Kerbela etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kerbela etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Aralık 2011 Pazartesi

"Kenevir mi? O da ne?" {Aşure maceram=) }


Asla hayır diyemediğim iki tatlı; aşure ve hurma. Ve hayatta en sevdiğim aşure, babaannemin aşuresi. Bu yıl ben de aşure pişireyim istedim ve babaannemden tarif aldım. Oldukça zahmetliydi. Nohutların kabukları bile tek tek soyuluyor =) Ama olsun deyip başladım işe.

Aşureyi çok güzel süsleyen arkadaşlarımız var. Mesela üstüne nar, hurma vb pek çok şey koyuyorlar. Görünümü de çok hoş oluyor. Hepsinin ellerine sağlık. Ama bana göre aşurenin üstünde sadece fındık-fıstık-ceviz gibi şeyler ve kenevir olmalıdır. Kenevirsiz bir aşure düşünemiyorum. Bu nedenle markete kenevir ve eksik olan diğer bir kaç malzemeyi almak için gittim. Tereklerde kenevir bulamayınca kuruyemiş reyonuna gidip sordum. Market görevlisi "Kenevir yok. Artık satılmıyor. Onun satışı yasaklandı" dedi. Bir aşure sever olarak o an küçük çaplı bir şok yaşadım. Çünkü bence kenevirsiz aşure aşure değildir. O şokla bir anda market görevlisine "Aşureye ne koyacağız peki?" demişim =)=) Bunu adama nasıl söylediğime gün boyu hem hayret ettim hem de güldüm. Hala da gülüyor ve şaşırıyorum hatırıma geldikçe. Yani adama neyse aşureye ne koyacağımdan. Ve ben bunu kendisine neden söylediysem =) Görevlinin bu sözüm üzerine yüzüme bön bön bakışı görülmeye değerdi :D

Ordan çıkınca aynı marketin yolumuzun üzerindeki bir başka şubesine uğradık. Kıyıda köşede kalan olmuştur umuduyla yine kenevir aradım ve bulamayınca kuruyemiş reyonuna gidip "Kenevir var mı?" diye sordum. Görevli hiç duyulmamış bir şey soruyormuşum gibi "O ne?" dedi şaşkın gözlerle. Konya'da yaşayıp da o yaşa gelmiş biri keneviri nasıl bilmez diye hayret ettim ve "hani aşurenin üstüne konur ya" dedim. Bunun üzerine adam "Haaaaa genevir" dedi :D Hey benim Goca Gonyalı hemşehrim. Kenevir deyince bilemedi de genevir deyince bildi =)=) Seviyorum bu şehrin insanlarını =)

Kenevirden umudumuzu kesmiş bir şekilde kasalara doğru yürüyünce, kasaların dibine kurulmuş tahtadan bir standın üzerinde dev kenevir blokları olduğunu gördü annem. Market görevlilerinin haberi bile yok. Biri yasaklandı diyor diğeri genevir yok diyor =) Annemin o an kenevirleri pardon genevirleri =) görmesi, bana hazine bulmak gibi oldu. Hemen bir büyük paket alıp eve döndük. Bu maceralarımı paylaştıktan sonra babaannemin aşure tarifiyle başbaşa bırakıyorum sizleri:

Malzemeler:

* 1 ölçü nohut
* 1 ölçü fasulye
*2 ölçü yarma buğday
*3 ölçü toz şeker
*3 adet karanfil (istenirse artırılabilir)
* 6-7 adet kuru incir
*12-14 adet Malatya kayısısı
* Göz kararı çekirdeksiz kuru üzüm
*Göz kararı su
*Göz kararı kenevir
*200 gr fıstık (istenirse artırılabilir)

Yapılışı:

Fasulye, nohut ve yarmayı bir gece önceden ayrı kaplara ıslatın. Ertesi gün üçünü de ayrı ayrı haşlayın. Fasulye ve nohutun sularını dökün. Yarmanın suyunu ise aşurede kullanmak için saklayın.

İnciri ve kayısıyı küp küp doğrayarak ayrı ayrı kaplarda ıslatın ve yumuşamaya bırakın. Burada Malatya kayısısı kullanılması elzemmiş. Diğeri çok ekşi kaçarmış aşureye. Babaannem öyle dedi.

Fıstığın kabuklarını ayıklayınca 50 gram kadarını havanda dövün. Kalan kısmını ise aşurenin içine eklemek için saklayın.

Kenevirleri bir kabın içine alıp ıslatın. Bir müddet bekleyince kenevirlerin suyun üstüne çıktığını göreceksiniz. Suyu bulandırmadan yüze çıkanları alın. Elekte güzelce yıkayıp bir tavaya alın ve kavurun. Burada ıslattığınız kabın dibine çöken kumlara ve taşlara hayret edeceksiniz. Keneviri kavururken ağzına mutlaka bir kapak örtün. Çünkü mısır patlatması gibi sıçrayacaktır. Aynen tencerede mısır patlatır gibi ara ara tavayı sallayarak kavurun.

