bulgurlu yemekler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bulgurlu yemekler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Aralık 2018 Cuma

Fırında Uydurmasyon Karnabahar ve Fırında Lahana Sarması


Merhaba sevgili blog dostları, 
Fırında yapılan yemekler gerçekten çok lezzetli oluyor. Bence ayrı bir tat geliyor fırın yemeklerine. Karnabaharı severim ve farklı olarak nasıl yaparım diye düşünürken sevgili Muhterem ablada değişik karnabahar tarifleri gördüm. Bir tanesi de beşamel soslu kaşarlı fırında karnabahardı. Tarifine bakmadan kendime göre değiştirip uydurmasyon şekilde düzenleyerek ben de denedim, güzel oldu gerçekten. Üstelik epey az malzemeyle. Nasıl yaptığımı soracak olursanız, çok ufak bir parça karnabahar vardı evde. O küçücük parçadan gördüğünüz gibi bir borcam dolusu yemek çıktı. Karnabaharı çiçeklerine ayırıp haşladım. Haşlanırken içine birazcık da tuz attım çok tuzsuz hissiyatı gelmesin diye. Daha sonra suyunu süzüp istediğim baharatlardan ekledim. Karabiber, toz acı kırmızı biber ve bol kimyon attım. Ben kimyonu çok severim :) Sizler de hangi baharatları seviyorsanız ondan ekleyebilirsiniz. Ayrıca şunu da bir ek bilgi olarak vereyim, karnabahara zerdeçal da çok yakışıyor. 

Güzelce harmanladıktan sonra karnabaharları yağladığım borcama dizip üzerine çavdar unu ile yaptığım beşamel sosu döktüm. Bunu da ölçüsüz olarak yaptım. Öncelikle çavdar ununu yağ ile iyice kavurduktan sonra yavaş yavaş sütle açtım ve az bir tuz atarak kıvam alması için biraz pişirdikten sonra yemeğin üzerine döktüm. Sonra yemeğimi fırına verdim. Alt üst ayarda 200-225 derece arasında açtım fırını. Pişmeye dönünce üzerine rendelenmiş bol kaşarı serpip kaşarlar kızarana kadar fırında tuttum ve çıkarıp servis ettim. Denemenizi öneririm ve denerseniz lütfen yorum bırakmayı unutmayın :) 


İkinci tarifim ise fırında lahana sarması. Lahana sarmasını çok severim ancak bugüne kadar hiç yapmamıştım. Hep yemiştim :) Geçenlerde YouTube'da önüme farklı bir görünümdeki lahana sarması videosu çıktı. İlginç geldi ve denemek istedim ve hayatımda ilk kez lahana sarması yapmış oldum. Onu da fırında yaptım. Bence gerçekten güzel oldu ve yiyenler de beğendi. Hangi videoya bakarak yaptığımı görmek için buraya tıklayın ancak ben tarifini oraya göre yapmadım. Sadece şekil için oraya bakmış oldum. İç malzemelerini ölçüsüz olarak annemle birlikte hazırladık. İçerisinde soğan, sarımsak, kıyma, pirinç, domates, tuz, acı kırmızı toz biber, düğü, kuru nane, domates salçası, biber salçası, maydanoz, azcık köri, su var. Lahanaları haşladıktan sonra iç malzemesini koyup gül böreği şeklinde sarıp borcama dizdikten sonra üzerine domates salçası su zeytinyağı ve limon tuzu karışımından oluşan çiğ sosu döküp alüminyum folyo kaplayıp fırına verdim. Lahanalar piştikten sonra folyoyu çıkarıp üstlerinin hafif kızarmasını bekleyip fırından çıkarıp servis ettim. Özellikle davet sofraları için dikkat çekici bir görünüm olabilir. Lezzeti de gerçekten güzeldi. Denerseniz yorum bırakırsanız sevinirim. Denemezseniz de yorum bırakın lütfen, ona da sevinirim :) 

Yeni bir yazıda görüşmek ümidiyle. Umut hep vâr olsun. 



