2 Eylül 2014 Salı

Konya Blogger Workshop Etkinligi-3

Merhaba Arkadaslar,
Biliyorsunuz biz Konyali Blogger'lar belirli peryotlarla toplaniyoruz. Daha evvelki etkinliklerimize buraya tiklayarak bakabilirsiniz. Bu defaki etkinligin uc organizatorunden biri bendim. Digerleri ise sevgili Emine ve Nuran'di.

Basliga workshop yazdim ama bu seferki etkinligimiz workshopsiz bol sohbetli gecti. Konyamizdaki kahvalti mekanlarindan olan Medcezir bize mekan sponsorlugu yapip cay ikram etti. Iste ayrintilar:



Burasi Medcezir'in bizim icin arka bahcesinde hazirladigi kose. Ilk kez gittim ama gercekten begendim. Cok guzel bir mekan. Bir gun kahvalti yapmak icin gidecegim kismetse.



Gordugunuz bu guzel kece susu Nuran yapmis ve cafeye hediye edildi.

Emine'nin fikriyle bu kez her gelene kura cektirdik. Boylece oturacaklari koltugu kurayla kendileri secmis ve o koltukta bulunan hediyeleri almis oldular. Burada Emine Nadire'ye kura cektirirken =)


Bu hediyeyi Nazli Butik Sabun gondermis ve bir tane oldugu icin bizler de ortak kararla yeni bebegi olan Hasibe Abla'ya verdik.


Burada Bloggerlarimiz Sweet Sorcery'nin gonderdigi birbirinden guzel o harika kurabiyelerle poz veriyor.


Iste bu da kurabiyelerin toplu gorunumu.


Bu guzel cicegim Kaktuscu'den. Farkli bir hediye oldu ve bayildik hepimiz.


Bu kurabiyeler Sevgili Sweet Sorcery'den. Biri bulusmamiz icin, biri de dogum gunum icin. Beni dusunup Urfa yazan kurabiye yapmalari gercekten buyuk incelikti. Kendilerine kocaman kocaman tesekkur ederim.


Bu fotografta sol ustteki servisler, anahtarlik ve bardak altliklari Berika Aksesuar'dan. Facebook'ta Renkli Kece olarak geciyor.

Desenlerine bayildigim sag ustteki mor kece ile yesil kece ise Desenli Keceler'den.

O guzel bilekligim ile el emegi goz nuru kitap ayracim ise Sevgili Ozlem Ablacigimdan. Kendisi yetisemese de hediyelerini gonderdi. 

Renkleriyle beni benden alan peceteligim ise Peri Kizinin Elisleri'nden.


Bu fotograftaki sampuan bizi ilk etkinligimizden beri destekleyen HCHairCare'den. www.sacbakim.com
Kendilerine cok cok tesekkurler.

Bu etkinligimizde farkli bir hediyemiz vardi. Emniyet Mudurlugu'nun egitici seti =)

Sol alttaki kurdeleden yapilma harika gulum Turkuaz Lale'den.

Gul seklindeki guzel anahtarligim ise facebook'taki Sevgi Hilal'den.


Ilk resimdeki lacivert magnetim ile kece hobi parcalari Pink House Kece Tasarim'dan.

Ve hayatimin ilk kokulu tasini Kedi Peri Atolyesi'nden aldim =)

Kalp anahtarligim ise Sevgili Neslihan'dan.

Define haritasi gorunumundeki canta organizerim ise Sumyas Hediyelik'ten.


Ve son hediyemiz ise Arı Hurma'nin ikramı hurma ve zemzem. Ari Hurma'yi yıllar önce bir tevafukla keşfettim. O gün bu gündür başka hurmaciya gitmem. Kalitesi ile, fiyatları ile mükemmel. Güler yüzleri de cabası. Bu güzel hediyesi için@arihurma ya çok teşekkürler. Konyamızda yaşayanlar, size de muhakkak uğrayın derim.

