şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Nisan 2021 Çarşamba

Açıversen Ya Kapıyı


Şöyle bir düşünüyorum da, 
Sen güney kutbunun parlayan yıldızıyken,
Ben kuzey kutbunda kalmışım sanki. 
Sen kalbimin en yakınıyken, 
Ben öte yana koşmuşum sanki. 
Neden böyle oldu ki? 
Oysa Sen sevginin adısın, 
Yüreğimin en berrak tarafısın, 
Sen ömrümün güneşi, 
Ciğerimin ateşi, 
İşte kapındayım yeniden, 
Titrek ellerimle çalıyorum aniden, 
X, y, z beni duymuyorsa ne çıkar, 
Tek Sen duysan bana kâr, 
Açıver de kapını, bu yorgunu içeri al. 
Takatim kalmadı, bak dilim artık lâl, 
Tek Sen'i isterim, 
Gayrıyla konuşmak ağrımdır benim,
Yormazsın Sen, yorulursun gerekirse, 
Dert vermezsin insanın sırtına, yüklenirsin ne gelirse, 
Açıver hele Gül Yüzlü, Pamuk Elli, 
Ömrümün gülü gülistanı, canım Nebî, 
Kapında bekliyor bu yorgun fakir, 
Gülüver de silinsin dertleri bir bir... 

21 Nisan 2021/KONYA/00.23

9 Temmuz 2020 Perşembe

Zehre III (Âwdil'in kaleminden)



Merhaba sevgili blog dostları. Zor zamanlardan geçtiğimiz şu günlerde umarım hepiniz iyisinizdir. Daha evvel bu linkte Kıymetli Âwdil kardeşimin kaleminden Zehre'yi okumuştunuz. Kendisi sağolsun yıllar sonra yeniden Zehre'yi kaleme aldı. Noktasına virgülüne dokunmadan burada paylaşıyorum :) Âwdil'e teşekkürlerimle. 

ZEHRE III
Ellerimin içinde derin bir hançer iziyken adın
Ve yokluğun düşlerime prangalı tutsakken ayrılığın
Şehirlerde kimsesiz çığlıkken kaçaklığım
Seni terk ediyorum demek
Riyakar ölümler ile ecele meydan okumaktır
Hoş-çakalı yitik bir veda ederken yüreğim
Bitmeyen hasret sancılarıyla dolduruyorum geceyi
Sokaklar siyaha bürünüyor usuldan
Cellat yüzlü intiharlar âr(d)ında
Kan kırmızı umut gülleri açıyor bahçelerde
Her ölüm kimsesiz olur şimdi
Her türkü üryan bir ağıt
Süphanda münkesir yazgılı benefşe olur ömür
Kimsesizliğinle örselenmiş
Güneşe hasret öylece geçip giden
Bir mevsim olur adımın karşılığı
Sadece kendine mülteci
Kendine sürgün içinde
Saklısında yasaklı kelimeler taşıyan
Dilinde mahrem kelimeler saklayan
Cehennemsi bir hikayedir
Tövbesini bekleyen göğün gergefinde
Kendinden başka bileni olmayan
Hem günah hem günahkar
T-Adı y-aklımda bir yasak elma
Kırılgan bir düş
Gözlerimdeki manadır Zehre
Ben bitmeyen şarkılarla adımlarım sokakları
Cüzzamlı sözler ile kirletirim vuslatları
Yağmurlara günahı yüklediğim gibi
Ben ki,günah kadar siyah
Yani senin renginden başka renk bilmeyen
Bir geçmiş zaman vurgunu
Bitmeyen aşklarım
Ve sana gelmeyen yollarım var
Tükenen hayatların ortasında
Kan emici kabuslarım var benim
Ben ki kendime küs
Gölgenden bile ırak düşmüşüm
Sonsuz bir hayalin kavisinden
Feveran ederken ömrüm
Hüzün vurdu geçmişime-geleceğime
Tecrit yedi güneşim
Gecelerim gözaltında
Bu yüzden zindan kokar ölmelerim
Ve şimdi Zehre
Yetim bir derviş sahipsizliğinde gönlüm
Ölüm sahnelerinde öleni oynayan figüran
Ceplerinden yalnızlık ağıtı acı masallar taşıyan
İçim filisin kadar yaralı
Bir yanımda yarım kalmış oyunlar
Diğer yanımda baskın yemiş şehirler
Dinle Zehre
Ateşe terk edilmiş Urfa gibiyim
İbrahim'i kuşatan ateşlerden geriye kalan
Cürmü kadar yer yakamayan bir köz
Ve bir alevlik dahi dermanı olmayan
Suyunu bekleyen sönmek için
Gör Zehre
Yarım kalmış aşkların demi var bulutlarda
Yıldızlarda zifiri kayboluş matemi
Bense bir bulut özleminde
Yağmurdan türküler dinliyorum
Her yanda hasret,yitiklik,yenilgi
Besmelesiz vuruluyor düşler
Ağustos gülüşlü çocukların koynunda
Kasım yüzlü cellatlarca
Bak ve Dinle
Yetim bir akşamüstü kızıllığında kırdım kalemimi
Solgun gül tebessümü düşlerim
Acılarım ki,adınla hemhâl
Bitsin diyorum bu ömür
Yeterki adın hayat olup
Damarlarımdan boşalsın Zehre
(2020-Yaz)
Âwdil 