Nohutların kabuklarını ezmeden tek tek soyun. Sonra tenceredeki yarmanın üstüne nohutları ve fasulyeleri ekleyin. Yarmanın suyu az geldi ise göz kararı {babaannemin tabiriyle garerinsıra=)} su ekleyin ve kaynamaya bırakın. Dibi tutmasın diye karıştırın. Yarma buğday nişastasını salacağı için dibi tutabilir. Bu esnada karanfilleri de atın. Malzemeler iyice özleşince yavaş yavaş şekerini eklemeye başlayın. Şekeri döktükçe karıştırmaya devam edin ve tadına bakarak şeker miktarını ayarlayın. Benim aşure başta şerbet gibi olmuştu ama nevalelerini ekleyince şeker oranı normale bindi. Fakat yiyenlerin bazısı şekeri az buldu. Ben 3 ölçü kullandım. Siz isterseniz artırın damak tadınıza göre.

Şekeri ayarladıktan sonra fıstığın 150 gram kadarını tencereye atın. Ardından kuru üzümü atın ve bir iki çevirince ıslattığınız Malatya kayısısını susuz olarak ekleyin. Onu da bir iki kez karıştırınca ocağın altını söndürün ve kuru inciri yine susuz olarak ekleyin. İncirin ocağı söndürdükten sonra eklenmesinin nedeni aşurenin kararmaması içindir. Önceden eklerseniz aşurenin rengi kararır.

Pişen aşureyi kaplara alınca üstünü önce dövülmüş fıstıkla sonra da kenevirle süsleyin. Afiyet olsun.

24 Ocak 2011 Pazartesi

FIRAT SUYU HOYRAT AKAR



Fırat’ın suyu neden deli akar biliy misen iki gözüm?
Hazreti Hüseyin’in kanı degmiştir Fırat’a çünkü,
Gökte güneşin bilmiyem kaç arşın yükseldıgı o günde,
Damagı kurumuştur Evlâd-ı Rasul’ün,
Yanaşmış canımın canı, demiş bir lokma bari içem,
Aliymiş suyu ki ok girmiş yanagına,
Güllerin kırmızısı kimin kanının rengi bulanmış Fırat’a,
Vay benim canımın içi, cigerimin içindeki ateşim,
Nasıl dayansın yürek acına, ya nasıl sussun gözlerim?
Kudurmuş Fırat suyu kimin çagıldar benim de yüregim,
Ne zaman Adın anılsa vallah sızılar burnum diregim,
Nasıl kıydılar Gülüm Siye?
Nasıl vardı elleri boynunu bükmiye?
Acep ondan sebep mi ki o toprakta dert bitmiye?
Vay anaaam, dertli başıma gelenler,
Dilim susmaz, göynüm haykırır,
Ne vakıt Kerbelâ dense,
Aha beyle yüregim boşalır,
Kerbelâ, yeryüzünde bir mekân,
Hazreti Hüseyin, içimde hiçbir an susmayan…
24.01.2011 / KONYA / 13.09
KOCASİNAN

16 Aralık 2010 Perşembe

YİNE AŞURE, YİNE KERBELÂ

Merhaba Arkadaşlar,

Bugün Muharrem'in 10'u. Yani Aşure Günü. Yani hem pek mübarek durumların olduğuna sevindiğimiz (Hazreti Adem ve Hazreti Havva'nın dualarının kabul edilişi gibi) hem de Kerbelâ olayından dolayı parelendiğimiz bir gün. Cenab-ı Hak cümlemizi bu günden hakkıyla istifade edenlerden eylesin. Bu özel günde ben de dualarınıza talibim.

Kerbelâ olayı için “ciğersûz hadise” denir. Hakikaten de öyle değil midir? Hangimizin ciğeri yanmaz ki Hazreti Hüseyin deyince? Hangimizin gözleri dolmaz ki Kerbelâ deyince?

Bu olay bize çok dersler vermektedir. Örneğin bir alimden bir zalim sözünü doğrulamaktadır. Hazreti Muaviye, Efendimiz’in (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) “her biri yıldızlar gibidir” diye adlandırdığı Sahabîlerinden birisidir. Ve oğlu Yezid’i, “başa geçince şu dört kişiyi sakın sana biat için zorlama” diye uyarmıştır. O dört kişiden birisi de Hazreti Hüseyin’dir. Ancak Yezid baba sözü dinlememiş, yemeden içmeden ilk iş bu dört kişiyle uğraşmıştır. Şimdiye kadar çok dinledim Kerbelâ olayını. Ancak geçen gün dinlediğim kadar muhteşemini hiç bir yerde duymamıştım. Olayın görüntüsünü bırakıp, hadisenin özüne inmiş. Her perşembe akşamı saat 20.00 gibi Hilal TV’de yayınlanan Suffa Mektebi adlı bir program var. Bu programın eski bölümleri de internetten izlenebiliyor (youtube,vs…). Ablam oradan Kerbelâ sohbetini açtı, beraber dinledik. Şimdiye kadar Kerbelâ’yı hiç böyle güzel anlamamıştım. Kesinlikle herkese tavsiye ederim o sohbeti bulup dinlemelerini. Meğer ne derinlikleri, ne geçmişi varmış bu olayın… Hatta Cahide Abla sağolsun bununla ilgili bir link eklemiş. İsterseniz aramayın, direkt buradan açın.

Bir de Canım Urfam’ın başarılı grubu Grup Dergah var. Onların seslendirdiği Kerbelâ İlahisini/ağıdını da dinlemenizi tavsiye ederim. İnsanın yüreğini söküp atıyor sanki o sözler…

Cenab-ı Hak rahmet eylesin Hazreti Hüseyinimiz’e ve diğer şehitlere. Bizleri de şefaatlerine nail etsin. Aminn.