26 Ekim 2011 Çarşamba

Biz Hangi Peygamber'in Ümmetiyiz?!!

Bir kaç gündür yazmak istiyor ama ruhumda derman bulamıyordum. Henüz bir önceki yazımda bahsettiğim yaralar iyileşmeden, Van depremi ile yeni yaralar açıldı yüreklerimizde. Allah başka acılar yaşatmasın. Elimiz böğrümüzde kaldı adeta. Deprem Allah'tan gelen bir afet. Sabretmekten başka ne gelir elden? Fakat bu sabrı yüzyıllardır her vakitte olduğu gibi yine bir bütün olarak, yine bir millet olarak göstermeliyiz.

Depremin ertesi akşamı bir oturmadaydık. "Bayramımız kara geldi. Önce şehit haberleri, şimdi de deprem. Allah başka acı vermesin." demem üzerine orada bulunanlardan bir tanesi "Deprem Van'da olduğu için benim ilgimi çekmedi, üzülmedim" demez mi! Ya televizyondaki bir spikerin cümlesine "Her ne kadar deprem Van'da da olsa..." diye başlamasına ne demeli? Ne demek bu!! İnternet ortamında yazılıp çizilenler ise işin tuzu biberi oldu. Deprem pazar günü yaşandı. Pazartesi günü sosyal medyada bir bayan bana ulaştı ve bir yarışmaya katıldığını söyleyip kazanması için kendisine oy vermemi istedi. Bir salça yarışması! O'na direkt "haberleri izliyor musunuz?" diye sordum. "Evet de neden?" dedi. "Bir yanda şehitlerimiz, bir yanda deprem. Bu kadar acı yaşanırken yarışmalara biraz ara vermeniz gerekmez mi" dediğimde verdiği cevabı aynen kopyalıyorum size: "şehitlerimizin kanını rabbim yerde bırakmadı". Bu ne çirkin ne densiz ne haddini bilmez bir söylemdir böyle!!! Bizler hangi Peygamber'in ümmetleriyiz arkadaşlar? Ne zaman dini diyaneti bir köşeye bırakıp da hâşâ Allah Rasulü'nün dediğinden daha doğrusunu(!) bilir olduk? Görgülü kuşlar gördüğünü işleyecek değil miydi? Bize ne oluyor ki aynı bayrağın altında aynı nüfus cüzdanlarıyla BİR MİLLET olarak yaşadığımız insanları sırf doğdukları yerden ötürü yaftalıyoruz hemen? Neden anlamıyor zihinlerimiz doğudaki her insanın bölücü olmadığını? Haberlerde bağıra bağıra "Bu örgüt bizi temsil etmiyor, Kürt halkını temsil etmiyor. Vatana millete acılar yaşatıyor. Onları kabul etmiyoruz. Biz kardeşiz." diyen insanları neden görmemekte ısrar ediyor bazılarımız. Hani her yerin iyisi de olur kötüsü de denir ya, 'kötü' sıfatının içine giren vatan hainlerinin emellerini Allah kursaklarında bıraksın. Oyunlarını ayaklarına dolasın. Aldıkları nefes canlarına azap olsun. Gün yüzü göremesinler inşaAllah. Ama "Şimdi ağlama sırası onlarda" diyen zihniyeti anlamam mümkün değil. Onlar kim, biz kimiz? Şehitlerimizin içinde Erzurumlu'su, Ağrılı'sı, Elazığlı'sı da vardı. Bu haritanın sınırları içerisinde kalan her karış toprak bizimdir ve bu bayrağın altında bölücülük yapmadan yaşayan her insan kardeştir. Yukarıdaki ve aşağıdaki iki resmi görüp de buna rağmen "Hehe, iyi oldu" diye gülenler, göçüklerin altında nefes alan birilerinin hala olduğunu bilen ve 15 günlük yavrunun diri çıktığını görüp buna sevinmeyen, gece başını yastığa rahatça gömüp uyuyanlar varsa; latifelerini bir gözden geçirsinler derim. Demek ki ölen latifeler olmuş!