24 Ocak 2011 Pazartesi

FIRAT SUYU HOYRAT AKAR



Fırat’ın suyu neden deli akar biliy misen iki gözüm?
Hazreti Hüseyin’in kanı degmiştir Fırat’a çünkü,
Gökte güneşin bilmiyem kaç arşın yükseldıgı o günde,
Damagı kurumuştur Evlâd-ı Rasul’ün,
Yanaşmış canımın canı, demiş bir lokma bari içem,
Aliymiş suyu ki ok girmiş yanagına,
Güllerin kırmızısı kimin kanının rengi bulanmış Fırat’a,
Vay benim canımın içi, cigerimin içindeki ateşim,
Nasıl dayansın yürek acına, ya nasıl sussun gözlerim?
Kudurmuş Fırat suyu kimin çagıldar benim de yüregim,
Ne zaman Adın anılsa vallah sızılar burnum diregim,
Nasıl kıydılar Gülüm Siye?
Nasıl vardı elleri boynunu bükmiye?
Acep ondan sebep mi ki o toprakta dert bitmiye?
Vay anaaam, dertli başıma gelenler,
Dilim susmaz, göynüm haykırır,
Ne vakıt Kerbelâ dense,
Aha beyle yüregim boşalır,
Kerbelâ, yeryüzünde bir mekân,
Hazreti Hüseyin, içimde hiçbir an susmayan…
24.01.2011 / KONYA / 13.09
KOCASİNAN

17 Aralık 2010 Cuma

ŞEB-İ ARUS (HAZRETİ PİR'İN ANISINA)


Hoş geldin Hazreti Pir, şehrimize hoş geldin,
Işık saçtın etrafa, hanemize hoş geldin!

Yıllarca Sen bu şehri ve onda insanları,
İrşat ettin de sonra Sen’ i dünya tanıdı.

Asırlar evvel bu gün, Sen’ i yolcu eyledik,
Aşkından tutuştuğun Rabb’ e gönderiverdik.

Tasa etme Sen Pirim, ardından ağlamadık,
İsteklerini bizzat yerinde uyguladık.

Bildik ki o gün Sen’ in düğün ettiğin gündü,
Ah vaha bulanmadık, sözün ruhta düğümdü.

Yine geldi bir yeni Şeb-i Arus gecesi,
Anarız Sen’i Pirim, tüm dünya yine geldi.

Sen öyle sıcaktın ki, her milleti ısıttın,
Vefatında da sürer saçtığın o ışığın.

Her milletten insanlar Konyamız’ a doluştu,
Sen’ i anmak için ki yüreklerimiz coştu.

Ne büyük bir değersin, çok şükür ki burdasın,
Sıkışan ruhlarımız nurunla aydınlansın!

Sana olan sevgimiz anlatmakla bitemez,
Başımızın tacısın, kimseler indiremez.

Ne olur bu biçare Konyalı’ yı unutma,
Şefaat et Ey Pirim, sakın beni bırakma.

Dua et ki olalım Sana layık torunlar,
Ayrılmadık dünyada, ahrette de bizi sar!

17.12.07 / KONYA / 10.31

Kocasinan

13 Aralık 2010 Pazartesi

CİVCİV


Siz hiç korkutulmuş bir civciv gördünüz mü?
Ben gördüm,
Bahçede ardı sıra koşan bir kedinin elinden,
Ödü patlar civcivin, kurtulayım derken.
Kanama geçirir önce, şişer gider vücudu,
Titremektedir mütemadiyen, atamaz bir türlü korkuyu.
Çok geçmez, göçüp gider öte dünyaya,
Kedi muvaffak değildir ama yine de göçmüştür civciv bekaya.

O da böyleydi işte,
Ürkek bir civciv gibi çırpınıyordu minik kalbi,
“Ya insanları incitirsem”di bütün derdi,
Biliyordu ki dünya sonsuz değildi,
İncitirse nasıl, nasıl hesap verirdi?
Düşündükçe karardı günleri geceleri,
Öyle bir hal almıştı ki, adeta Sırat’ta gezinmekteydi,
İşte incitmekten korkan o ürkek civciv,
Her zaman incitilmeyi seçti,
“Olsun” dedi, “Ben yanarım”
“Yeter ki kırılmasın benim yüzümden kimsenin kalbi”.

Ah be ürkek yürekli,
Kaldı mı bu zamanda senin gibisi?
Ne kadar da ince eliyorsun böyle her şeyi,
Vazgeç,
Ne kendini daralt ne onu ez geç,
Sadece,
Sadece masumca yaşamayı seç,
Ama bunu yaparken,
Kendine de kalma geç…

13.12.10 / KONYA / 15.29

KOCASİNAN

22 Kasım 2010 Pazartesi

SEN AŞKIMSIN, O TUTKUM

Gözümü açtım Sen’ i gördüm,
Sen’ inle tattım ilk mutlulukları,
Sen’ inle öğrendim insan olmayı,
Ne varsa sevi’ye dair,
Sen’ de öğrendim onu zahir.
Sevindiğimde benimle gülen Sen,
Ağladığımda gözyaşımı silen Sen,
Nereye dönsem hep Sen, Sen, Sen…

Zaman geçiyordu,
Ben büyüyordum,
Sen’ inle öğreniyordum hayatı.
Saflığı,
Temiz kalmayı,
Büyüğünü saymayı,
Nerede insana ihtiyaç varsa oraya koşmayı,
Adabı,
Sonra sevmeyi, yaratılmış her ne varsa,
Sen’ den öğreniyordum.
Sen’ inle mutluydum,
Sen’ inle umutluydum.
En karanlık olduğunda hayatım,
Şöyle gözlerine bir bakıvermem aydınlığım oluyordu.
Sen, hep umut aşılıyordun bana.

