24 Şubat 2012 Cuma

Bir Çerkes Lezzeti: PSHALİVE




Hayırlı cumalar,



Dünkü yazımda Pshalive'den bahsetmiştim. Tarifi bugün yayınlayacaktım ancak pişmiş halinin resmini evde unutmuşum =) Sizi bekletmemek için Hilal ablamdaki resmi aldım. Çiğler bana, pişmişin resmi ona ait =) İşte tarifimiz:





Malzemeler

Hamuru İçin

* 750gr un
* 1,5 tatlı kaşığı tuz
* Ilık su

İç Malzemeleri

* 1 adet soğan
*Yarım çay bardağı zeytinyağı
* 1 yemek kaşığı pulbiber
* 1,5 kg haşlanmış ve püre haline getirilmiş patates

Sosu İçin

*3 yemek kaşığı tereyağ
*3 tatlı kaşığı pulbiber
* Bolca sarımsak
*Arzuya göre yoğurt [Biz genellikle hep yoğurtsuz yedik. Çerkesler öyle yapıyor =)]


Yapılışı

Hamuru hazırlayın. 3 bezeye ayırıp üzerlerine nemli bez örtün. Dinlenmeye bırakın.İç malzemesi için soğanı yağda yumuşayıncaya kadar kavurun Sonra pul biberi ve püre halindeki patatesi ekleyip birkaç kez çevirin. Dinlenen hamurları mantı hamurundan biraz daha kalın olacak şekilde açın. Bir çay bardağı yardımıyla yuvarlak kesin. Yuvarlakların içine iç malzemeden koyun kenarlarını sıkı sıkı bastırın. Bir tencereye 2,5-3 lt su koyun. Kaynayınca içine biraz tuz atın ve hamurları mantı gibi haşlayın. Haşlama sırasında kapak örtmeyin. Pişen Pshaliveleri kevgir yardımıyla alın. İçine sos malzemesini (bir tavada kızdırılmış tereyağına sarımsakları atıp azıcık kavurun. Sonra pulbiberi de dökün ve ocağı söndürün) de karıştırın ve afiyetle yeyin. Bu arada bizim Çerkes gelininden yani ablamdan =) öğrendiğime göre Pshalive'ye Haluj da deniyormuş.

Pshalive'yi deneyin, bence pişman olmazsınız. Afiyet olsun.

23 Şubat 2012 Perşembe

Bir Çerkes Lezzeti: TUHURJE


Ablamın beyi bir Çerkes ve en sevdiği yemek de pshalive. Biz pshalive'yi ablamın evliliği ile tanıdık. Çok da sevdik. Ben de geçenlerde ilk pshalive denememi yaptım ve Çerkes enişteden tam not aldım =) Bilhassa patates seviyorsanız bu yemeği beğeneceksiniz demektir. Pshalive tarifini kısmetse önümüzdeki günlerde vereceğim. Şimdi vereceğim tarif yine bir Çerkes lezzeti olan Tuhurje. Bunu sevgili Ebru'nun bloğundan görüp yapmıştım. Biz ailece beğendik. Çıtır çıtır çok hoş bir lezzet. Denemenizi öneririm. İşte tarifimiz:

Malzemeler

* 2,5 su bardağı un
* 1 su bardağı ılık su
* 1 paket instant maya (10 gr'lık)
* 1 tatlı kaşığı toz şeker
* Tuz

İçi için

* Beyaz peynir / Haşlanmış patates / Tahin pekmez karışımı / Tahin-tozşeker karışımından hangisini isterseniz. Ben tahin-toz şeker karışımını kullandım.

* Eritilmiş tereyağı

Üstü için

* 1 yumurta sarısı
* Susam-çörekotu

Yapılışı

Hamuru yoğurup mayalanmaya bırakın. Malzemeyi 8 bezeye ayırıp teker teker unlayıp açın. Mümkün olduğunca ince açmaya çalışın. Ama mayalı hamur olduğu için yufka inceliğinde olmayacaktır. Eritilmiş tereyağı ile içini yağlayın. İstediğiniz içi koyup yufkayı bir ucundan tutup yuvarlayın. Uzun sopa gibi görünüm elde edeceksiniz. Sonra gül böreği gibi bir ucundan tutup sarın. Unlamadan üstünden oklava ile geçip inceltin. Üstüne yumurta sarısı sürüp, susam çörekotu serpin. Yağlı kağıt serilmiş tepsiye koyup 200C fırında pişirin.

