelim. İniş daha kolay olur, o tüneli de böylece görmüş olursun" dedim. Çıkarken bir yatır gördük yol üzerinde. Nasıl olduysa daha evvel dikkatimi çekmemişti. Yakup Kalfa Türbesi yazıyor duvarında. Allah (c.c.) rahmet eylesin, kabrinin yeri müthiş. Hani bir türküde denir ya "mezarımın taşı Urfa'ya karşı" diye; bu mezar sadece taşıyla değil, tümden bizzat Urfa'ya karşı.

Kaleye çıkınca etrafı bir kolaçan etmeden, akıl sır almayan o koskoca kale duvarlarını incelemeden olmaz. Ama bunun ardından en sevdiğim ve her sene özellikle yapmaya çalıştığım iş, mancınıkların dibine oturarak doyamaya doyamaya Urfam'ı seyretmektir. Sesler silinir kulağımdan o an, sadece izlerim düşünerek. Giderseniz bunu yapmanızı size de tavsiye ederim.

Dönüşte tünelden inerek direk Anzılha'ya geçtik. Bu tatlı yorgunluğun üstüne taptaze bir sade kahve iyi giderdi tabi. Babamla halamsa her zamanki gibi çay :)

Yorgunluğumuzu biraz attıktan sonra yola koyulduk ve çarşılara yöneldik. Seyyar bir satıcıda bulunan kocaman kocaman Urfa narları görmeye değerdi gerçekten. Urfa'da meşhur olan narlar. Sıra sıra isotlar, pul biberler, Urfalı hanımların elbise dikindiği pullu tüllü rengarenk kumaşlar, gözünüzü alamadığınız bakırlar, tarihi eser gibi sokak çeşmeleri, dolmalık kurular, daha neler neler... Hepsi Balıklıgöl'ün arkasından başlamak üzere Haşimiye'ye kadar ilerleyen tarihi Urfa Han'larında. Mümkün olan resimleri (bir önceki yazımda eksik kalan resimlerle birlikte) ayrı bir yazı olarak ekleyeceğim İnşaAllah. Bakır severler olarak halamla beraber bakır eşyalar aldık çarşıdan. Öğlen yemeği vakti gelince de domates çömlek yemek üzere Kadir Usta'nın yerine gittik. Usta ameliyat olduğu için dükkanda değildi tabi. Oğlu ve çalışanı vardı. Yemek güzeldi. Ama itiraf etmeliyim, önceki sene Kadir Usta'nın elinden yediğim gibi değildi. MaşaAllah diyeyim onun elinin lezzetini hiç kimse tutturamıyor.

Yemekten sonra Halil-ur-Rahman Camisi'ne gittik namazlar için. Ardından Balıklıgöl Alışveriş Merkezini gezdik. Sonra Şurkav gezisi ve çay faslı. İkindiler de Rızvaniye'de. Hani o salâsına doyum olmayan güzel cami var ya, orası işte.

Namazdan sonra Balıklıgöl'de balıkların seyrinin ardından tekrar yola düştük ve Kocaman bir anıttan sürekli mırra akıtan Haşimiye Meydanı'ndan başlayıp, Ulu Cami, Urfa sokakları, su çeşmeleri, konuk evleri derken Şahin Bakırcılık'a geldik. Balıklıgöl'ün yanından Hasan Paşa Camisi'ni geçip de hiç bir yere dönmeden dümdüz devam edince karşınıza tarihi eser gibi binasıyla Esnaf Çay Ocağı çıkıyor. Şahin Bakırcılık'sa onun karşı tarafında. Sadece yolu atlamanız lazım. Bulunduğu binanın ikinci katında. Ve içeri girdiğinizde ne tarafa bakacağınızı şaşırıyorsunuz, hele bir de bakırları seviyorsanız bizim gibi. Dükkân görevlisinden müsade alarak pek çok da fotoğraf çektim. Bakır incelemelerimizi ve bakır alışverişimizi bitirince akşama dönmüş olan havada Şurkav'ın ve Balıklıgöl Sağlık Ocağı'nın önünden geçerek arabamıza vardık. Aldıklarımızı bırakıp Halepli Bahçe'de bir mola verdikten sonra akşam öğünü olarak meşhur Urfa ciğeri yemeye gittik yine. Yemeğin ardından Balıklıgöl'e geldik ve gece manzarasında o eşsiz havayı teneffüs ettik. Sohbet muhabbet derken otele dönüş saatimiz geldi. Uykuya dalarken, ertesi gün güzel bir sürprizin bizi beklediğinden haberimiz yoktu hiçbirimizin.

Yeni bir yazıda buluşmak ümidiyle. Umut hep vâr olsun.
(İlk yayın tarihi: 11.01.2010)

Sunshine Award Blog Ödülü


İlk blog ödülümü geçen sene Sevgili rumma'dan almıştım. "I Love Your Blog" resmiyle, çok mutlu olduğum bir ödüldü. İkincisi ise bugün Sarmaşık Eczanesi Handenur'dan geldi. Yine eşsiz bir sevinç duydum :) Bu ödülü alan kişi, 12 kişiye ödülü gönderip adlarını bağlantı isimleriyle yayınlıyormuş. Eğer imkan olsaydı ilk önce Handenur'a vermek isterdim bu ödülü, bloğu insanlığa hizmet ettiği için. Ama sanırım aldığın kişiye vermek pek uygun olmaz :) İşte benim bir şeyler kazandığıma inanarak ve severek takip ettiğim ve ödülü gönderdiğim arkadaşlarım:

1. rumma
2. yapraksarma-Zeynep Abla
3. Cahide'nin Elleri
4. Hilal'in El Emeği-Hilal Timur
5. Kelebekler Sonsuza Uçar-Zeyyal
6. Suz-i Dilâram
7. nurmutfakta
8. buzlu badem-Meliha
9. endülüshan
10. keyf-i mutfak-Elif
11. Urfa Mutfağı
12. Fast Food Kültürüne İnat Tabakta Lezzetler-Tabakta

(İlk yayın tarihi: 07.01.2010)

MANTAR DOLMASI (rumma' dan)





Mantarı çok severim. Geçen yıl halamdan mantar şapkalarının içine tuz ve karabiber serpip biraz kaşar ilavesiyle fırınlamayı öğrenmiştim. Yağ filan hiç bir şey koymadan. Öyle bir sulanıp lezzetli olmuşlardı ki. Bu tarifi ise sevgili rumma'dan gördüm. Denedim ve çok beğenildi. Babam tekrar yapmamı istedi işyerine götürmek için :) Çiğden götürüp orada pişirip yediler; ordakilerden de tam not almış. Zaten bugüne kadar rumma'dan aldığım tariflerden tutmayan olmadı hiç, maşaAllah diyeyim.

Mantar dolmasının tarifini buraya tıklayarak görebilirsiniz. Bu güzel tarif için rumma'ya teşekkürler.
Ben bazı şeyleri orjinal tariften biraz farklı uyguladım. Şöyle ki, 8 iri mantar diyordu. 400 gr mantar kullandım ama yine de için bir kısmı arttı. Onu da köfte yapıp tepsinin boş yerlerine dizdim. Mantarların saplarını da aynı tepsiye koydum. Kaşarı koymak kolay olsun diye rendelemedim. Dilimleyip koydum. Bir de o sırada taze maydonozum olmadığı için kuru maydonoz kullandım. Yine de güzel oldu. Mantar seven sevmeyen herkese tavsiye ederim. Beğeneceğinizi düşünüyorum. Şimdiden afiyet olsun.

(İlk yayın tarihi: 07.01.2010)