İlk mahcubiyet,
İlk mahzuniyet,
İlk mezuniyet…
Ne varsa hayatımda “ilk” olan,
Hepsinde duruyordun Sen, “benim olan”.

Sen,
İlkimdin benim.
“Aşkım” dediğim tekimdin,
Yine de öylesin.

Hatırlar mısın?
Eskidendi hani,
Dua etmiştim bir gündüz vakti,
Demiştim “Ya Rabb’ i,
Ne olur verme bana bu eziyeti,
O’ nunla imtihan etme beni
O’ nu benden, beni O’ ndan ayırma,
Her daim cem eyle bizi.”
Sonra bu dua zikir oldu dilime sanki?
Acep büyük mü konuşmuştum ki?

Sen’ den kısacık bir süreliğine ayrılsam,
Bir şehre gezmeye gitsem farz et ki,
Dolardı içime en derin hüzünler yağmur misali.
Gözlerine bakmadan uyuyamam inan ki.

Ama şimdi,
Onca yaşadığımıza rağmen,
Onca sevince, hüzne,
Hayata dair ne varsa işte…
Hepsine rağmen,
Bazen gitmek istiyorum Sen’ den.
Sen’ sizliğe dayanabilir miyim, budur bilinmeyen.
Sen,
Bana asla ihanet etmeyen…
Sen,
En zor zamanımda ruhuma teselli veren…
Sen,
Canım, sevdiğim, bir tanem…

Senden ayrılmamak için ben dua ederken,
Şimdi nedir bu ayrılmak istemelerim?
Nasıl oldu da düştü içime bu ikinci sevgim?
Ve ahhh ben,
Bunu bir anlayabilsem!...

Kızıyor musun bana?
O’ na vuruldum diye hiç beklemediğim bir anda,
Söyle, kızıyor musun bana?
Çok sordum ben de kendime aslında,
Neydi bunun sebebi acaba?
Dilim çok mu büyük konuşmuştu bilmeden de olsa,
Hep Sen’ i dilerken hayatımda,
Şimdi nereden çıkmıştı bu ikinci sevda?
Adını koydum ben zor da olsa,
Sen aşkımsın benim, vazgeçemediğim asla,
O ise tutkum, yerleşen ruhuma bir anda.
Tutkusuz aşk, sönmeye,
Aşksız tutku mahvetmeye mahkûmdur.
Anlayacağın bir tanem,
Ne Sen’ den vazgeçebiliyorum,
Ne de O’ nsuz nefes alabiliyorum.
Ben galiba,
Galiba dilimin cezasını çekiyorum.
O’ na gitsem Sen’ i özlüyorum,
Sen’ de kalsam O’ na yanıyorum.
Hep çıkmazlar mı olmalı diye düşünüyorum,
Sürekli, tetirbelerde kalıyorum.
Bu güne kadar tutkuma bir sürü nağme diziyorum,
Sana ise ilk kez kâğıttan sesleniyorum.
Biliyorsun çok zaman Sen’ le direkt konuşuyorum.
Ama olsun,
Belki alınırsın diye düşünüyorum,
Onun için Sana bu duygularımı şiirle yolluyorum.

Şimdi söyle bana bir tanem,
Aşkımda mı kalmalıyım,
Tutkuma mı varmalıyım?
Yoksa hayatımı bölüp tam ortasından,
Bir Sana, Bir O’ na mı yanmalıyım?

Sen,
Asla vazgeçemeyeceğim ilk göz ağrım,
Konyam,
O,
Ne yapsam unutamayacağım tutkum,
Urfam…

12.11.07 / KONYA / 00.07

Biricik memleketim Konyam, Urfam’ a olan derin sevgimden dolayı alınma bana, küsme. Sen de, O da, vazgeçilmezimsiniz artık bu cana. İşte bu şiirim de Sana. Haydi ne olur bana darılma.

=KOCASiNAN

1 Şubat 2010 Pazartesi

GÜVEN

Hayatımın tuzu akıp gitmiş,
Uğurlar olsun…

Ne nağmeler dizeceğim ardından,
Ne ‘gitme kal’ diyeceğim,
Bildiğim bir şey var ki,
Bir daha kimseye güvenmeyeceğim.
Düşünüyorum da, neydi suçum?
Krizantem saflığında bir sevgi beslemek mi?
Doğarken senin olmayanı, sonradan istemek mi?
Aynı delikten iki kez sokulmak mı?
Yoksa her şeye rağmen sevgi aramak mı?