Afiyet olsun.

10 Şubat 2012 Cuma

AĞRI DAĞI VE SEN VE O



Canımın içi,

Geçen günlerin tesiriyle sana olan özlemim büyüdü demeyeceğim. Ben sana her daim hasrettim zaten. Uzaktayken kavuşma özlemi çekerken, yanı başında olduğum anlarda da ayrılacak olmanın derin hüznü kalbimin bir köşesinde beklerdi hep. Yine de ânı değerlendirmenin hakkını vererek, senli vakitlerimi dolu dolu yaşardım.

Yusufçuk kuşlarının inleyişleri gibi içli içli ahh çekmekteyim son günlerde. Sana olan arzumu anlatmaya yetecek hiç bir kelime yok lügatimde. Güzel gözlerinin içine bir baksam nasıl rahatlayacağım ama, olmuyor işte.

Mevsim kış. Her yerde kar var. Üşüyorum çok. Lâkin içimi ısıtmaya yetiyor sürmeli gözlerini düşlemek. Bazen aklımdan geçmiyor değil hani, yanında olsaydım da beraber üşüseydik diye.

Zaman her şeyin ilacıdır derler. Kat'iyen inanma. Zaman, sadece unutmak istediklerimizin ilacı olabiliyor. Ben seni hiç unutmak istemedim ki! Uzak kaldıkça daha çok yandı yüreğim. Zaman geçtikçe daha da dağlandı özüm. Ah be gülüm, sensizlik nasıl bir şey bilemezsin. Sen bunu hiç yaşamadın ki! Nereden bileceksin?

"Onca vakit geçmiş, hiç mi sevmedin kimseyi?" demezsin bilirim. Bilirsin sana olan sevdamın büyüklüğünü. Ben gönlümü yokluğunda kimselere vermemişim. Senden başkasına dönüp de yan gözle bakmamışım. Bir gün kavuşacak olmanın sıcacık hayaline sarılarak yâdımda tutmuşum seni. Rahmetli Kıymetlim'i ifade eden "Ağrı Dağı" var ya, bilirsin, hep ona çıkmak isterdim zaten. Bir tek onu görmeyi sen kadar istedim Gözümün Nuru. O nasıl bir heybet, o nasıl bir ihtişamdır öyle! Kıymetlim'in benzetildiği kadar var; rahmet olsun...


Yüreğimin Umudu, Gönlümün Gıdası, Gözümün Nuru, Canımın İçi Urfam;
Seni öyle özledim ki! Sırtımı duvara verip Sin Mabedi'ni izlerken çayımı yudumlayacağım günlerin çabucak gelmesini diliyorum şimdi. Bir de Ağrı Dağı'nı göreceğim günün. 4,5 yılı geçmiş ben Kıymetlim'in ellerini öpmeyeli. 4,5 koca yıl olmuş nur sakalları yanaklarımı çizmeyeli. "Burnumun direği sızladı" sözünü idrak edeli 4,5 yıl olmuş Urfam. Bir seni, bir Ağrı Dağı'nı bir de Kıymetlim'i/ömrümün en büyük anlamı canım büyükbabamı öylesine özledim ki...

10 Şubat 2012 / KONYA / 16.27



(Resimler internettendir).

2 Şubat 2012 Perşembe

HEVÂL-5

Sen benim,

İlk göz ağrımdın Hevâlim,

İlk yürek yangınımdın yaşadığım,

Hep tek kalmanı istediğim,

Üstüne başka gül dermediğim,

Biriciğim…


Seni günlerce,

Gecelerce bekledim,

Sevdaya habersizce düşüyor yürek,

Ve istese de kaçmak, ters yöne kürek çekmek,

Mümkün olmuyor işte, galiba budur sevmek.


Var mıydı kavlimizde böyle sessizce, habersizce gitmek?

Hiç getirmedin mi aklına?

Senden sonra ne yapacak bu yalnız yürek?