Katilimci Listemiz soyle:



Etkinligimize katilan arkadaslarima, organizede birlikte calistigim Emine ve Nuran'a ve birbirinden guzel hediyelerle ve hos bir mekanla bizi destekleyen tum sponsorlarimiza kucak dolusu tesekkurler ve sevgiler. Bir sonraki etkinligimizde gorusmek umidiyle.

Umut hep var olsun.

19 Ağustos 2014 Salı

Meram Bağları'nda


Meram Bağları'ndan bir güzel geçmiş,
Zülfünün telini örtmeyi seçmiş,
Hayıflanmak için meğer ne geçmiş,
Yalnız ölmüş güzel, gördün mü gözüm?

Yıllarca beklemiş, aramış, sormuş,
Bir Zehre hasreti yürekte kormuş,
Böyle bir imtihan meğer ne zormuş,
Yalnız ölmüş güzel, gördün mü gözüm?

İnsanlar konuşur, insanlar susar,
Yapyalnız yürekler vuslata susar,
İncinir, kırılır; o yine susar,
Yalnız ölmüş güzel, gördün mü gözüm?

Bir seçilmiş geçti Konya ilinden,
Çok zehir damladı onun dilinden,
Duymadı bilmiyor garip halinden,
Yalnız ölmüş güzel, gördün mü gözüm?

Bir vakitler gelmiş, bir vakit geçmiş,
Boş gezinmek için artık çok geçmiş,
"Durum budur" deyip hayatı seçmiş,
Yalnız ölmüş güzel, gördün mü gözüm?

Kocasinan söyler böyle bir masal,
Gam kederi bırak, kalbi aşka sal,
Aç kulağın dinle, sen de payın al,
Yalnız ölme güzel, duydun mu gözüm?

19 Ağustos 2014 / 12.08 / KONYA



*Fotoğraf alıntı değildir. Konya Avdan

14 Ağustos 2014 Perşembe

Kanatsız Kuş


Gönlümün içinde kanatsız bir kuş,
Yıllardır bekliyor, artık yorulmuş,
Uçmak istedikçe engel olunmuş,
Vardır elbet hayır, bekle Sinanım.

"Mustafa" dediler, Ol Nebi adı,
'Seçilmiş' demektir, yüreğin şadı,
Olmuş bir imtihan, bırak feryadı,
Vardır elbet hayır, bekle Sinanım.

Dersin gecem aydın, günüm karadır,
Bir Zehre hasreti özde yaradır,
Dünya yüreğimde sıfır paradır,
Vardır elbet hayır, bekle Sinanım.

Sinem özlem dolu, bir yanda Urfa,
Diğer yanım bekler, görmez bir vefa,
Geçmedi geçmiyor ömürde cefa,
Vardır elbet hayır, bekle Sinanım.

Hüznü yüreğime dost edinmişim,
Sefasız günlerde geçip gitmişim,
Ha bugün ha yarın, hep beklemişim,
Vardır elbet hayır, bekle Sinanım.

Bir gün yolum düşer Haşimiye'ye,
Tanımam o vakit, sorma ki niye,
Pulsuz dilekçemdir sana hediye,
Vardır elbet hayır, bekle Sinanım.

Herkese duam var, etmem beddua,
Bekleyip görsünler ne imiş vefa,
Erişecek elbet yürekten şua,
Vardır elbet hayır, bekle Sinanım.

Dünya üç günlük yer, geçip bitecek,
Hiç şüphemiz yok ki ömür yitecek,
Kocasinan dahil, herkes göçecek,
Rabb'im şaşırtmasın, bekle Sinanım,
Umudu sevince ekle Sinanım!