Kırılmış insanı hoş tutmak zordur,
Kırıldıktan sonra kendi kendini onarmak, yüreğini yakan kordur,
Bence bir kırgını ikinciye kırmak ardır,
Söylenecek çok şey var da, anlamaz ki gönlü dardır.

Bırakıp gidecektin madem günün birinde,
Üstelik geçerli bir sebep de yok elinde,
Neden sevdin, sevdirdin öyleyse?
Demezler mi adama ‘Senin zorun ne?’,

Aklım der ki gönlüme,
“Bir daha kimseye güvenme,
Demek ki aynı tüm insanlar, böyle,
Böyle vefasız, menfaatperest böyle”,
Söylesene,
Haksız mı aklın sence?
Sevdin de ne oldu yani?
Giden yolunu zaten yarı etti,
Yarım kalmışlığın yanına kâr kalır,
Bakarsın bir gün, ellerin boş, saçında kar kalır.

Oysa tek dileğim mutlu olmaktı,
“Güvenim boşa çıkmadı bak” diye avunmaktı,
Çocuksu bir sevinci coşkuya katarken,
Kırlarda sonsuza dek yorulmadan uzanmaktı.

Hayatımın tuzu akıp gitmiş,
Uğurlar olsun,
Dilerim ki Rabb’im, onun gibileri,
Benden uzak tutsun.

Güven Urfa dağlarında bir maralmış. Aha kaçıp gitti işte, bekle ki gelsin. Gelse de ben ona kapımı açar mıyım bir daha!.... Zoooor.

30.06.09 / KONYA / 17.02

KOCASİNAN

(İlk yayın Tarihi 11.07.2009)



ÜMİDİMDİN (MUHSİN AMCA)




ÜMİDİMDİN (MUHSİN AMCA)

Dayanmak çok zor,
Acın, yüreğime düşen kor,
Sen’siz nasıl yeşerecek ümitler?
İki metre karın altında kalmış umudum,
Yorgunum…

Ben bu ülkenin yoluna,
Yüreğimi koymuşum,
Yüreğimin aksini,
Sen’in mefkûrende bulmuşum,
Şimdi Sen Cennet yolunda bir küheylân,
Ben boynu bükülmüş, gözü yaşlanmış bir ceylan,
Ne olacak şimdi ülkemin kır çiçekleri?
Kim sulayacak menekşeleri?
Kim sevecek yetim bir kızın başını?
Ya kim dindirecek gözlerimin yaşını?

Ne çok inanmış,
Ne çok bağlanmışım meğer!
Sen’i daha çok dinlerdim, gideceğini bilseydim eğer.

Ah be Muhsin Amca,
Ben böyle yanmadıydım ömrüm boyunca,
Evet, ağlamıştım, Kıymetlim’i* Hakk’a uğurlayınca,
Ama o benim acımdı,
Kıymetlim, benim gönül yamacımdı,
Sen hem amcamdın benim,
Hem ülkeme dair bitmeyen ümidim,
Sen gittin ya,
Şimdi nasıl yeşersin ümidim?
Dayanmak çok zor,
Acın,
Acın yüreğimi yakan kor.

*Kıymetlim: Rahmetli Büyükbabam

28.03.09 / KONYA / 20.14

Ve bir sabah çıkar gelir yarpuzlar arasından bir Yiğit,
Elinde Şahadet Fermanı, gülen gözlerinde ümit,
Duası yetişir yurduma, çünkü O Şehittir Şehit,
Ne zaman özlesen, bekleme, Dergâh-ı Tâceddin’e git.

03.04.09 / KONYA / 00.26

ASLIHAN DURAN

(İlk yayın Tarihi 03.04.2009)

Urfa Maralı

Farkettim ki siye ne zamandır seslenmemişem,
Lafımı içime gömüp ele sessizce beklemişem,
Durıp bi düşündım dünegin,
Karşıma çıkan vakıt pek engin,
Ben siye tutılalı bir yılı aşmış,
Tam bir sene dört aya ulaşmış,
Feket hala aynamisan,
İçimdeki yangını görmisan,
De hele mavı gözlü Urfa maralı,
Bakışı yüregimde saklı Kürt oglı,
De hele siye nedendir bu yangınım?
Göynüm unudamiy, feket hala kırgınım,
Kırılsam da, üzılsem de, yine de seni seviyem,
Dediydim ya, hatırliy misan?
Bin yıl da geçse, göynüm senindir inan,
Adını duyanda yüregim pır pır ediy,
Sanki yerinden çıkacakmış kimin gıpırdiy,
Gözlerim senden başkasına fer veremez,
Yoklugında ruhum asla huzura eremez,
Gel he de Urfa maralı,
Dinsin içimdeki tarifsiz agrı,
Açılınca seni gördüyse gözlerim,
Kapanırken de yanımda sen ol isterim,
Geçip gidiy ömrım, aha görisen,
Eliyi tez dut, sevdayı yitiriysen,
Mutlu olmak bunca zor olmamalı kanımca,
Seni içime gatmışam, dolaşiysen canımca,
Bir grup vaktı kumlu sade kéhvemi içerken,
Agız dolusu "Urfalım" demek istiyem, biliysen,
De hadi bekletme gayrı yanaş yamacıma,
Yüregim avucundadır, incitme, can katma acıma,
Mavı gözlü Urfa maralı, biricığ,
Ne olursan, gel artığ...