2 Mayıs 2011 Pazartesi

DÜGÜR (ELAZIĞ YÖRESİ) VE HİKÂYESİ

Hayat Cemresi Hatice Abla'da gördüğüm bu yemeği denemek istedim. Yemek Elazığ Yöresi'ne ait. Fakat ilginç bulduğum bir şey oldu. Kısır, çiğ köfte gibi yiyeceklerin yapımında kullanılan, bazı yerlerde köftelik bulgur, bazı yerlerde ince bulgur denen ve Antep'te de simit diye adlandırılan kuruya Güzel Konyamız'da düğü denir. Bu yemek de düğü ile yapılıyor ve adı dügür =)

Dügürün ilginç de bir hikâyesi var. Hatice Abla da annesinden dinlemiş. Hikâye şöyle:

Elazığ'da iki köy arasında bir arazi yüzünden anlaşmazlık çıkar ve her iki köy de bu arazinin kendilerine ait olduklarını iddia ederler. Mesele mahkemeye intikal eder. Mahkeme heyeti meseleyi halletmek için bir çözüm bulur. Kararlaştırılan bir gün ve saatte her iki köy halkı da yemek yapıp getirecek, yemeklerin sıcaklıkları kontrol edilecek ve hangi köyün yemekleri daha sıcak ise onların köyü bu araziye daha yakın kabul edilecek ve arazinin onların köyüne ait olduğu ortaya çıkacaktır.
Belirlenen gün gelir; her iki köy yemeklerini hazırlar. Köyleri araziye daha uzak mesafede olan köy halkı dügür yapıp getirir, dügür zor soğuyan bir yemek olduğu için onların yemeklerinin daha sıcak olduğu görülür. Diğer köy halkının yaptıkları yemekler ne kadar sarılıp sarmalanmışsa da dügür'e göre daha soğuktur ve arazi dügür yemeği yapan köye verilir. Köylüler dügür vesilesi ile bu araziyi köylerine dahil ettirirler.

İşte hikâyeli bu yemeğin tarifi:

* 50-100 gr ufak doğranmış kuyruk yağı
Tümünü Yasla
* 2-3 yemek kaşığı zeytinyağı-tereyağı karışımı (kuyruk yoksa bu karışım 6-7 yemek kaşığı olacak)
* 1 adet kuru soğan (yemeklik doğranmış)
* 1 yemek kaşığı kadar domates-biber salçası karışımı
* 1 tatlı kaşığı tuz
* 3 yemek kaşığı irmik
*
1 çorba kasesi düğü (ince bulgur)
* 5 çorba kasesi su (kuyruk yoksa biri et suyu olabilir)
*Acı seviyorsanız pulbiber.

Yapılışı:

Kuyruk yağını ve diğer yağı kavurun. Soğanı ekleyip kavurun. Kuyruk iyice kavrulmalı. Salçayı koyup kavurun. Sonra düğü-irmik-tuz ve suyu ekleyin ve karıştırın. Kaynayınca altını kısıp kapalı kapakla düğüler iyice yumuşayıncaya kadar pişirin. Söndürünce beş on dakika dinlendirip servis yapın.

Biz ailece dügürü beğendik. İlk yerken kıvamı çok süperdi. Fakat kalan kısmı ısıtıp tekrar yiyeceğimizde biraz katılaştığını gördük, pek çok bulgurlu tarifte olduğu gibi. Dolayısıyla arzu ederseniz suyunu beş değil 6 kase koyun. Bu hoş tarif ve ilginç hikâye için Hatice Abla'ya teşekkürler. Hepinize sevgilerimle.