Geçen hafta ebediyete uğurladığımız yavrular niçin şehit olmuşlardı? Bu vatanın bölünmez bütünlüğünü korumak, bu milletin içine sızan bölücüleri paklemek ve Allah vatanı milleti kutsal kıldığı için. Bölücülük bitsin diye bahar mevsimindeki hayatlarını bırakan yavrular, eline geçen her fırsatı bölücülük yapmak için kullananlara haklarını helal edecekler mi acaba? Hepimiz kendimizi hesaba çekelim lütfen.

Aziz şehitlerimizin ve depremde vefat eden tüm vatandaşlarımızın ruhu şâd olsun. Sevgimle.


20 Ekim 2011 Perşembe

BEN ŞEHİDİM ANAM

İki gündür içimiz yanıyor demeyeceğim sözlerime başlarken. Zira bu milletin bağrı senelerdir yanıyor. Bu cihette bir gün yüzü görmedik gitti. Gelişmeleri hüzünle, tepkileri şaşkınlıkla izliyorum.

İlk okulda en yakın arkadaşım Kürt'tü. Adı Serpil. Komşumuz aynı zamanda. Birbirimizi çok severdik. Sürekli o bize gelirdi ben de onlara giderdim. Annesi başta olmak üzere tüm ailesi beni çok severdi. Biz çocukluğumuzda da rahat nefes alamadık ki bölücü kırılasıcalar yüzünden. Benim en büyük hayalim öğretmen olup gönüllü olarak doğuya gitmekti. Kendini vatanperver addeden kitleler atamaları doğuya çıkınca "gidemem, orası terör bölgesi" dedikçe, okula dahi gitmez yaştaki çocuk ruhum incinir "neden ama?" diye düşünürdüm. "Neden gitmiyorlar? Orası da vatanımızın bir parçası." Dün rahat ve huzuru için oradaki çocukları yetiştirmeyi reddedenler bugün çığırtkanlık yaparken nasıl da yapmacık kalıyorlar. Neyse, Serpil'e döneyim. Terör olaylarının iyiden iyiye kendini göstermeye başladığı günlerdeydik. Oyun saatinde sokağa çıktık yine. Serpil de vardı. Suratından düşen bin parça idi. Yanıma gelmiyor, uzak uzak duruyordu. Ezilmiş ve üzülmüş bir hali vardı. Ben yaklaştıkça o adeta kaçıyordu. Nihayeti daha fazla dayanamayıp ağzındaki baklayı çıkardı:

Serpil: "Sen artık benimle oynamak istemezsin."
Aslıhan: "Neden?"
Serpil: "Çünkü biz Kürdüz."

Vay anaammm. Yüreğimin nasıl cızzz ettiğini hâlâ hatırlarım. Ve ona ne söylediğimi de:

"Evet Kürtsün. Ama bölücü değilsin. Neden oynamayayım seninle?"