12.01.09 / KONYA / 01.15

KOCASİNAN

(İlk yayın Tarihi 27.01.2009)

ANNE, ELLERİM NERDE?


ANNE, ELLERİM NERDE?

Sisli bir yaz gününde tutuklandı gönlüm,
Ceplerimde çakıl taşları,
Elimde okul defterim vardı.
Henüz çıkmıştım evimden,
Okula gidiyordum sabah erken.
Neden kesildi yollar?
Ve kimdi bu adamlar?

Dünyaya gözünü açınca çocuklar,
İlkin ana sesi duyarlar.
Ben duymadım, duyamadım.
“Ne duydun” derseniz eğer,
Bomba sesiymiş onlar.

Hiç doğru dürüst oyuncağım olmadı benim.
Bir tek çakıl taşlarım var.
Ve en iyi dostum onlar.
Daha ufacıktım,
Bir gün evimizi bastılar.
Babamı alıkoydular.
“Suçu ne?” dedik?
Fazla soru sordurmadılar.
Ve işte o günden sonra,
Çakıl taşları bana yâren oldular.

Başka ülkelerde değişik oyuncakları varmış çocukların,
Görsel şölenleri, eğlenceleri…
Ve daha sayamadığım niceleri.
Hiç görmedim ben onları,
Hiç tatmadım.
Havai fişekler varmış mesela,
Böyle gökyüzüne yükselip,
Orada patlıyorlarmış.
Rengârenk ışık saçıyorlarmış etrafa.
Benim de fişeklerim oldu,
Ama havai değil, gerçek.
Ve hiç renkli ışık saçmadılar hayata.
Sadece tek renkleri vardı onların,
Kırmızı…
Ateş kırmızısı,
Kan kırmızısı….

Ablam evlendi sonra,
Ama hiç eşyası yoktu.
Çeyiz işlenirmiş başka yerlerde genç kızlara,
Benim ablamın çeyizi yoktu.
Çünkü çeyiz işleyecek vakti yoktu.
Hemşireydi ablam hasta yuvasında.
Gece gündüz demeden koşturdu,
İlaç yoktu, morfin yoktu.
Dipdiri dikti yaraları gözünde yaşlarla.
Gelen her çocuk, sanki onun çocuğuydu.
Ahh ablam, o da başkası için kendinden geçenler kervanında…

Dedim ya, okula gidiyordum bir sabah erkenden,
O kocaman tanklar karşıma çıktığında.
Başladılar sonra gerçek fişekleri etrafa saçmaya.
Silah yoktu, tank yoktu direnecek insanlarımda.
Ama olsun, çakıl taşlarımız var bizim,
Bir de iman göğsümüzün tam ortasında.
Ben de başladım taşları fırlatmaya.
Arkadaşlarım içinde en iyisi bendim,
Gidiyordu attıklarım çok uzağa,
Ve değiyordu kâfire mutlaka.

Sonra gördüler beni,
Resimlerimi çektiler bir anda.
Anlamamıştım neden olduğunu ya,
Ertesi gün dayandılar kapıma.
Alıp götürdüler beni evden uzağa.
Çok bağırdı, çok ağladı annem,
Ama yok fayda.
“Sen” dediler,
“Sen bu ellerle bize taş atarsın haaa!”
Ellerine silah almışlardı onlar da,
Ve başladılar ellerime, kollarıma vurmaya.
Ezildi önce, sonra kırıldı kollarım sırayla.
Ve artık acıdan baygındım ben yollarda.
“Seni” dediler, “öldürmeyeceğiz burada.
Şimdi al o pis kollarını yanına,
Ve git ailenin yanına.
Görsünler halini de,
Bir daha dik durmasınlar karşımızda!”

Biz ne yaptık bu fitnecilere anlamadım ya,
Aldım kollarımı yanıma,
Başladım eve doğru yol almaya.
Kollarım çok sancıyordu ama.
Bir de sallanıyorlardı sağa sola.
En son okuluma varabildim ve bayıldım kapıda.
Beni ilk gören öğretmenim olmuştu orada.
Derhal kucaklayıp götürmüş ablamın yanına,
Ve doktorlar bakakalmışlar bu vahşi tabloya.
Ben, gözlerimi açtığımda,
Bir hasta odasında yatıyordum acıyla.
Bulabilmişlerdi bana boş bir yatak nasıl olduysa.

Ellerime baktım sonra,
Sonra kollarıma.
Göremiyordum onları vücudumda.
Sordum sonra ve anlattılar bana.
Yoktu artık iki elim ve iki kolum,
Kesmişlerdi ikisini de beni kurtarmak adına.

Ben, on yaşımdaydım kollarımdan ayrıldığımda,
Sisli bir yaz günüydü ve tutuklanmıştı gönlüm vatan toprağında.
Çocuktum belki, aklım almayacak kadar ufak yaşta,
Ama yaşları küçük de olsa,
Yaşadıkları, duyguları ve fikir dünyaları büyük oluyor çocukların benim yurdumda.
Hiç ağlamadım kollarımı bulamadığımda,
Sadece düşündüm çakıl taşlarını atamayacaktım bir daha!