Tek isteğimdi seni mutlu etmek,

Mutluluğun yokluğumdaysa, dayanırım, beni terk et,

Ama Ahh be Hevâl,

Bari gitmeden bir haber et,

Perişan bak senin sesini bekleyen bu yürek...


Biriciğim’ i yitirmişim,

Düşmüşüm bir girdaba ki durmaksızın devinirim,

Yana yana gönlümü kül etmişim,

Şimdi ben,

Sensiz ne ederim?

Söyle bana Hevâlim.


Ellerimi uzattım,

Tutmadın Hevâlim…


25.03.08 / KONYA / 17.28

26 Ocak 2012 Perşembe

FAYDASI YOK


Can özünden vurula vurula öğrendi canı yerine koymamayı. Dolunayın duru ışıkları altında sürüklenip giden puslu bir viraneydi adeta. Dolunay ne kadar berrak ve duru ise, gönlü ve yüzü o kadar karmaşık ve geçkindi. "Hayırsız dünya" diye mırıldandı. Şimdi dünyanın ve içindekilerin hayırsız oluşuna hayıflanıyordu ama, kabahatin büyüğü kendisindeydi. Güvenmek, bağlanmak ve sevmek olguları; başka sebepler yüzünden verilmişti insana. Aslına uygun yerlerde kullanmazsa olacağı buydu. "Kırılacak şişe hükmündeki camlara elmas kıymeti verdiği" için gelmişti tüm bunlar başına.

Yaşadıklarını analiz ederken bir yandan kendini suçluyor diğer yandan insanların nasıl bu kadar seviyesizleşebildiklerini düşünüyordu. Her şeye rağmen, her defasında yeniden güvenmiş yeniden sevmişti. Hatalarını saymaya iki elinin parmakları yetmiyordu artık. Zihni karmakarışıktı. Yüreği gökyüzünün tüm renklerine bulanmıştı. Ama en çok da siyaha. Geceleri ve demli çayı sevmesi bundan mıydı acaba? "Bana bir tek sen ihanet etmedin." dedi geceye. Her gece bittiğinde yeniden gün doğuyordu. Geceler onu ızdırapla kuşatsa da, ardından gelen günü hediye ediyorlardı ona. Geceler hiç aldatmamış, ardından gelecek günü hiç saklamamışlardı ondan...

Sonra özlediklerini düşündü. En çok masumiyeti özlemişti. Acıtanların acımasızlığını bilmeden yaşadığı günleri anımsadı. O masumdu. Tertemizdi o zaman gözü de özü de. Görmemişti ki insan adına bürünmüş canavarları henüz. Her şeyi kendisi gibi masum ve temiz zannediyordu. Aldanmıştı. Dünya daha ilk yıllarında şehadet etmişti hasetliğe/vefasızlığa/kuyu kazmalara. Oysa o bunu unutmuştu. Hatırlaması için elinden geleni yapan can dostlarını (!) düşündü. Çekinmeden ezip geçmişlerdi de, yine de hiç birine "adın batsın" dememişti. Lakin anlamadığı nokta, bırakıp gidenlerin bir gün geri döndüklerinde onu hep aynı yerde bulacaklarını düşünmeleriydi. Yapar eder, çekip gider, seçtiğini yaşar, tatmin olmayınca geri döner ve yeniden onu bıraktıkları gibi bulabileceklerini düşünürlerdi. Çok mu saf görünüyordu acaba? Kalbinin sevgi dolu oluşu ve özünsüz bağlanması, ezilmek anlamına gelmemeliydi. Benliğinin tüm gücünü onu incitmek için sarf edenler nasıl bir zihin yapısıyla geri dönebiliyorlardı acep? Bu nasıl bir yüzdü böyle? "Faydası yok!" diye hayıflandı. "Yüreğimde miyadını doldurduktan sonra firasetsizce çıkıp gelmenin faydası yok!"

Hem köprülerin altından çok sular akmıştı. O artık o eski saf çocuk değildi ki! Korkuyordu her şeyden önce. İçi kaynayarak ve gözü kapalı atlayamıyordu çılgın ırmaklara, eskisi gibi. 'Ya yeniden incitilirsem' diye sevmekten de korkar olmuştu zaten. Şu koca dünyada ona yüreğindeki yıldızları verecek bir berrak çıkmamıştı karşısına.

