29 Mart 2012 Perşembe

NE BULURSAN KURABİYESİ =)


Bir davette yeyip beğendiğimiz, fakat tarifini alamadığımız, ancak içine ne bulursa konduğunu duyduğumuz bir kurabiye vardı. Bir akşam tatlı krizindeyken kalktım evde ne varsa koyup içine yapayım dedim. Ölçüsü yok. Malzemelerin kimini göz kararı ekledim, kimini evde kaldığı kadar. Sadece yağı biraz fazla kaçırdım fakat geri alma imkanım da olmayınca kurabiyelerim bisküviye dönüştü =) Siz ister çok yağla yayvan bisküviler isterseniz de az yağla toplu kurabiyeler yapın. Biz bu halini çok sevdik. Hele Hamza paşamın hem öğlen hem de akşam "teyze mama" deyip tüm kurabiyelerimi lüplettikten sonra yemek yemediğini duyunca, onun beğenmiş olmasına daha da bir sevindim. Yavrum hâlâ onlara kurabiye götürdüğüm boş kabı gösterip "teyze mama" diyor =) İşte tarifimiz:


* 2 yumurta
* Toz şeker
* Zeytin yağı
* Susam
* Kuş üzümü
* Çekirdeksiz üzüm
* Kuru neskafe
* Kuru siyah çay
* Damla çikolata
* Tarçın
* Süt ya da yoğurt
* Kabartma tozu
* Un
* Buğday nişastası

Tüm malzemeler yoğurulup şekil verilerek tepsiye dizilir. Ve fırında pişirilir. Hepinize sevgilerimle.

19 Mart 2012 Pazartesi

ÇİKOLATALI MAKARON

Makaronu uzun zamandır merak ediyordum ve geçenlerde yapmak nasip oldu. Öncesinde bir hayli araştırdım ve her yerde Zinnur Hanım'ın adının geçtiğini gördüm. Demek ki bu konuda en güvenilir tarif buydu. Benim için güzel bir referans olan Mine Ablam'ın da aynı tarifi kullandığını görünce tamam dedim ve hemen denedim. Denerken iki küçük hata yapmama rağmen ailece bayıldığımız bir lezzet oldu. Sizlere de tavsiye ederim. İşte tarifimiz:

Hamuru İçin

* 100 gr pudra şekeri
* 50 gr badem
* 3 ymk kaşığı (15 gr) şekersiz kakao (Ben daha az kullandım)
* 2 adet oda sıcaklığında yumurta akı
* 5 yemek kaşığı (65 gr) şeker

Çikolatalı Kreması İçin

* 113 gr küçük parçalara kesilmiş çikolata (Biz 80 gr kullandım)
* Yarım su bardağı çiğ krema (Biz göz kararı ekledim)
* 2 ymk kaşığı oda sıcaklığında tereyağ

Yapılışı

Vakit kaybetmemek açısından ben makaronları yaparken annem de kremasını hazırladı. Krema için küçük bir teflon tavada kremayı erittik. Üstüne kırılmış çikolataları ekledik ve karıştırarak onun da erimesini sağladık. Hemen eriyor zaten. Sonra ocağı kapatıp tereyağını ekledik ve karıştırarak homojen bir hal almasını sağladık. Sonra soğusun diye bir kenarda beklettik.

Makaronlar için önce bademi elektrikli kahve öğütücüde çekerek un kıvamına getirdik. Ardından bademin kustuğu yağı içine çeksin diye kakao ve şekeri de ekledik ve beraber çektik. Benim makaronda yaptığım ilk hata, burada 100 gram pudra şekeri yerine yanlışlıkla 5 yemek kaşığı şekeri eklemek oldu. Sonradan bir ayarlama yapsam da bizim şeker göz kararı gibi oldu =) Ama tam kıvamındaydı. Burada püf noktası tüm malzemenin un kıvamına gelene dek çekilmesi ve iri parça kalmaması. Bunun için çekme işlemini bir kaç kez tekrarlayabilirsiniz.