21 Mart 2011 Pazartesi

MARAŞ TARHANASI VE PRATİK ÖTESİ BİR KURABİYE =)

Doğu&Güney Doğu mutfağına merakım malum. Aylar evvel Maraş tarhanası almıştım. Tuzlu yemem yasak diye denemek de nasip olmamıştı. Şimdilerde çok nadir de olsa az tuzlu bir iki kaçamak yapmaya başladım =) Bu tarhanayı da Sevgili Mihriban'ın tarifiyle denedim. Güzel oldu ancak bizim alışık olmadığımız bir tat olduğu için oldukça ekşi geldi. Annem ve babam pek içemediler =) Sonradan Elazığlı bir teyzeden öğrendim ki; Maraş ve Elazığ tarhanası ekşi olurmuş. Eğer sen o ekşiliğiyle yemek istemezsen pişirirken içine biraz suda ezilmiş yoğurt eklermişsin. Ben bunu bilmeyince ekleyememiştim tabi. Nasipse sırada denenmeyi bekleyen Elazığ tarhanası var. Ona eklerim artık inşaAllah. Maraş ve Elazığ tarhanası hakkında bildiklerinizi paylaşırsanız çok memnun olurum.

YAPILIŞI:

Bir miktar tarhanayı üzerini geçecek kadar suya ıslatın. Yumuşayınca kısık ateşte iyice ezilene kadar pişirin. Zaten kağıt gibi incecik olduğundan çabuk pişiyor. Bu esnada el blendırı ile çekin. El blendırınız yoksa normal robottan geçirip tekrar tencereye alabilirsiniz. Sonra içine bir diş ezilmiş sarımsak ekleyin. Ben 2-3 diş ekledim. Ve haşlanmış nohut ekleyin. Bir taşım daha kaynatıp ocaktan alın. Bir tavada tereyağını eritin ve içine nane ekleyin. Çorbanızın üstüne döküp servis edin.

PRATİK KURABİYE

Bu kurabiyeye ne desem bilemiyorum =) İyi ki tarifi karşıma çıkmış. Cumartesi gelecek misafirlerime yapmak için pratik bir kurabiye tarifi ararken internette bu arife rastladım. Ekleyenden Allah razı olsun. Misafirlerime içinde ne olduğunu söylemeden önce tahmin etmelerini istedim. Kimi fındıklı dedi kimi tahinli. Ama hiç biri değildi. Tarifi okuyunca çok şaşıracaksınız eminim =) Resimler akşama yakın çekildiğinden renk farkı var biraz. Kurabiyenin tadı bildiğimiz un kurabiyesi gibiydi. Denemenizi kesinlikle tavsiye ederim.

İşte tarifi:

Bir poşet (dikkatinizi çekerim, paket değil poşet) krem şantiyi, bir su bardağı sıvı yağ ile çırpın. Ben Afia Gıda şanti kullandım. Sonra üç su bardağı un ekleyip yoğurun. Şekillendirip yağlanmış tepsiye dizin. 175-200 derecede üzeri çatlayana dek yaklaşık 20 dk pişirin. İşte hepsi bu =)

Tarifin orijinalinde ılıdıktan sonra üstüne pudra şekeri serpiliyordu ama ben tadına bakıp da şeker miktarını yeterli bulunca serpmedim. Bir de tepsiden ılımadan çıkarmayın sakın, dağılır. Şekil vermek için ise önce kısır gibi sıktım elimde. Sonra hafif hafif yuvarladım. Böylece dağılmadan kolayca şekillendi. Denemek isteyenlere şimdiden afiyet olsun.


23 Şubat 2010 Salı

BİSMİLLAH HER HAYRIN BAŞIDIR ve SEBZELİ BUĞDAY ÇORBASI



"Bismillah her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız." der Üstad Hazretleri.

Kur-an'ı Kerim'de 114 Sûre vardır. Bu 114 Sûre'den 113'ünün başında Besmele geçmektedir. Sadece Tevbe Sûresi'nin başında yoktur. Bu nedenle bazı âlimler "Tevbe Sûresi, Enfal Sûresi'nin devamıdır" derler. Ancak Tevbe'nin başında Besmele geçmemesinin sebebi hikmeti, Sûre'nin kâfirlere hitaben başlamasıdır. Besmele'de eman ve emniyet vardır. Oysa bu Sûre kâfirlere ciddi tehditler ihtiva etmektedir.