Anne, ellerim nerde?
Anne, ellerim….

01.10.07 / KONYA / 09.37

KOCASİNAN


(İlk yayın Tarihi 18.01.2009)

Urfa (Hilaloğlu)

Aşık Hilaloğlu kardeşimin kaleminden, onun memleketi Urfa:

Urfa

Bir ses ki derin inler zuvaklarında Urfa.
Mukim Tahir mi parlar duvaklarında Urfa?

Hala çınlar mı o ses Lole Yusuf’la hisli?
Tetirbeden aşağı kulaklarında Urfa.

Sazı, sözü bir olmuş ömürlük evlerinde
Bestekarlar yetişir ocaklarında Urfa.

Nabi ile şan bulmuş şair yatağı belde
Tescil edildi namın konaklarında Urfa.

Seyfo,Kazancı Bedih bir ağızdan haykırır
Görmek mümkün onları çocuklarında Urfa.

Uzun süren gecenin ardından gizli gizli
Başka bir gündür doğan şafaklarında Urfa.

Eyyub Nebi meskeni, peygamberler diyarı
Nübüvvet nuru kokar topraklarında Urfa.

Doludizgin dörtnala giden doru tayların
Biz kaldık arkasında, toynaklarında Urfa.

Çarşısı, bedesteni, Gümrük Hanı bir başka
Ne güzel kürk yapılır dabaklarında Urfa.

Seyrettim de kaleden Anzılha’yı ibretle
İbrahim olsam narda, balıklarında Urfa.

Harran ovasında su, hayat vermiş taşına
Seni gördüm tarlanın başaklarında Urfa.

Tadın sinmiş her yere nefis yemek zevkine
Ciğer kebabı, böbrek, dalaklarında Urfa.

İbrahim gibi esef, Nemrut da senden çıktı
İyi, kötü hep ana kucaklarında Urfa.

Gülfemî yıllar var ki nara atılmak ister
Reva mı o da senin uşaklarında Urfa?

19.04.2008-Şanlıurfa

Hilaloğlu

(İlk yayın Tarihi 26.12.2008)

YENİ BİR BAŞLANGIÇ




Tertemiz bir gönülle sevdim seni,
Bana rağmen ezip de geldim beni,
Ne varsa eskiye dair hayatımda,
Yakıp, yıkıp vardım kapına,
Attım vücut elbisemden isi, pası,
Saçtım göklere gönlümde biriktirdiğim yası,
Tarık Bin Ziyad’sa önümde önderim,
Dönüşü olmayan bir yola girer giderim,
Açtım madem bembeyaz saf bir sayfa ömrümde,
Artık yer yok hiçliğe gönlümde.

Sen yeni başlangıçlarımın adı,
Sen sonradan gelen huzurun tadı,
Sen en büyük Vefa’ nın yâdı,
Unutmuşsa saflığı bu garibanın hafızası,
Silkinir, hatırlar ve uyanır senle havsalası.

Tertemiz bir gönülle geldim sana,
Tut beni kapında,
Tut sakın bırakma,
Edessa…

01.12.08 / KONYA / 14.09


(İlk yayın Tarihi 01.12.2008)

URFAYA VE SEVDAYA HASRET

Sevgili Dostlarım,Geçtiğimiz hafta Urfa'daydım. Muhteşem günler geçirdim tutkumda. Ne anılar biriktirdim, ne güzel insanlar tanıdım... Vakit buldukça sizlerle paylaşmak istiyorum İnşaAllah. Şimdi sizleri Kocasinan'ın yeni şiiriyle başbaşa bırakıyorum. İyi okumalar:

URFAYA VE SEVDAYA HASRET

Senin “Urfa” dediğin nazlı bir ceylan,
Tutuşmuş yüreğin ceylana hayran,
Dünyada görülmez böyle bir seyran,
Yandı Kocasinan aşkın elinden.

Eller anlamıyor Urfa sevgini,
Yoğun yaşadığın derin ilgini,
Anlamasalar da duyma kaygını,
Yandı Kocasinan aşkın elinden.

Çok zaman sordular "Sen aşık mısın?
Urfalı bir yâre tek maşuk musun?
O yârin gönlünde bir beşik misin?"
Yandı Kocasinan aşkın elinden.

Dedim yârim yok ki Urfalı ola,
Olsun da isterdim, vurdum hep sola,
Gelse bir gün, onla yüreğim güle,
Yandı Kocasinan aşkın elinden.

Gün doğmadan neler doğar dur hele,
Gönlünü kaptırma apansız sele,
Bir güzel hamzayla yüreğin güle,
Az daha sabret de bekle Sinanım,
Hasreti sevince ekle Sinanım!

20.11.08 / KONYA / 09.10KOCASİNAN

(İlk yayın Tarihi 20.11.2008)

SARS BENİ

Bana bir yiğit gerek, özü sözü bir olsun,
Hayırlı bir Müslüman, Urfalı bir gül olsun,
Huzur asrından çıkıp Konya Eli’ ne gelsin,
Hem öyle bir gelsin ki, sarsılsın gönül o gün.