Sonra tamamen yağsız ve kuru bir kabın içine yumurta aklarını ekledim ve yumuşak tepecikler oluşturana kadar mikserin orta devrinde çırptım. Sonra mikseri en yüksek devrine alıp beş yemek kaşığı şekeri birer kaşık birer kaşık ekleyerek çırpma işlemine devam ettim. İşlem sonucunda parlak, pürüzsüz, sert tepecikler oluşturan ve çırpma kabını ters çevirdiğimde kesinlikle yere akmayan bir köpük elde ettim. Sonra bir kenarda duran kuru malzemeyi üç kez eledim ve içinde hiç topak kalmadığından emin oldum. Bu kuru malzemenin yarısını çırpılmış yumurta aklarına ekledim. Bir kaşıkla karıştırdıktan sonra kalan kuru malzemeyi de ekledim ve bu defa homojenize edene dek karıştırdım. Homojen görüntüyü alır almaz durdum, fazla karıştırmadım. Sonra malzemeyi sıkma tüpüne doldurarak sıkmayı denedim ancak kumanda etmek çok zor oldu. Bu nedenle tüm malzemeyi kullanılmamış bir yoğurt poşetine alıp, poşetin bir ucunda küçük bir delik açtım. Ve yağlı kağıt serilmiş tepsiye sıktım. Sıkarken hamurların arasında 2 cm boşluk kalmasına ve makaronların çapının 2,5-3 cm civarında olmasına dikkat ettim. Kolay sıkmak için dıştan içe doğru daireler çizdim. Çoğunda sivri uç kalmadı bile. Kalanlar varsa da parmağımın ucunu ıslatarak o uçları bastırdım. Bu işlemi yaparken makaronlar parmağıma bulaşmayacak kıvamdaydı. Sonra içinde hava kabarcığı kalmış olma ihtimaline binaen tepsiyi hafifçe bir kaç kez yere vurmak gerekiyor ama ben bu işlemi unutarak fırına vermeden hemen önce yaptım. Yine de bir sorun olmadı. Tepsiyi bir saat bekleterek makaronların kurumasını sağladım. Bir saat sonra hafifçe dokunduğumda hamurun parmağıma bulaşmadığını, gerçekten kuruduğunu gördüm ve fırına verme işlemine geçtim. Fırını önceden 175 dereceye ısıtmıştım. Zinnur Hanım'ın önerisi üzerine iki tepsiyi birden fırına koymak yerine, fırının orta rafına gelecek şekilde birer birer pişirdim tepsileri. İkinci hatam fırınlama süresi idi. Makaronların normalde 12 dakikadan fazla fırında tutulmaması gerekiyor ancak ben daha önceki mereng (ballı baba) tecrübelerime dayanarak bizim fırın bunu 12 dakikada pişirmez diye düşündüm ve toplam 23-24 dakika fırında tuttum. Pişirirken makaronların uçlarında eteklenmeler oluştuğunu görmek, işlerin yolunda gittiğinin kanıtıydı. Fırından çıkınca kısa bir süre bekleyip ılıttığım makaronları dikkatlice kağıttan ayırdım ve şekilce birbirine yakın olanları grupladım. Aralarına kremadan sürüp iki makaronu üst üste yapıştırdım. Sonra tadına baktık ve fırında çok tuttuğum için kıtır kıtır olmuşlardı. Normalde dışı sert içi yumuşak olması gerekiyor. Ancak kıtır lezzetler seven biz, bu halini çok beğendik hatta annem 'iyi ki de fırında fazla tutmuşsun' dedi =) Ertesi gün makaronların gerçekten olması gerektiği gibi; yani dışı sert içi yumuşak bir hal aldığını gördük. İlk denemede biraz vakit darlığı biraz aceleden kaynaklanan onca hataya rağmen; tadan herkesin bayıldığı bu lezzeti sizlere de kesinlikle tavsiye ederim. Bu güzel tarif ve ayrıntılı anlatım için Zinnur Hanım'a ve Mine Ablam'a teşekkürler.

16 Mart 2012 Cuma

"toprak olmak ne garip şey anne" bir gün anlayacağım


"Baba olamayacağım örneğin,
Toprak olmak ne garip şey anne!" demişti şair; her dinlediğimde baba olamayacak olmanın kesif hüznünü, eşsiz sancısını hanım yüreğimle hissettiğim. Sahi nasıl bir şeydi toprak olmak? Şahdamar kadar yakın olup da kıyamet kadar uzak sandığımız. Her haneye gelir fakat bizim eve hiç uğramaz sandığımız ölümün bir gün pat kapı geleceğini bile bile, o sanki hiç yokmuş gibi yaşamak hangi akla sığardı? Bir yanda etrafa ölüm saçanlar vardı şu dâr-ı dünyada, bir yanda "ölümü özledim anne" diyebilecek kadar yaralanmış insanlar...