Bu cümlemle yüzü güldü, her günkü gibi oyunumuzu oynamaya başladık, devam ettik. Serpil'in yüzü güldü gülmesine ama, benim yüreğim o günden sonra yıllarca sızladı, sızlamakta. Bir ilkokul çocuğu kendini dışlanmışlığın doruk noktasında hissedip en yakın arkadaşına "Sen artık oynamazsın benimle, çünkü ben Kürdüm" diyordu. Bu nasıl bir düşünce nasıl bir bilinç altı ve nasıl bir oyundu Allah'ım! Serpil'in o cümlesi içime nasıl okka gibi oturmuşsa, bugün bir blogger'ın sayfasında gördüğüm başlık da içimi öylesine acıttı "Operasyon Değil, Katliam İstiyoruz!!!" Bize neler oluyor arkadaşlar? Biz ne ara düştük bu oyunlara? Nasıl geldik bu hâllere? Bir anda yapılsa hepimiz kitle kitle karşı dururduk ya, böl parçala yut taktiği ile mi sindirildi ki bazılarımızın zihinleri? Biz yüzlerce yıldır 72,5 millet olarak farklı dinden, farklı ırktan olsak da aynı Vatanda, aynı Bayrağın altında, aynı Milletin fertleri olarak yaşamadık mı? Şimdi birlik olup sinelerimizi üstümüzde oynanan oyunlara siper etme zamanıdır. Yüzyıllardır olduğu gibi yine tek yürek olmanın vaktidir şimdi. Türk, Kürt, Çerkes, Çeçen, Laz... her kim varsa hepimiz kardeş olarak yaşayıp omuz omuza verip de bu memleketi savaşlardan yüzümüzün akıyla kanımızın alıyla çıkarmadık mı? Kürt başka bölücü başkadır. Tıpkı Yahudi'nin başka siyonistin başka olduğu gibi. Lütfen titreyip kendimize gelelim. Oyunlara düşmeyip yine bir ve bütün olalım. İçimizde senelerdir yaşayıp da tavuğuna kışt demediğimiz bazı hain kırılasıcalar ise umarım gerçeği en yakın zamanda görürler. Unutmasınlar ki onların hizmet ettiklerini zannettikleri bir amaç da yok ortada. Artık bunu bilmeyenimiz kalmadı. Onlar da bazı dış güçler ile bazı iç hainlerin kendi oyunları için piyon olarak kullandıkları zavallılar aslında. Umarım bu gerçeği tez zamanda görürler. Ve kirli ellerini benim evlatlarımın üzerinden çekerler. Bu millet geleni bağrına basmıştır. "Sen-Ben" demeden yaşamıştır yüzyıllar boyu. RasulUllah'tan öğrendiği ahlak gereği "kardeş" olmuştur kendisine koşanla. Bunu hâlâ anlamamakta ısrar edip gudubetlik yapanlar, çiğdemlerimizi dünyaya solduranlarsa; elbet layıklarını bulacaklar ve dileğim o ki Rabb'imin Kahhar sıfatı ile şereflenmeye nail olacaklardır. Hiç kimse unutmasın ki gösterilen değeri taşımayı bilmeyenler, kendini nimetten sanan ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne muhatap olduğunu zanneden beyinsizler bu vatanı ve bu milleti parçalayamayacaklardır. Biz BİZ oldukça, Allah'ın izni ile kimse bize bir şey yapamaz. Gönderdiğimiz çocuklar vatana sarılmışlığımızın nişanesi ve yanan gönlümüzün meşalesidir. Rabb'im cennetinde cem etsin bizleri. Ve dileğim o ki bir daha yanmasın içimiz. Bir daha dünyaya solmasın çiğdemlerimiz. Abimiz, kardeşimiz, sevdiğimiz, oğlumuz değildir belki o yavrular. Hiçbirşeyimizdir. Ama bazen hiçbirşeyiniz olan, aslında her şeyinizdir.

Hasbihâli 2007 yılından kalma acizane bir şiirimle hitama erdirmek istiyorum. 2007... Beytüşşebap'ta dünyaya veda eden guzularımızın acısı... Öylesine taze ki... Unutmak ne mümkün! Hepinize sevgilerimle.


BEN ŞEHİDİM ANAM

Ben şehidim,

Ülkemi beklerken Bayrağım için vurdular beni.

Ben şehidim,

Geçti kalbime Ebu Cehil’ in dişleri.

Ben aşkın ummanında yol alırken,

Yağdı üzerime nefretin ekinleri.

Yirmisindeydim ömrün,

Ve beklemekteydi yavuklum üzgün üzgün.

Az kalmıştı kavuşacağımız zamana,

Ama döndü ruhsuz bedenim cananımın kollarına.

Olsun, olsun varsın ya,

Aklım bu nefreti anlamamakta.

Ben basmışım cümle insanları bağrıma.

Neden,

Neden bazıları bunca kudurmakta?

Ben şehidim,

Hep on üç on üç gitmekteyim ne hikmeti varsa.

Oyyy anam,

Sil gözlerindeki yaşı sevdiğimin,

Söyle ki ben sizin için can vermekteyim.

Hani sen nasıl vakur durdunsa,

Beni bu yurda nasıl kurban yolladınsa,

Öğret cananıma da.

Ben bir kez can verdim ya,

Olsa idi saçlarım kadar başım,

Ederdim Hak Yolu’ na feda.

Oyyy anam,

Bilirim ruhun bugün çarmıhlarda,

Ama yine de akıtırsın gözündeki yaşı gönül ummanına.

Sen,

Sen şehit anasısın.

Düşmedi hiç başın aşağılara.

Ve bu yarım akıllı düşmanlar var ya,

Güldürmedin onları asla.

Oyyy anam,

Başıma tacımsan, unutma,

Bundan böyle yok ise eğer guzun yanında,

Bil ki,

Bil ki gördüğün her Mehmet senin oğlun aslında.