14 Ağustos 2014 / KONYA / 12.36

5 Ağustos 2014 Salı

Zehre'ye Sesleniş


Ey benim gözlerinin içine haram hayaller hiç girmemiş Zehrem,
Ey benim gönlünü pus kaplamamış Zehrem,
Ey benim yüreğimin ortağı,
Sen ki bu dünyaya ait değil gibisin. Sen ki kalbindeki durulukla yüzündeki masumiyeti birleştirmişsin. Şimdiye kadar hiç görülmemiş çiçekler kadar güzelsin. Şimdiye dek hiç duyulmamış mis kokuları kadar huzurludur rayihan. Ne kırmışsın ne de kırılmışsın. Nezaketin maskeli değil hakikidir. Bir kez bile vermemişsin tut(a)mayacağın sözleri. Ne diyor Rabb'imiz Saf Suresi'nde:

"Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük gazap gerektiren bir iştir."

Yalan söylemiyor ve dahi kimseyi iftira ile suçlamıyorsun. Pulsuz dilekçelere sebebiyet veren bir icraatın görülmemiştir. Sevdiğini Allah için seviyorsun. Bir çocuğun yalan/riya/öfke/sahtekarlık bilmeyen tertemiz yüreğiyle sevmesi gibi seviyorsun. Merhaba derken elveda demek gibi önyargılardan bağımsızsın. Sever görünmek gibi bir kaygın da yok. Seviyorsan seviyorsun işte o kadar.

Sana bakınca ülkemin tüm renklerini görebiliyorum. Karadeniz'in huzurlu yeşili de var sende, Akdeniz'in diri mavisi de. İç Anadolu'nun buğday tarlaları gibi sarı yüreğinin bir yanı. Diğer yanı Canım Urfam gibi alabildiğine toprak kahvesi kokuyor. Kuşatan, sarıp sarmalayan bir iklimin var. Yanında esen rüzgarlar huzur kokuyor. Bunalmış gecelerin en ferah sade kahvesi de sensin, kararmış gönüllerin ilacı limonlu sıcacık çay da sensin. Yaz akşamlarının yasemin kokulu huzur dolu yürüyüşleri hep sana çıkar. Girdiğim her yol beni sana getirir. Evvelce gözlerimiz buluşmamış olsa ne gam! Sana bakınca aklıma/kalbime herhangi bir "acaba" gelmiyorsa, biliyorum ki sen O'sundur Zehrem. Hemen tanırım seni. Bir yanım evet bir yanım hayır demez sana. Acabalarla çıkılan bir yolculuktan hayır gelmez insanoğluna. Sen tüm acabaları küremiş, tüm kaygıları yok etmiş de öyle gelmişsin bana. Gözlerimin rengi nedir diye sorma sakın. Bilemem. Ben sana gözlerimle hiç bakmadım ki utancımdan. Seni gözlerinden değil, yüreğinin renginden tanıyacağım. Yedi bayram geçmese de gönlüm yanında hep huzur dolu olacak. "Bu yardan atlarsam düşer miyim?" korkusunu değil, "O beni nasıl olsa tutar" rahatlığını yaşayacağım. 

Dipsiz bucaksız denizler kimin enginsen,
Başı sonu görünmeyen çimen tarlaları kimin huzurlusan,
Bu dünyaya ait degil kimin farklısan,
Konyam kimin aşk, Urfam kimin tutku kokiysan,
Sen,
Ey sen Zehrem,
Hangi yamacın ardındaysan çık gel haydi,
Beklemiysemse de biliyem gelecagını,
Kör kuyularda sakladıgın yüregini gün yüzüne çıkarmanın vakhtıdır,
De hele vakıt gaybetme daha fazla,
Kocasinan deyi ki gelecahsan,
Gel o vakıt...

05 Ağustos 2014 / KONYA / 13.27

4 Ağustos 2014 Pazartesi

Spam Yorum Engellemeyi Bilen Var Mı?