Hey gidi dünya! Nelere şehadet ettin sen kurulalı beri! Neler gördün! İnsanların tahrif olmuş inançlara saplanıp da çocuk yaşta insanlıktan çıkmalarını gördün; uçaklarla atılacak olan bombaların üstüne ağızlarında iğrenç bir gülümsemeyle "Filistinli çocuklara armağanımızdır" yazan 9-10 yaşındaki Yahudi kızlarıyla. "Özgürlük getireceğiz" diyerek gelip de insanı insanlıktan çıkaranları gördün. Üç kuruş paraya tamah edip vatana ihanet eden, sıfatlarını anmaya dilimin dönmediği ...ları gördün. 'Bir cahilliktir olmuş' durumunda duvarların ardına düşüp de orada gördüğü muamelelerle kendinden utanan mazlumları gördün. Patrona yaranacağım diye koğuculuk eden, gıybet eden, işçinin hakkını yiyen/yediren, kalantorlara çanak tutmak için tüm kutsallarından vazgeçmiş satılmışları gördün. Bin yıl yaşasa bir bin yıl daha yaşamak isteyecek kadar hırsa batmış insanları gördün. Huzurluca yaşayıp gitmek dururken farklı oyunlarla memleket evladını ipe çeken, tazecik fidanları solduranları gördün. Sen dünyayı bâki, ukbayı gelmez bir âti sanan aldanmışları gördün. Yarandığı şahısların kabirde yanında olmayacağını unutup, ışığı bu dünyadan götürülen karanlık bir çukurda yalnız kalmayacağını sanan kimseler gördün. "El ne der" deyip kendini yiyenlerin belki bir kez olsun "Allah ne der" demediklerini gördün. "Ben emir kuluyum" diyerek yalnız Allah'a kul olmak gerektiğini unutmuş zavallıları gördün. Oysa hatırlarında tutsalardı kul oldukları emirlerin kabirde onları kurtarmayacağını, yine de o emirlere kulluk etmeye devam ederler miydi acaba?

Hey gidi dünya! Sen dünü olmayan insanların kandırdığı ve dünü şerefli bir yaşamdan gelen üstelik evliyaUllahtandır diye bilinen nur yüzlü şanlı ceddinin resmine boyalı yumurta atacak kadar nefret ettirilmiş gençleri gördün. 'Yalan söyleyen bir tarih'le büyütülüp de atalarını düşman belleyecek, aslını inkar edecek kadar ileri giden haramzadeleri gördün. Düğününü yapamadan kefene sardığı oğlunu vatan için toprağa veren analarla, umutlarını sandıklara gömüp yitirdiği için sessiz sedasız gözyaşı döken gelin olamamış nazenin kerimeleri gördün. Ecdadın engin hoşgörüsü ile hiç kimsenin bir diğerinden ayırt edilmediği bir coğrafyada, gün gelip kirli planlar uğruna "öteki" diye itilen insanları gördün. Haklı ile haksızın, masum ile zalimin, sadık ile hainin kolayca ayırt edilemediği zamanlara gelindiğini gördün.

Hey gidi dünya! Daha neleeer neler gördün. Ve lakin en acısı, Evlad-ı Rasul'ün boynunu hunharca kesen nasipsizleri gördün. Daha bunun üstüne ne görsen şaşırmazsın zaten! Oysa Rabb'in insanoğlunu uyarmış ve "Aldanma!" demişti. "Aldanma!"...

16 Mart 2012 / KONYA / 11.37

12 Mart 2012 Pazartesi

Ey Güneş'in Âşığı!


Kimya! İsminin terennümündeki nefaset, yüreğimi Zehre'sini görmüş aşık gibi titretiyor. Ahlakının güzelliği yüzüne yansımış; yüzün, Güneş'ine râm olduktan sonra bir başka parıldamış arza. Kimilerinin nefret ettiği, kimilerinin sırrına erip arşa yükseldiği Güneş'e olan aşkından mıdır sana olan bu merakım?