Kurban anam,

Ne zaman özlerse bağrın oğulcuğunu,

Bas gördüğün her Mehmet’ i bağrına.

*********

Her Mehmet benim oğlum,

Her Mehmet benim kardeşim.

Ben, bizzat kendim Mehmet’ im!

21.10.07 / KONYA /.

11 Ekim 2011 Salı

Urfa'da Gezilecek Yerler-4

Bu yazı, Türkiye Gezgini'ne yolladığım e-postanın son kısmı. Ama Urfa'da gezilecek yerler bunlarla sınırlı değil elbet. Sadece ilk aklıma gelenleri yazmıştım bu e-postaya. Burada ayrıca Türkiye Gezgini'ne teşekkür etmek istiyorum. Yazımı sitelerinde yayınlamış ve bana teşekkür etmişler. Nezaketlerinden ötürü ben de kendilerine teşekkür ederim.

Bir önceki yazıda kaldığımız yerden devam edelim Canım Urfam'ı gezmeye:

16. Göbekli Tepe (burada kazı çalışmaları var. Ve buranın keşfedilmesi ile dünyanın yazılı tarihi değişmiştir. M.Ö. 11500 yılına aittir buluntular. Dünyanın en eski tapınağıdır) (Yolu yok. Bir tepenin üstünde, adı üstünde. Kazı çalışmaları devam ediyor. Başında devletin bıraktığı bekçiler duruyor her an. Yurt dışından pek çok yabancı turistin akınına uğramış. Zira buranın bulunması ile dünyanın yazılı tarihi değişmiş. Ve eğer giderseniz, bekçiler devletin hatıra defterini uzatıp bir şeyler yazmanızı rica ediyorlar. Arkeologların çok ilgisini çekeceğine eminim. Normal gezi arayan turistler "bu taşları mı görmeye geldik" diyebilirler. Ama eğer M.Ö. 11500 yılına ait bir tapınağı görmek istiyorsanız, gitmelisiniz. Muhteşem bir tecrübeydi bence Göbekli Tepe'ye çıkmak).

17. Deyr Yakup Manastırı

18. Nemrut Tahtı

(17 ve 18 için açıklama:

Yolu yok. Ya tırmanmaya müsait bir araç ile gideceksiniz, ki o da bir yere kadar, ya da yayan çıkacaksınız. Beşinci maddede anlattığım Eyüp Nebi Mahallesi'nden çıkınca yukarı doğru ilerleyip sağa dönünce gidilebilir. Oradaki köye gelene kadar kime sorsanız nerde olduğunu bilmiyor. Köylülere sorduğunuzda biliyorlar. Üstelik çok da güleryüzlüler, sizi hemen çaya davet ediyorlar Urfa'nın pek çok yerinde olduğu gibi =) Tırmanmayı sevenler ve dağcılar gitmeliler mutlaka. Ve yürüyüş yapmayı sevenler de. Ama ayakları tutmayanların ve yürümeyi sevmeyenlerin gidebileceği bir yer değil. İkisi de yan yana. Önde Deyr Yakup manastırı, arkada Nemrut Tahtı var. Deyr Yakup'u Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın afişlerinde görmek mümkün. Urfa'nın o kavurucu sıcağına inat, burası püfür püfür esiyor. Ne zorluklarla kaç saatte ulaşıyorsunuz ama varınca da geldiğime değdi diyorsunuz. Urfa'daki pek çok yer gibi bunun da bir koruması yolu izi yok. Bireysel olarak ulaşıp gezebilirsiniz ancak. O dönemin su sarnıçları var. Nemrut'un nerde yaşadığını merak eden tarih meraklıları gitmeliler. Fakat yorulmaya ve sıcağa hazırlıklı olsunlar. Giderken yanınıza sadece su şişesi ve kamera ile fotoğraf makinası alın. Sakın fazla bir yük almayın ve spor ayakkabılarınızla çıkın. Yürü yürü bitmeyen bu dağ yolunda bir müddet sonra su şişeniz bile size yük olacak çünkü. Bu linkte yolunu ve ayrıntılarını tarif etmiştim http://urfatutkunu.blogspot.com/2010/08/2009-ayintap-urfa-gezim-11.html).