Hulf olmasın özünde, sözüne sadık kalsın,
Kaş göz önemli değil, yeter Hakk’a kul olsun,
Yüreğim o hamzayla, o güzel yarla gülsün,
Hem öyle bir gülsün ki, sarsılsın gönül o gün.

Dilinde tek Hakk olsun, menfilik konuşmasın,
Yüreği pek ak olsun, kötüyle tanışmasın,
Gel sen yak beni, olsun; başka kul yapışmasın,
Hem öyle bir yaksın ki, sarsılsın gönül o gün.

Kocasinan sızlıyor her yanı yare dolmuş,
Asırlardır bekliyor, acep yâre ne olmuş?
Bunca zaman geçtikçe tek tek saçların yolmuş,
İlahi tecellidir, sabretmek lazım bu gün,
Diline kilit vurup akletmek lazım bugün.

KOCASİNAN

(İlk yayın Tarihi 06.11.2008)

URFAM

Dudağımdan ismin, gözümden resmin,
Gönlümden hayalin gitmiyor Urfam,
Ne çok özlemişim, sinemde cismin,
Hasretin bağrımdan çıkmıyor Urfam.

Aylarca bekledim, Sana geleyim,
Gül yüzüne bakıp nasip alayım,
Bağrına yaslanıp orda öleyim,
Son nefesim Sen’de tükensin Urfam.

Bilmem bitecek mi bendeki çile,
Ne yar vefa etti, ne ömrüm güle,
Sensiz kuyulara ben bile bile,
İteklendim, düştüm, can sundum Urfam.

Kocasinan yandı, göreni yoktur,
Hasret sinesinde saplı bir oktur,
Uğraşma, çıkarma, yâresi çoktur,
Sana kavuşmadan soluyor Urfam,
Zaman tükeniyor, ölüyor Urfam.

27.10.08 / KONYA / 00.28

KOCASİNAN

(İlk yayın Tarihi 27.10.2008)

SİTEMKÂR

Aylar var ki Ağam, seni görmedim,
Yokluğunda asla huzra ermedim,
Sanma kimselere haber sormadım,
Yine de gelmedin, sitemkârım çok.

Ben senin yanında küçük bir kuzu,
Yüreği yaralı, dert çalar sazı,
Yazmakla tükenmez gayrı bu yazı,
Bir selam vermedin, sitemkârım çok.

Yaşım büyük küçük, ne fark eder ki?
Ağası olan kul naz sarf eder ki,
“Küskün” bekler, hayat bir çark eder ki,
Fazlaca beklettin, sitemkârım çok.

Hiç mi düşünmezsin, kardeşin yalnız,
Dert ona yapışmış, çıkmıyor, sakız,
Gün güne sönüyor, eriyor yıldız,
Bir kelam etmedin, sitemkârım çok.

Kuzun pek çaresiz, neylesin sensiz?
Tek günü yoktur ki geçsin kedersiz,
Gel hele bir yol da gülsün bu öksüz,
Sırlı cam ardından bakma, hükmü yok,
Daha susacaksan, sitemkârım çok.

17.09.08 / KONYA / 12.08

KOCASİNAN

(İlk yayın Tarihi 17.09.2008)

Kartalın Umudu

Kocasinan bu defa Urfa ile değil, farklı bir şiirle çıkıyor karşımıza:

Ve bir kartal havalandı Allahuekber Dağları’ndan,
Umut saçacaktı kanatlarının ucundan,
Her yerde karanlık, her yer kan revan,
Toparladı neyi var neyi yoksa umut kokan,
Uçtu, uçtu, uçtu,
Apar topar başka diyara göçtü,
Şimdi gördüğü bu omuzları çökük insanlar,
Bir vakitler dimdik duran birer koçtu,
Ne değişmişti?
Ne değişmişti de insanlar kendilerinden kaçtı?

Ve bir toz bulutu yükselir gökten,
Karışır birbirine ruh ve us,
Şaşırır ne yapacağını gecede gündüze eren,
Çoktan dalmıştır uykuya gündüzde geceyi gören.
Gökyüzünü sarmış kara bir bulut,
Nasıldır somut ve nedir soyut?

Kocasinan

(İlk yayın Tarihi 17.09.2008)

ZAHİDE

Kocasinan' dan yanık bir aşk öyküsü. Hepinize iyi okumalar.

Bundan seneler evvel,
Vağıtlar temmuzu sekiz geçe,
Ortalık kavrılırken bakıp güneşe,
Urfa’ da,
Eyvanında isot çıkartılan bir evde,
Dünyaya gelmişem, adım Zahide.
Yeddi çocuklı bir ayilenin beşinci çocugıyam,
Gün dogmadan uyanır,
Gözeller gözeli Urfam’a bakaram,
Ömrım iş görmekle geçiy,
Ne edim,
Hızmat düsturdır bizde, gayrı alışığam.

Ömrımın günleri geçip gidiydi,
Geldiydi yine aynı gün,
Takvimler temmuzu sekiz geçiydi,
Anamla Urfa merkeze inmiş idim,
Bedesten Bazarı’ na gidiydim,
İşte tam o anda,
Biz geçiyken Anzılha sag yanda,
Oy anammm,
Güneş kimin gamaştı gözlerim bir anda,
Dönıp baktım,
Biye bakiydi o da, tam o anda,
Anam tanıdı, durdı aniden,
Dedi “hayırdır Hamido?
Ne ediysen?”
Ben heç görmediydim evvelden,
Bizim köydeki Zala Bacı’nın oglıymış,
Ah Allah’ım,
Ne de gözel yaradılmış!