Merhaba Arkadaşlar,
Son aylarda bloğuma çok fazla spam yorum gelmeye başladı. Ve özellikle trafiği fazla olan yazılarıma geliyor. Bunu nasıl engelleyebileceğimi çok araştırdım ancak işe yarar bir çözüm bulamadım. Yorum denetiminde bunları spam olarak işaretleyip siliyorum zaten ancak e-posta kutumun bu yorumlarla dolması beni rahatsız ediyor. Tamamı Adsız, İngilizce ve içerisinde web sitesi linki içeren yorumlar. Adsız yorumları bütün bütün engellemek istemiyorum zira bazen çekinen insanlar bu yolu seçerek yorum bırakabiliyorlar. Bu spam yorumların gelmesini tamamen engellemek için nasıl bir yol izlenebilir? Yorumlarınızı bekliyorum. Hepinize sevgilerimle;

18 Temmuz 2014 Cuma

Gazze Yanıyor

"Yıkılasın İsrail enkazını göreyim,
Sana ülke diyenin yüzüne tüküreyim!"
Necip Fazıl Kısakürek

Gazze yanıyor. İsrail terörü yine ölüm saçıyor etrafa. Yine Ramazan. Yine ölüyor bebekler. Yok yok ölü değil onlar. Onlar şehitler.

Gazze yanıyor. Filistin yanıyor. Sultan 2. Abdülhamid dedemin öz be öz şahsi parası ile aldığı vatan toprağı yanıyor, yakılıyor. "Gazze'den bize ne?" diyen nadanlara sesleniyorum. Gidin ve Çanakkale Şehitliği'ne bakın. Oradaki şehit mezarlarımızdaki taşları okuyun. Görün bakalım oradaki Gazze yazan taşları. Filistin, Sultan 2. Abdülhamid'in hazine parasıyla değil, kendi parasıyla alıp devlete kattığı bir toprak değil miydi? Filistin ümmetin ilk kıblesi değil miydi? Filistin Çanakkale'de bizimle omuz omuza emek verenler değil miydi? Hadi bunların hepsini bir kenara bıraktın diyelim. Filistin'de katledilenler insan değil mi be kardeşim? Nasıl dersin ki bize ne diye? Aldığın her yahudi malı insanlığa kurşun olarak geri dönüyor. Bu zülme dur demenin zamanı gelmedi mi artık? Tüm yaşananlara rağmen nasıl kaparsın gözlerini? Nasıl kaparsın yüreğini? Orada bebekler katlediliyor. Daha hiç yürümemiş, hiç koşmamış, hiç anne dememiş... Minicik bebekler. Dünya uyuyor, sen uyuma kerdeşim. İnstagram'da paylaştığım son fotoğrafta bak ne yazıyor:

Sevgili arkadaşlar, instagram paylaşımlarında yahudi malları boykot listelerine bazılarının kendi kullandıkları markalar için "yok o israil malı değil, yok filan malı falan malı" yazdıklarını görüyorum. Hatta daha da ileri gidip bu Türk malıdır diyeni bile okudum. Arkadaşım, lamı cimi yok bu işin. Şuraya koyulabilecek en usturuplu fotoğrafı seçmeye çalıştım. Sen eğer bu fotoğrafı göre göre sürdüğün kremden, içtiğin koladan vaz geçemiyorsan ben sana ne deyim? Yüreğin ölmüş arkadaşım. Kendi yüreğin için gir ağla çık ağla. Ne olur yani perdelerini Ariel'le yıkamasan? Uyan arkadaşım artık uyan lütfen. Dünya fani ölüm anidir. Hesap gününü düşün. Bir ben almasam ne olur deme! Çok şey olur. Daha iyi krem yoksa varsın ellerin catlasın. Daha iyi deterjan yoksa varsın perdelerin gri olsun. Alma ya Hu alma!!! Bebekler ölmesin. Hesap var arkadaşım. Titre ve kendine gel. Türk malı dediğin o mallara harcadığın kurşun paralarının hesabı sorulur bir gün. Unutma, ALMAZSAN ÖLMEZSİN AMA ALIRSAN ÖLÜRLER! !!