19. Bozova'da Atatürk Barajı'nın seyir tepesinden izlenmesi (Daha önce yakından böylesine büyük bir baraj görmemiş olanlar için güzel bir tecrübe. Devasa barajın yakınına tehlikeli olduğu için giremiyorsunuz ancak gelenlerin görmesi için bir seyir tepesi yapılmış. Piknik alanı gibi ağaçlı bir park mevcut. Ayrıca barajın yapımında çalışırken ölen işçiler için bir anıt dikilmiş ve hepsinin adı da yazıyor).

20. Birecik'te tarihi Birecik Köprüsü (Eğer Urfa'ya Birecik sınırlarından girdiyseniz, Urfa merkeze gitmek için mecburen bu köprüden geçiyorsunuz. Kemersiz en uzun köprü olduğu söylenir. Bence seyrine doyum olmayan güzel bir köprüdür. Kadir İnanır'ın oynadığı meşhur köprü filmine konu olan köprüdür. Bütün bu bilgilerin hepsi bir yana, Birecik Köprüsü beni benden alan, saatlerce izlesem bıkmayacağım muhteşem bir yapıttır. Ahhh Canım Urfam...).

21. Kelaynak üretim tesisleri (Birecik'te bulunmaktadır. Nesli tükenmek üzere olan kelaynak kuşları bu tesiste devlet tarafından korumaya alınmıştır. Yerli turistler gelmektedir. Bu masum kuşları yakından görmek isteyenleri beklemektedir).

22. Viranşehir'de dikmeler (Tarihi dikme yapılardır. Viranşehir merkezde de vardır civarında da. Ben sadece merkezdekileri görebildim, Viranşehir açık hava müzesi. Bu linkte resimleri mevcut http://urfatutkunu.blogspot.com/2010/02/2009-ayintap-urfa-gezim-92fotograflar.html Kazıya, tarihe, arkeolojiye meraklılar ya da Viranşehir'e yolu düşenler görmeliler).

23. Ceylanpınar'da Tigem'in tesislerinde ceylanlar ve diğer hayvanlar görülebilir (Ceylan, tavşan, değişik tavuk türleri gibi hayvanlar görülebilir. Çok uzak bir ilçe. Bence güzel bir tecrübe olsa da merakı olmayanlar gitmeyebilirler. Şunu da eklemeliyim. Ceylanpınar'da yediğim frenkli kebap ve balcanlı kebap pek de başka yerlerde bulunamayacak kadar muhteşemdi doğrusu).

24. Siverek Ulu Cami (Taş yapı güzel bir camidir. Özellikle kapısı harika. Siverek'e yolu düşenler görmeliler).

25. Siverek Gazi Paşa İlköğretim Okulu (Siverek'e gidenlerin görmesi gereken tarihi güzel bir bina).

26. Siverek Hükümet Konağı (Siverek'e gidenlerin görmesi gereken tarihi bir bina).


27. Suruç'un Kara Köyü'nde kubbeli evler (Merakı olmayanlar sırf bunu görmek için gitmez. Çünkü başka bir şey yok köyde. Ama gidenlerin görmesi gereken Harran evlerine benzeyen mekanlar. Ayrıca köyde bir de Şeyh Nasır Türbesi bulunmaktadır).

28. Birecik Kalesi (Dışardan görünümü güzel, Birecik'e nazır bir kaledir. Ancak tırmanması oldukça zor. Merdiveni ya da yolu yok. Tozların içinden tırmanabilirsiniz ancak).

29. Akçakale'den Suriye sınırı izlenebilir

30. Ceylanpınar'dan Suriye sınırı izlenebilir


(29 ve 30 için açıklama: Farklı bir ülke görmeye meraklı olanlar için güzel. Sadece sınırdan Suriye'ye bakıyorsunuz. Bazı yerlerde kontrol noktaları var ve askerler nöbet tutuyor. Oralarda fotoğraf ya da görüntü almak yasak).

Burada belirttiğim ya da belirtemediğim daha bir çok yer için bloğumdaki şu linklerden faydalanabilirsiniz:

Urfa ve Antep resimleri için:

http://urfatutkunu.blogspot.com/search/label/RES%C4%B0MLER

Urfa'da gezilecek yerler için:

http://urfatutkunu.blogspot.com/search/label/URFA%20GEZ%C4%B0%20YAZILARIM-2008

Urfa ve Antep'te gezilecek yerler için:

http://urfatutkunu.blogspot.com/search/label/URFA%20GEZ%C4%B0%20YAZILARIM-2009

Antep'i Antepli bir rehber eşliğinde gezmiştim. Pek çok yere gittik. Orası için de bu linkteki yazılardan faydalanabilirsiniz.