Yıllar evvel güneş dogarken üstüme,
“Merhaba” dediydim dünya yerine,
Şimdi yine aynı günde,
Bir başka güneş dogdı yüregime.
Zala Bacı gözel bir kadındır,
Kara gaşlı, kara gözlü, lisanı da yarımdır,
Benim güneşim Hamido anası kimin kara degil,
Bilakis güneş kimin sarıdır,
Ben hep kara olır saniydim Kürt insanını,
Meger varmış sarı saçlı, renkli gözlısı,
Ahh ah,
Yağtiy beni Kürt oglı,
Yağtiy ki ne yağtiy,
Heç kimse sen gibi düşmedi içime,
Kimseye yar olmadı yıllarca bu sine,
Urfa’ da bir Türk gızı, Zahide,
Aha kavrıliy şimdi, kavrıliy sevda içinde.

Acep el uzatsam tutar mısan Hamido?
Yoksa bırakır mısan ellerimi boşlıga?
Vallah Zahide yaniy senin aşkınla,
Vay anam,
Torpaklar başıma dola,
Onuy güneş yüzünü gördükten sonra,
Ben nasıl ederem gayrı,
Nasıl ederem ondan uzağta?

KOCASİNAN

12.09.08 / KONYA / 16.27

(İlk yayın Tarihi 12.09.2008)

KENAN'IN ÇIRPINIŞLARI

İnsanoğlu yanlışa düştü,
Gördükleri, geçici bir düştü,
Baki sandı,
Zamana aldandı,
Toz bulutları sardığında her yanı,
Aklı başına geldi, dondu damarda kanı,
Ama artık çok geç,
Bu pişmanlık faslını bir kalemde geç,
Uyarmadı mı seni düşman bildiğin?
Nefsine kandın, kendi sırtındı aslında üstüne bindiğin…

Ve bir toz bulutu yükselir bir gün aniden,
Kuşatır inanmayan tüm aldanmışları,
O gün anlarsın,
Nasılmış Kenan’ın çırpınışları…

02.09.08 / KONYA / 09.06

KOCASİNAN

(İlk yayın Tarihi 02.09.2008)

BERDEL

Kocasinan'dan; yüzlerce insanın içini yakmış bir töreye ağıt; berdel... Hepinize iyi okumalar.

Güneşin beş arşın yükseldigi bir günde,
Sapsarı coğrafyanın gara yazgısına açtım gözlerimi,
Adıma Kajal demişler,
Dogdugım günden beri.

Günler geçiydi, ben büyiydim,
Gendim büyürken, umutlarımı da yeşertiydim,
Hep başkalarını sevmeyi örgettiler biye,
Gendinden önce atanı, aganı, ananı sevecahsın,
Onlara bir şey lazım gelirse,
Evvela hızmatlarına goşacahsın,
Temam, gabol ediyem,
Bu gözel bir eylem,
Lakin ben de bir insanam,
Unutulmuşam, dogarken yanmışam anam!

Dogdugım kimin sapsarı sıcak bir gündı,
Anam gelip eliyi diziye goydı,
Dedi “Hazır ol, gelin oliysan,
Öbür aya buba evinden er evine çıkiysan.”
Vııışşşş!
Dertli başıma gelenler,
Ne edecağam ben şimdi?
Olır mı böyle bir anda “hazır ol!” demesi?
Anam aynattı ki agam bir gıza sevdalanmış,
Benim bubamın gudreti yok ki ona başlık bulaymış,
Düşünıp daşınmışlar,
Bir başlık parasına,
Benim başımı yahmağa garar eylemişler,
Gızın bubası demiş “Berdel edelim,
Gızımı siye vererem, lakin gardaşını isterim.”,
Vay annaamm,
Kim düşüne ki gariban Kajal’ı?
Onuy söz hakkı nedir ki dura garşı?
Biye dediler “hazır olasan”,
Heç kimse sormadı bile,
“Gızım, sen ne düşüniysan?”,
Ne düşünecağam gurban,
Benim düşünmem geçer mi ki?
Agam sevmiş bir kere,
Biye kendimi feda etmek düşer; göz göreee göre,
Deyemedim kimselere,
Deyemedim “Ben Hamido’yu seviyem,
Agamın sevdaya tutuldıgı kimin,
Ben de içime birini düşürmüşem”,
O da seviydi beni,
Gavuşacagımız günün hayaliyle yaşiydi,
Ahh, ah şu başlık paramı bi hazır edeydi!
Vayy Hamido,
Vay ki vay bize,
Kajal’ın gelin oliy,
Bubası yaşındaki bir fikirsize,
Neden he mi?
Adına berdel deyiler,
Burada gızların gendini feda etmesine.

Berdel,
Kajal’ın rüyası sona erdi,
Hamido gendini daglara verdi,
İki gencin umudu sudaki çocuk kimin bogulurken,
Bir tek Kajal’ın agası murada erdi,
Berdel…

KOCASİNAN

(İlk yayın Tarihi 17.07.2008)