Evet, almazsan ölmezsin ama alırsan ölürler. Sen katil değilsin kardeşim, olmamalısın. Kendine gel ve nefsine dur de. Boşla şu iblislerin mallarını almayı. İçim dopdolu. Yazsam daha yazarım lakin susmalıyım burada. Şimdi sana yıllar evvel burada yayınladığım acizane şiirimi tekrar sunayım. Haydi kardeşim, sen de üstüne düşeni yap ve insanlığın ölümüne göz yumma...

ANNE, ELLERİM NERDE?


ANNE, ELLERİM NERDE?

Sisli bir yaz gününde tutuklandı gönlüm,
Ceplerimde çakıl taşları,
Elimde okul defterim vardı.
Henüz çıkmıştım evimden,
Okula gidiyordum sabah erken.
Neden kesildi yollar?
Ve kimdi bu adamlar?

Dünyaya gözünü açınca çocuklar,
İlkin ana sesi duyarlar.
Ben duymadım, duyamadım.
“Ne duydun” derseniz eğer,
Bomba sesiymiş onlar.

Hiç doğru dürüst oyuncağım olmadı benim.
Bir tek çakıl taşlarım var.
Ve en iyi dostum onlar.
Daha ufacıktım,
Bir gün evimizi bastılar.
Babamı alıkoydular.
“Suçu ne?” dedik?
Fazla soru sordurmadılar.
Ve işte o günden sonra,
Çakıl taşları bana yâren oldular.

Başka ülkelerde değişik oyuncakları varmış çocukların,
Görsel şölenleri, eğlenceleri…
Ve daha sayamadığım niceleri.
Hiç görmedim ben onları,
Hiç tatmadım.
Havai fişekler varmış mesela,
Böyle gökyüzüne yükselip,
Orada patlıyorlarmış.
Rengârenk ışık saçıyorlarmış etrafa.
Benim de fişeklerim oldu,
Ama havai değil, gerçek.
Ve hiç renkli ışık saçmadılar hayata.
Sadece tek renkleri vardı onların,
Kırmızı…
Ateş kırmızısı,
Kan kırmızısı….

Ablam evlendi sonra,
Ama hiç eşyası yoktu.
Çeyiz işlenirmiş başka yerlerde genç kızlara,
Benim ablamın çeyizi yoktu.
Çünkü çeyiz işleyecek vakti yoktu.
Hemşireydi ablam hasta yuvasında.
Gece gündüz demeden koşturdu,
İlaç yoktu, morfin yoktu.
Dipdiri dikti yaraları gözünde yaşlarla.
Gelen her çocuk, sanki onun çocuğuydu.
Ahh ablam, o da başkası için kendinden geçenler kervanında…

Dedim ya, okula gidiyordum bir sabah erkenden,
O kocaman tanklar karşıma çıktığında.
Başladılar sonra gerçek fişekleri etrafa saçmaya.
Silah yoktu, tank yoktu direnecek insanlarımda.
Ama olsun, çakıl taşlarımız var bizim,
Bir de iman göğsümüzün tam ortasında.
Ben de başladım taşları fırlatmaya.
Arkadaşlarım içinde en iyisi bendim,
Gidiyordu attıklarım çok uzağa,
Ve değiyordu kâfire mutlaka.

Sonra gördüler beni,
Resimlerimi çektiler bir anda.
Anlamamıştım neden olduğunu ya,
Ertesi gün dayandılar kapıma.
Alıp götürdüler beni evden uzağa.
Çok bağırdı, çok ağladı annem,
Ama yok fayda.
“Sen” dediler,
“Sen bu ellerle bize taş atarsın haaa!”
Ellerine silah almışlardı onlar da,
Ve başladılar ellerime, kollarıma vurmaya.
Ezildi önce, sonra kırıldı kollarım sırayla.
Ve artık acıdan baygındım ben yollarda.
“Seni” dediler, “öldürmeyeceğiz burada.
Şimdi al o pis kollarını yanına,
Ve git ailenin yanına.
Görsünler halini de,
Bir daha dik durmasınlar karşımızda!”