Akrebin yelkovanı bekleyişi bile makuldü senin aşkının yanında. Hiç değilse günde iki kez kavuşmaktaydı akreple yelkovan. Umudu vardı buluşmaya. Sen Güneş'in gözlerinde ne gördün Kimya? Mekânlardan münezzeh bir sevdanın ilk adımı mıydı içine düştüğün? O'na her baktığında Solmayan Güneş'i mi hatırlamaktaydın yoksa? 'O senden yaşça büyük' diyenlere aldırmadın mı? Mecnun, "Uğruna çöllere düştüğün Leylâ bu kara kuru kız mıydı?" diyenlere ne cevap vermiş bilir misin? "Siz ona bir de benim gözümle bakın!" Sevdalının yüzüne her baktığında Cenab-ı Mevlâ'yı hatırlıyorsa insan, tıkayıp kulaklarını sever hiç şüphesiz. Bana diyorlar ki Urfa şöyle imiş, Urfalılar böyle imiş. Hani nerede? Ayn Sürme Gözlüm'e nazar edince ruha neler dolar bir bilseniz!

Ağrı Dağı'nın üstündedir, erişilmezdir sandılar. Evmelerinde kaybettiler belki de bütün güzellikleri. Rabb'in/m olmazı oldurandır. Yeter ki gönlünü temizce meftun et O'na. Sabırla erdin koruğun helva olduğu güzelliklere. Hangi kapılardan geçtin? Hangi sırlar açıldı önünde kim bilir! Sırrını bana da fısıldar mısın Kimya?...

(Rahmet olsun Hazreti Şems'e, Hazreti Kimya'ya).

12 Mart 2012 / KONYA / 18.03

KAHRAMANMARAŞ ÇÖREĞİ

Merhaba Arkadaşlar,
Kahramanmaraş'ın meşhur çöreğini çok merak ediyordum ancak yapımında kullanılan özel merdanemden yoktu. Çatalla da yapmak istemedim. Eskiden iş arkadaşım olan Maraşlı Derya Hanım (kulakları çınlasın) memlekete gittiğinde bana bu merdaneden getirmiş. Onun hediyesi merdane ve Mihriban'cığımın tarifi ile ilk denememi yapıp misafirlerime ikram ettim. Hem bizim evden hem de misafirlerden tam not aldı. Kahramanmaraş Çöreği övüldüğü kadar varmış. Sizlere de tavsiye ederim. Merdanenin resmini görmek için Mihriban'ın bloğuna bakabilirsiniz. Ben tarifi yarım ölçü yaptım. Ondan bile bir hayli çörek çıktı. İşte yarım ölçü tarifimiz:

Malzemeler

* 250 gr tereyağ
* Yarım çay bardağı sıvıyağ
* 500 gr un
* Çeyrek paket kabartma tozu
* Yeteri kadar süt
* Çörek otu, susam, tuz (ya da şekerli isterseniz şeker)

Yapılışı

Süt hariç bütün malzemeleri karıştırın. Yeteri kadar süt ekleyerek kulak yumuşağı kıvamında bir hamur elde edin. Ben bu malzemenin yarısına şeker yarısına da tuz ekleyerek her iki çeşidini de denedim. İkisi de güzel oldu. Hamuru yumurta büyüklüğünde bezelere ayırıp 1cm kalınlığında açın. Açılan hamur yaklaşık 10 cm çapında olacak. Sonra özel merdaneyi bir de ters yönde bastırarak şeklinin çıkmasını sağlayın. Merdaneniz yoksa şekil verme işlemini çatalla yapın. Malzeme zaten çok yağlı olduğu için tepsiyi yağlamanıza gerek yok. Direk tepsiye dizin. Fırını önceden en yüksek dereceye ısıtın. Burada püf noktası fırın kesinlikle çok çok sıcak olmalı !!! Tepsiyi fırının en alt katına koyup önce altının kızarmasını sağlayın. Sonra yukarı kata alıp üstlerini de kızartın. Çöreklerin kıtır kıtır olmamasına dikkat edin. Ağızda dağılan kil gibi çörekler oluyor. Afiyet olsun.