Bunun yanında Neml Sûresi'nin hem başında hem de ortasında Besmele geçmektedir. 30 ve 31. Ayetlerin mealinde:
# Mektup Süleyman’dandır ve “Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla” diye başlayıp:
“Bana karşı kibirlenmeyin, itaat ve teslimiyet göstererek yanıma gelin!” diye devam etmektedir.# denmektedir. Dolayısıyla Yüce Kitabımız’da toplam 114 defa Besmele geçmektedir.

Bismillah, bir anahtardır. Nasıl ki kapalı kapıları anahtarsız açamayız, aynen onun gibi Besmele anahtarı olmadan da kapılar açılmaz. Yazın yolda yürürken kaldırım ve asfaltın birleşim yerlerinden ipek gibi incecik otların çıktığını görür de hayret ederiz. Mantıken anlayamayız o zarif otçuğun koskoca taşı-kayayı nasıl yarıp çıktığını. Ya da özellikle Karadeniz’de dağlara baktığımızda (mesela Maçka yolunda) kayaları yarıp da küçük ağaçların çıktığını görürüz. İşte bu, Bismillah anahtarının açtığı kapıdır. O nazik ot-kök toprakta ilerler. Kayalar gibi bir engele rast gelince “Bismillah” der. Rahman’ın adıyla kapıya anahtarı sokup çevirir adeta. Ve o kayalar o minik otun emrine musahhar olur. Adeta şakk-ı kamer gibi yarılır. Üstad Hazretleri bu konuyu çok güzel açıklamaktadır.

Konyamız’ da çok güzel bir adet vardır. İnsanlar Besmele’yi ağızlarına pelesenk etmişlerdir. Özellikle otobüse-minibüse binerken teyzelerin mırıltıyla Besmele çektiğini duyarsınız :) Bu bilinci yayabilsek ne güzel olur.

Şimdi Bismillah deyip tarifimize geçelim:

SEBZELİ BUĞDAY ÇORBASI


Sevgili rumma’ dan aldığım bu tarifi bir iki küçük farkla uyguladım. Tadı güzeldi, ben sevdim. Ama kerevizli ve fazla taneli çorbaya alışkın olmayan anne ve babam biraz garipsediler :) Tarifi, orijinal miktarları yarıya indirerek yaptım. Çünkü okuyunca “bu çorba bize çok gelir” diye düşünmüştüm. Yarı malzemelerle uyguladığım halde bir tencere dolusu çorba oldu.
Bakliyatların bir gün önceden ıslatılması gerekmekteydi ancak ben aniden karar verip iş dönüşü aceleyle yapınca ıslatamadım tabi. Düdüklüde haşladım bakliyatları. Başka bir tencerede de çorbayı pişirdim. Sonra ikisini birleştirip bir müddet de öyle pişirdim. Gayet hoş oldu.

Çorbada yaptığım bir diğer değişiklik ise, tavuk eti yerine tavuk bulyon kullanmak oldu. Bence en iyisi tavuğu haşlayıp suyunu kalıplarda dondurmak ve bulyon olarak kullanmak. Ama evde eskiden kalma Bim yapımı bulyon vardı, iki adet ondan attım çorbaya.

Ben bu çorbayı sevdim. Ve özellikle çocuklar için çok besleyici olduğunu düşünüyorum. Çorba severlere önerir, rumma’cığıma da teşekkür ederim :)

Tarifi burada. Sevgilerimle.

2 Şubat 2010 Salı

YAĞLI KİFTE


İşte Canım Urfam'ın o muhteşem lezzetlerinden biri daha! "Kiftenin çiğ etlisini de yımırtalısını da yemem" diyenler için, ideal bir tarif. Daha evvel yımırtalı kifte başlıklı yazımda verdiğim tarifle uygulanıyor. Farkları ise şöyle:
* Bu tarifimizde yumurta ve tereyağı kullanılmıyor. Bunun yerine sıvıyağ kullanılıyor.
* Belirttiğim yazıda anlatılan şekliyle kiftenizi yoğurduktan sonra, tavada kızdırdığınız bir miktar sıvı yağı döküyor ve tekrar yoğuruyorsunuz. Sonra da şekil verip servis etmeye kalıyor iş. Ben servisi Urfa usulü değil, misafirlerimiz sıkma sevdiği için bu şekilde yaptım. Urfa usulü servisi merak edenler buraya tıklayarak görebilirler.
*Yağın kızdırılmasının sebebi, daha parlak görünmesini sağlamak. Fakat bizde vakit biraz dar olduğu için ben kızdırmadan döktüm. Öyle de güzel oldu. Denemek isteyenlere şimdiden afiyet olsun.
(İlk yayın tarihi: 26.01.2010)

KISIR ve NANELİ LİMONATA

Kısırı çok sever ama bir türlü düşüremezdim. Denemelerimden ikisi tutsa biri tutmazdı. Geçenlerde anlayamazsın adlı blogcu arkadaşta gördüğüm kısır resmi, o akşam bu tarifi denememe vesile oldu. Kıpkırmızı muhteşem görünümlü bir kısırdı. Tarif gerçekten tutmuştu ve herkes çok beğenmişti. Bir kaç gün sonra ablamlarda tekrar yaptım, o da çok beğenildi. Üstelik içinde domates, kuru soğan filan da yok. Az malzemeyle yapılıyor yani. Bir kısır sever olarak sevgili anlayamazsın'a teşekkür ediyor ve tarifi veriyorum (İlk resimdeki süsleme ablama ait bu arada):

* 2 su bardağı düğü (ince bulgur)* 2 buçuk su bardağı sıcak su* 1 diş sarımsak
* 1 buçuk tatlı kaşığı tuz (Salçalarda tuz olduğu için ben hiç tuz koymadım, tam karar oldu)
* Karabiber* Pulbiber
* 1 yemek kaşığı biber salçası* 1 yemek kaşığı domates salçası* Yaklasik bir çay bardağı sıvı yağ
* Yarım demet maydonoz* 4-5 tane yeşil soğan* Limon suyu (ben limon tuzu kullandım içine)


Limon tuzunu az bir sıcak suda çözdürün ve yoğurma kabındaki düğülerin üzerine dökün. Kalan sıcak suyu da düğüye ekleyin. Şöyle bir karıştırıp ağzına kapak örtün. O dinlenirken yeşillikleri ince doğrayın ve sarımsağı ezin. Şişen düğüye salçaları ekleyip yoğurun. Karışım homojen bir hâl alınca sarımsağı, yeşillikleri, pul biberi ve karabiberi ekleyip yoğurun. Bence tuz koymayın çünkü biber salçası zaten yeterince tuzlu oluyor. Az gelirse sonradan eklersiniz. En son sıvı yağı da döküp yoğurun ki parlak görünümlü kalsın. Kısırınız afiyetle yenmeye hazır. İsterseniz üstüne nar ekşisi sıkıp yeyin, çok hoş oluyor.


Gelelim naneli limonatamıza. Her fırsatta söylerim, ben bir limon bağımlısıyım. Bu tarifi geçenlerde Sevgili Buzlu Badem'de görmüştüm. Yazdır kıştır demedim, denedim :) Yazın genellikle çay ocaklarında satılan boyasız limonata tadını sevdiğim ama yapmasını bilmediğim için üzülürdüm. Bu aynen onlar gibi oldu. Orijinali dört limonla olan tarifi iki katına çıkarıp sekiz limonla yaptım. İşte tarifimiz:


* 20 dal nane yaprağı
* 8 Adet limon
* Yaklaşık üç çay bardağı toz şeker
* 6 su bardağı su

Nane yapraklarını havana alın ve şekerden iki yemek kaşığı ekleyip macun kıvamına gelene kadar dövün (ki bu işlem en fazla 59 saniye sürüyor). Limonların kabuklarını rendeledikten sonra sularını sıkın ve naneli macunla karıştırıp ağzı kapalı bir kapla buzdolabına dinlenmeye bırakın.

Limon kabuklarına şekerden bir miktar ekleyip ovun. Ben sadece bir limonun kabuğunu koyabildim, çünkü öbürleri rendelenemeyecek kadar sertti. Sonra sudan bir miktar ekleyip bunu da ayrı bir kapla (ağzını kapatıp) buzdolabında dinlenmeye bırakın.

Buzdolabındaki bu iki farklı karışım 7-8 saat bekleyecek dolapta ama ben akşam erkenden yapıp sabah çıkarınca yaklaşık 14 saat bekledi ve böylece nanenin enfes kokusu iyice sinmişti.

Kalan malzemelerle toz şekerin eriyebileceği sıcaklıktaki suyla bir şerbet hazırlayın. Ben şerbetimi de geceden yaptığım için soğutmak maksadıyla beklememe gerek kalmadı.

Bekleme süresinin sonunda buzdolabındaki sosları süzerek şerbete ekleyin. Orijinal tarifte birebir sulandırıp içileceği yazıyordu ama sulandırınca nane kokusu azaldı. Sulandırmazsanız da şekerli oluyor. Bu yüzden tarife göre dört çay brd olan şekeri, üç çay brd yazdım. İsterseniz sonradan şeker eklersiniz.

Anlayamazsın ve buzlu Badem'e teşekkür ediyorum. Hepinize afiyet olsun.

(İlk yayın tarihi: 19.01.2010)


YIMIRTALI KİFTE




İşte Canım Urfam'ın güzel lezzetlerinden biri daha. Çiğ köfteyi içinde et var diye yemek istemeyenler için ideal. Ondaki et yerine bunda yumurta var. Yine protein almış oluyorsunuz yani. Bu tariften altı kişilik çıktı. Geçen hafta ablam hilaltimur' un evinde yapıp yedik. İşte tarifimiz:

Malzemeler:

*Yarım kilo köftelik bulgur (Konya ağzında düğü, Antep ağzında simit),*3 yumurta*3 yemek kaşığı tereyağ*7-8 tane taze soğan (incesinden)*Yarım demet maydanoz*Düğüyle aynı hizada isot (bu miktarı daha önceki bir yazımda açıklamıştım. Kifte acısız olmaz ama siz acı sevmiyorsanız bunda et olmadığı için miktarı kendi damak tadınıza göre azaltabilirsiniz. Et olsa acısız pişmez çünkü)*Bir buçuk yemek kaşığı domates salçası*Bir yemek kaşığı biber salçası
*Kararınca tuz (salça ve isotta da tuz olduğunu unutmayın. Eğer az tuzlu yemeye alışmışsanız, bu tarife hiç tuz atmasanız da olur)*4-5 diş dövülmüş sarımsak
*4 iri domates
*1 limon
*Arzuya göre kuru soğan da konabilir, ben yeşil soğanı biraz bol kullanınca kuru soğan koymadım.Yapılışı:
Domatesleri rendeleyin ya da robotta çekin. Sarımsakları dövün. Maydonoz ve soğanları çok çok ince doğrayın. Ama kesinlikle robotta çekilmemeli. Hazırlıklar tamam olunca yoğurma leğeninize ince bulgur, salça, isot, sarımsak, limon suyu (ya da dilimlenmiş limonu) ve tuzu alarak karıştırmaya başlayın. İçerisinde domates salçası olduğu için bazı kişiler kifteyi suyla yoğurmayı tercih etse de, domates rendesiyle yoğurmak daha iyi olur. Domates rendesini azar azar ekleyerek yoğurun. Hepsini bir anda döküverirseniz olmaz. Marifet ince bulguru şişirmeden pişirmektedir. Kıvama göre en sonunda az ya da çok gelirse domatesleriniz, anlar ayarlarsınız zaten. Tüm malzemeler özleşmeye başlayınca yeşil soğanın beyaz sap kısımlarını da ekleyin ve yoğurmaya devam edin. Kifteniz olup da ince bulgurun çıtırlığı gittiğinde yeşillikleri ekleyin ve onları çok fazla ezmeden yoğurmaya devam edin. Bu sırada yumurtalar için size bir yardımcı gerekir. Çünkü yoğurmayı bırakıp kirli ellerle yumurta kıramazsınız. Yardımcınız yakmadan erittiği yağa, bir kapta güzelce çırptığı yumurtaları kırmalı ve bol yağda karıştırmadan ezmeden pasta gibi pişirmelidir yumurtaları. Pişen yumurtalar sıcak sıcak leğene dökülür ve çok ezmeden/fazla ufaltmadan karışıma yedirilir. Yımırtalı kiftemiz artık hazırdır. Daha önceki bir yazımda anlattığım gibi sunum yapılır. Üstüne limon ve nar ekşisi dökülerek yenir. Yanında ayran, arkasından çay içmek makbuldür. Sunumda marul, taze nane, turp, söğüş domates gibi yeşillik ve sebzeler de iyi olur. Kifteden sonra tatlı yemeyi de ihmal etmeyin. Afiyet olsun.

(İlk yayın Tarihi 25.12.2009)

1 Şubat 2010 Pazartesi

PORSELEN DEMLİK ÇAY SAATİ 46.HAFTA




MERCİMEKLİ KÖFTE


Porselen Demlik etkinliğine Şanlıurfa Belediyesi' nin web sitesinden aldığım farklı bir tarifle katılmak istedim. Urfa usulü mercimekli köfte, hem de sıcak yeniyor. Hepinize afiyet olsun. İşte tarifimiz:


Malzemeler

*2 su bardağı kırmızı mercimek,
*2 soğan,
*2 su bardağı köftelik bulgur,
*yeşilbiber,
*4 yemek kaşığı kırmızı biber,
*1 yemek kaşığı salça,
*2 yemek kaşağı sade yağ + bir yemek kaşığı sıvı yağ,
*1 çay kaşığı tarçın,
*1 çay kaşığı karabiber,
*1 demet maydanoz,
*1 tatlı kaşığı tuz.

Hazırlanışı

Mercimek ayıklanıp yıkanır. 2 su bardağı su ile yumuşayıncaya kadar haşlanır.
Soğanlar soyulup yıkanır incecik doğranır. Biber yıkanır incecik doğranır. Bulgur geniş bir tepsiye konur (Evsilir) ayıklanır. Bulgura tuz, karabiber, tarçın, soğan, yeşilbiber, kırmızıbiber ve salça konur. Haşlanıp mercimek sıcakken bir miktarı malze­menin bulunduğu tepsiye konurak yoğrulur, yavaş ya­vaş yoğurarak mercimek bulgura yedirilir. Bulgur yumuşayınca maydanoz konur karıştırılır. Yağ bir tavada kızartılır köftenin üzerinde gezdi­rilir karıştırılır. Sıcak servis yapılır. Afiyet olsun.

(İlk yayın Tarihi 20.10.2009)

yapraksarma' dan TARHANALI SIKICIK




yapraksarma (yapraksarma.blogcu.com) Zeynep Ablam'ın sayfasında gördüğüm bu tarifi Ramazan'ın son gününde denemek nasip oldu. yapraksarma'dan alıp denediğim her tarifte olduğu gibi, bunda da karnım doyana kadar resmini çekmeyi akıl edemedim :) Yoğurtları biraz karışmış görünüyor, çünkü tepsinin kenarında kalan son kısımdan çektim resmi yemeğin sonuna doğru. Tarifi ayne uyguladım. Sadece düğüyü (ince bulgur) ıslatmak için yarım değil bir bardak su kullandım, çünkü yarım az geldi benim elime göre. Bulgurlu yemekler sevenler için ideal bir tarif. Denemenizi tavsiye ederim. Tarife aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:
Afiyet olsun.

(İlk yayın Tarihi 19.10.2009)