Biz ne yaptık bu fitnecilere anlamadım ya,
Aldım kollarımı yanıma,
Başladım eve doğru yol almaya.
Kollarım çok sancıyordu ama.
Bir de sallanıyorlardı sağa sola.
En son okuluma varabildim ve bayıldım kapıda.
Beni ilk gören öğretmenim olmuştu orada.
Derhal kucaklayıp götürmüş ablamın yanına,
Ve doktorlar bakakalmışlar bu vahşi tabloya.
Ben, gözlerimi açtığımda,
Bir hasta odasında yatıyordum acıyla.
Bulabilmişlerdi bana boş bir yatak nasıl olduysa.

Ellerime baktım sonra,
Sonra kollarıma.
Göremiyordum onları vücudumda.
Sordum sonra ve anlattılar bana.
Yoktu artık iki elim ve iki kolum,
Kesmişlerdi ikisini de beni kurtarmak adına.

Ben, on yaşımdaydım kollarımdan ayrıldığımda,
Sisli bir yaz günüydü ve tutuklanmıştı gönlüm vatan toprağında.
Çocuktum belki, aklım almayacak kadar ufak yaşta,
Ama yaşları küçük de olsa,
Yaşadıkları, duyguları ve fikir dünyaları büyük oluyor çocukların benim yurdumda.
Hiç ağlamadım kollarımı bulamadığımda,
Sadece düşündüm çakıl taşlarını atamayacaktım bir daha!

Anne, ellerim nerde?
Anne, ellerim….

01.10.07 / KONYA / 09.37

KOCASİNAN

8 Temmuz 2014 Salı

Asırlık Kırgınlık

Olmayacak hülyalara kapılmanın bedelini ödüyorsun AbdUllah. Acelecisin, hatalısın, insansın. Vazgeçmen gerektiğini biliyor fakat bir türlü vazgeçemiyorsun. Her yeni olay, yeni bir yanılgı oluyor sende. Bıkıyorsun da aslında zamanla. Ama sonra unutup yeniden deniyorsun. Ne Ayşe'nin ne Fatma'nın... Belki de yalnızca senin suçun yaşadıkların. Kimse yok, yalnızsın. Bir tek Rabb'in ve sen. O olunca bütün yalnızlıklar biter aslında. 

Kırmamak için kırılmayı seçmen ne acı vericidir bilirim. Bir insan kendini kötü hissetmesin diye kendini berbat hissetmen ne zordur bilirim. Kader böyleymiş neylersin. Dünya denen şu mekânda herkesin bir imtihanı vardır. Bu da seninki demek ki. Hiç saydın mı AbdUllah kaç oldu? Bir? İki? Üç?... Bu son muydu peki ne dersin? Kurur mu bu sızı? Geçer mi bir gün? Ne vakit vazgeçersin, o zaman kurur ancak. Yapabilir misin bunu, vazgeçebilir misin? Vazgeçmek günaha girmek midir yoksa?

Yorgunsun. Yıllar var ki kalkmıyor omuzların. Bitkinsin. Tükeniyor hülyaların. Ne yapmaktır dileğin? Şu an ne mutlu eder seni? Yüzyıllar öncesinden gördüğün bir rüyayı yakından yaşadın. Yakından yaşamazdan evvel bir rüya daha gördün ya, bu işte bir hayır var sandın. Haklıymışsın. Bu işte bir "Hayır!" varmış. Kulağın işitti, yüreğin üşüttü. Bunca yorgunluk kaç asır sonra geçer bilmiyorum. Bildiğim bir tek şey var; huzur, sızıntısız tevekküldür. Bunu yapabilir misin AbdUllah? 

Sen dertli, ben dumanlı. Ne olacak halimiz böyle? Ben özledim, Canım Urfam'ı çok özledim. Seni teselliye mecalim yok bugün. Ben çok özledim AbdUllah. Yitip gitmeyi çok özledim...

08 Temmuz 2014 / KONYA / 11.57