Dolunayın yakamozladığı gecede yüreğinde inceden bir sızıyla deniz kenarında yol alırken, "faydası yok" dedi tekrar tekrar.

Hey gidi dünya!
Günlümde şir,
Yerlerde mur,
Dağların ardında kaldı nur,
Şimdi her yanım nar, her yanım kor,
Dağladın attın kalbimi; kayboldu büyük sır!
Faydası yok! Gelme artık.
İstemem gelme! Vefasız yar!...

26 Ocak 2012 / KONYA / 16.34

25 Ocak 2012 Çarşamba

HEVÂL-4


Biriciğim,

Sensizlik denizine ittin beni,

Neredeyse yiteceğim,

Gözüm ilk seni görmüş,

Ve sana tutuşmuş gönlüm,

Senden başkasına kör,

Senden başka sese sağır,

Anladım ki,

Ben senden vazgeçemeyeceğim…


Oyyy benim ela gözlü maralım,

Yüreğimi saca atıp kavuranım,

Ne ettinse yine sana, yine sana yanacağım,

Bu nasıl iştir anlamadı yazık dimağım,

Cefa da etsen, vefa da etsen,

Ben hep senin durağında olacağım,

Belki bir gün dönersin diye,

Daim yoluna bakacağım,

Sen gitmişsin,

Ömrümün neş’esi gitmiş,

Sen gitmişsin,

Gönlümün sevinci bitmiş,

Geceler kara,

Gündüzler kara,

Ben nasıl düşmüşem dara?

Yüreğim harlandı vefasız bir yara,

Hey Kocasinan,

Otur şimdi,

Düşün karaaa kara…


Ne etsin sensiz dünyayı ömrüm Hevâlim?

Olmayacaksan hayatımda,

Ben de benden gideceğim,

Yokluğunda içtiğim çay kararmış,

Varlığın meğer bana en büyük yararmış,

Ben ne kadar “sus” desem de,

Deli gönlüm, yıllardır hep seni ararmış…


Gel he de Hevâlim,,

İnan,

İnan seni üzmeyeceğim,

Daha uzun sürerse bu ayrılık,

Korkarım yokluğunda öleceğim…


Ellerimi uzatsam,

Tutar mısın Hevâlim?...


'08

20 Ocak 2012 Cuma

HEVÂL-3


Gönül meleğim,

Hevâlim,

Ne zaman gam denizine dalsa yüreğim,

Hemen seni düşlerim,

Ben,

Senden önce nerdeydim,

Şimdi nerdeyim?

İki ben arasındaki büyük farkı,

Her daim gözlerim.


Sen gönlüme düştüğünden beri,

Bir başka bakar oldu gözlerim,

Bardakta duran su aynı olsa da,

Tadı farklı gelir şimdi damağıma,

Hani derler ya,

Şeker gibi tadı varmış suyun aslında…


Doğduğun gün varlığından haberdar olmasam da,

Ömrümün en güzel gününü yaşamışım esasında,

Yıllarca bekledim rastlayacağım günü sana,

Şimdi sen bu kadar yakınımda,

Ve ben divaneliğin doruk noktasında…


Yitirmiş aciz aklım düşünme yetisini,

Sen varsan, boş vermişim ötesini berisini,

Gül yüzüne bakmak ömrümün ilacıysa eğer,

Sana atılan her adıma, girilen her yola değer,

Adını duyunca yanıyorsa içim Meleğim,

Yokluğunda ben, benden çeker giderim,

Yitirdiyse içtiğim su bütün tadını,

Yine de unutmam, sayıklarım adını.


Sana bağlanmışsa gönlüm, çözmem,

Beklerim,

Sabrederim;

Ama yokluğun bana çok zor be Hevâlim,

Ömrümün yazgısı nedir bilemem ama,

Varlığın, yazılmış en büyük sefa bana,

Ve sen yoksan,

Ahh işte o zaman,

Ömrüm koca bir muamma…


Ellerimi uzatsam,
Tutar mısın Hevâlim?...

03.03.08 / KONYA / 13.06