Vaktiniz oldukça linkleri incelemenizi tavsiye ederim. Özellikle Urfa merkezdeki taş konakların ve kalınacak yerlerin açıklamaları var. Fayda sağlayacağınızı umuyorum.

Hepinize sevgilerimle.

10 Ekim 2011 Pazartesi

CAFE PEPELA'DAN HABERLER


Sevgili arkadaşlar,

Pek çoğumuzun severek takip ettiği Cafe Pepela arkadaşımız Libya'da başına gelenlerden sonra Türkiye'ye dönmüş ve Kayseri'ye yerleşmişti. Kendini toparladıktan sonra yeni yazılarıyla yoluna devam ediyordu. Ancak blog paylaşımlarının aniden sona ermesi ile "Ne oldu acaba?" düşüncesi yerleşti zihinlere. Sevdiğim bu arkadaşımın durumunu merak ederek kendisine blog dışında ulaştım ve mesajıma cevap aldım. Beyinin Libya'da çalıştığı şirket onlara Türkmenistan'ın başkenti Aşkabat'taki projede bulunmalarını önerince, daha önce de severek bulundukları ve minik kızlarının doğum yeri olan Türkmenistan'a gitmeyi seve seve kabul etmişler. Şu an Cafe Pepela Aşkabat'ta yaşıyor. Ancak Türkmenistan'ın internetinin sürekli kopması ve blog sitelerinin açılmasının da yasak olması sebebiyle bizlerden uzak kalmış. Hepimizi çok özlemiş. Durumunun iyi olduğunu, tek sıkıntısının bizleri özleyip bizlerden uzak kalmak olduğunu söylüyor ve bir an önce Türkmenistan'daki internet probleminin çözülmesini umuyor. Mesajının bir bölümünü sizlerle de paylaşmak istiyorum:

Çok özlediiim ..
Sağolsunlar mail aracılığı ile mütemadiyen halimizi hatrımızı soran, bizlerden duasını eksik etmeyen blog arkadaşlarımızı okudukça hem duygulanıyor, hem de bu muhabbetin derinliğini hissettikçe pek tatlı bir sevince gark oluyorum. Rabbim cc sizlerden razı olsun. Ne olursa olsun yüreğimden eksik olmayın ve yüreğinizden eksilmeyeyim inşaAllah.

Muhabbetle

Arkadaşımızı dualarımızdan eksik etmeyelim. Hepinize sevgilermle.

6 Ekim 2011 Perşembe

BABAANNE'YE PASTA =)

Bu pastayı babaannem için yapmıştım geçen yıl. Üzerinden çok zaman geçtiği için keki nasıldı kremasının ölçüleri neydi hatırlamıyorum. Zaten göz kararı yapmıştım. Üstüne de damla çikolata ile adını yazacaktım ama aceleden titrek titrek olmuştu =) Acele ettiğimizde de bir hayır varmış. O gün babam ve babaannem ablamlardaydı. Annemle ben kendi evimizdeydik ve araba da bizdeydi. Gece Paşam ateşlenmiş. Ne yapsalar düşürememişler. Bil ilacı vardı, o da bitmiş. Acilen alınması gerekiyormuş. Annemle evden fırlarken bir koşu bu pastayı aldığımı hatırlıyorum =)=) Önce ezcaneye, ardından Paşama yetiştik hamd olsun. Babaannemse pastasını gördüğünde hem şaşırmış, hem sevinmişti =)


Alt fotoğraftaki pasta ise Paşanın babası için. O da geçen seneden kalma. Keki için Afia Gıda'nın pastabanını denemiştim ilk kez. Arasına annemin beyaz kremasını sürdük. Üstünü de yine Afia'nın o dönemde ilk kez denediğim krem şantisi ile kapladım. Helal krem şanti bulmanın verdiği mutlulukla hemen almıştım =) Süslemede Allah'ın (celle celaluHu) en büyük nimetlerinden olduğunu düşündüğüm portakal ve Afia Gıda'nın Topçiko'sunu kullandım. İşte sonuç: