31 Ocak 2011 Pazartesi

YÜREK TÜPÜRTÜSÜ


Urfa Tutkunu bol hareketli bir haftasonu geçirdi. "Yürek tüpürtüsü" lafının tam olarak ne mana ifade ettiğini anladı.

İstanbul'dan halam, kızı ve iki misafirleri bir günlüğüne Konya'ya (babaannemlere) ziyarete geliyorlardı. Bizler de misafirlerle görüşelim diye oraya gittik. Yemeğimizi yedik. İki misafir yol yorgunu olunca müsade isteyip odalarına geçtiler. Biz ailece masada çay içmekteydik. Babamda bir kaç ay evvel karın fıtığı oluşmuş. Bana bile söylemediler. Fakat izini süre süre sora sora öğrendim =) Babam da Rahmetli Kıymetlim gibi (yani babamın babası) halinden şikayet etmez ve doktora da pek gitmek istemez. Sürekli erteliyordu. O akşam çok ağrısı vardı. Ben de "ne dersen de, pazartesi randevunu alıyorum" dedim. "Alma gitmem" dedi tabi haliyle, her zamanki gibi. Ama sağlık bu, ertelemeye gelmiyor. Masada kıvranma durumundayken elini masaya, başını da elinin üstüne koydu. Hiç yaptığı şey değil. Kabul etmeyeceğini bilmekle beraber "baba istersen acile gidelim" dedim. Dememle birlikte babam kendinden geçti. Elhamdülİllah panik olmayıp hemen 112'yi aramayı akıl ettim. Annem de düşmesin diye babamı tuttu. O sırada kendine geldi. Hala "aramayın ben iyiyim" diyor. Tam babasının oğlu işte =) Şikayet yok, "iyiyim" "iyiyim". Ardından bir kez daha bayılmış. Ben kapıya 112'yi karşılamaya çıkmıştım o sırada.

Nihayeti 112 geldi. Muayene etti. Gıda zehirlenmesi olabileceğini söyledi. "Eğer kendini iyi hissetmiyorsan götüreyim hastaneye" dedi. Tabi bizimki hemen "yok iyiyim" diyor. İş başa düştü, atladım. "Doktor bey, babam kötü olsa da kötüyüm demez. Huyu böyle. Bir de karın fıtığı vardı. Bugün de çok ağrısı oldu, sonunda bayıldı" dedim. Öyle deyince babamı iç odaya alıp muayene etti. Yırtığın büyüklüğünü görünce "kalk amca gidiyoruz hemen" dedi. Sormadı bile bu sefer. Apar topar gittik acile. Saat gecenin bir yarısı. Acildeki doktor muayene eder etmez telefonla genel cerrahi doktorunu arayıp "hocam hemen gelin" dedi. O doktor da gelip baktı ve "fıtık içerde boğulmuş, çok acil ameliyata alacağız" dedi. Artık hani bugün git yarın gel, haftaya gel vs diyen-soran olmadı. Durum ne kadar vahimse apar topar ameliyata aldılar. Aklıma Hilal Ablamı aramak geldi. Aradım. O da çıktı geldi. Onlar koridorda ben ameliyathanenin kapısında bekledik. Girerken doktora ne kadar sürer diye sordum. "Eğer sadece fıtıksa yarım saatte çıkar inş. Ama eğer bağırsaklar da çürüdüyse işimiz uzar" dedi. Girdi. Yarım saat sonra çıkmadı. Bir saate vardı. Bana geldi bir çarpıntı. Yüreğim tüpür tüpür. Allah kimseyi ana-babayla imtihan etmesin. En nihayeti bir saatin sonunda çıktı elhamdülİllah. Doktor bağırsaklarda sıkıntı olmadığını söyledi. İçimiz rahatladı. Annemi başına refakatçi bıraktık. Vakit artık ertesi güne dönmüştü ki biz de evlerimize geldik.

Ertesi gün ziyaretine gittiğimizde "Profesörüm, yine senin dediğin oldu. Geldim doktora" dedi gülerek. Ben de "Allah'ın planı herkesin planının üstünde. Ben pazartesi demiştim, ona bile kalmadı. Bak daha erken geldin." dedim. Bu arada belirteyim; benim aile içindeki lakabım profesördür. Bu sabah da taburcu oldu elhamdülİllah. Şimdi durumu iyi. Dualarınızı bekliyorum tez ve hayırlı şifa için.

Hepinize sevgilerimle.

24 Ocak 2011 Pazartesi

FIRAT SUYU HOYRAT AKAR


Fırat’ın suyu neden deli akar biliy misen iki gözüm?

Hazreti Hüseyin’in kanı degmiştir Fırat’a çünkü,

Gökte güneşin bilmiyem kaç arşın yükseldıgı o günde,

Damagı kurumuştur Evlâd-ı Rasul’ün,

Yanaşmış canımın canı, demiş bir lokma bari içem,

Aliymiş suyu ki ok girmiş yanagına,

Güllerin kırmızısı kimin kanının rengi bulanmış Fırat’a,

Vay benim canımın içi, cigerimin içindeki ateşim,

Nasıl dayansın yürek acına, ya nasıl sussun gözlerim?

Kudurmuş Fırat suyu kimin çagıldar benim de yüregim,

Ne zaman Adın anılsa vallah sızılar burnum diregim,

Nasıl kıydılar Gülüm Siye?

Nasıl vardı elleri boynunu bükmiye?

Acep ondan sebep mi ki o toprakta dert bitmiye?

Vay anaaam, dertli başıma gelenler,

Dilim susmaz, göynüm haykırır,

Ne vakıt Kerbelâ dense,

Aha beyle yüregim boşalır,

Kerbelâ, yeryüzünde bir mekân,

Hazreti Hüseyin, içimde hiçbir an susmayan…

24.01.2011 / KONYA / 13.09

KOCASİNAN

20 Ocak 2011 Perşembe

KAÇ ZİL KALDI ÖRTMENİM?*


Saat gecenin (ya da sabahın) birini geçti. İnsanlar kaçıncı uykularına dalmışken ne işim var bilgisayarın başında?...

Beş yaşımdan uzayıp gelen bir hasrettir öğretmenlik. Hep olmak, olup da gönüllü olarak doğuya gitmek istediğim.

Dün gece bir kaç sayfasıyla giriş yaptığımı saymazsam, bu akşam başlayıp az önce bitirdim. Bu nasıl bir kitaptı öyle? Öğretmenlik özlemimi, doğuyu, bir türlü anlam veremediğim "onlar" ve "biz" kavramlarını içeren...Onlar kim, biz kimiz? Hepimiz bir değil miyiz zaten?

Zaten içim dolmuş. Gözümün nurunu, sürme gözlü Urfam'ı görmemişim bu yıl. Burnumda tütmüş. Kitapta Urfa gezisinin anlatıldığı bölüme gelince daha fazla dayanamamışım, bende film kopmuş. Ah Canım Urfam, sevdiğimdin, bir de hasretim oldun bu yıl...

Diyarbakır; öteden beri merak ettiğim. Diyarbakır; "onlar" ve "biz" olanların yaşadığı. Ey benim güzel vatanımın güzel insanı. İster "geliyem" de, ister "geliyim". İster "geliyrem" de, ister "geliyorum" ya da "celiyrum". Nasıl dersen de işte, ben her halini seviyorum senin. "Eğer Sen bensem, ben de Sensem, bu ayrılık nicedir?” demiyor mu Hazreti Mevlânâ'mız? O halde "onlar" kim, "biz" kimiz?...

*Sevgili Mine Tozanlıoğlu'nun sayfasında görüp tanıdım bu kitabı. Evvelce hiç duymamıştım. 23'ünde bir bayan öğretmenin Diyarbakır Silvan'a atanmasının ardından yaşadıklarını anlatıyor. Yani tam da küçüklüğümden beri hayal ettiğim gibi. Muhakkak okumalıydım. Kaç yere sordumsa bulamadım. Sevgili Mine ne çok istediğimi hissetmiş olacak ki, kitabı bana hediye etti. "Bir gecede bitirdiğim kadar varmış" diye düşündüm hitamındaki hüzne içlenerek...

7 Ocak 2011 Cuma

ASLINI İNKÂR EDEN HARAMZÂDEDİR!

Hayırlı Cumalar,

Zaman zaman babamdan, lisedeyken de öğretmenimden duyduğum çok sevdiğim bir sözdür bu. "Aslını inkâr eden haramzâdedir!" Dininin yayılması için hayatlarını vakfetmiş, Allah'ın Adı'nı yaymak ve cihana huzur getirmek için sefere çıkmaktan dolayı evinde oturup sefa sürmeye bile vakit bulamamış, Efendimiz'e (Sallallahu aleyhi Ve Sellem) olan derin saygı ve sevgilerinden dolayı pek çok defa O'nun himmetiyle korunup kollanmış, Allah'ın (Celle Celaluhu) Kelâmı'na olan saygıdan sebep altı asırdan fazla yıkılmamış bir devlete sahip olmuş, kendi ülkesindeki yöneticilerin zulmünden bıkan ecnebilerin "ne olur gelip fethedin ve bizi kurtarın" diye yalvardığı muhteşem bir ceddimiz var. Merak ediyorum da; böylesine aziz, böylesine şerefli, böylesine Allah'a bağlı bir ecdadı olup da, eline geçen her fırsatta o ecdadı kötüleyen bizden başka bir millet var mıdır acaba?! Burada "biz" kelimesini ne yazık ki içim sızlayarak kullanıyorum. Bu millet, "RasulUllah'ın yaşadığı beldelerde fazla ses edepsizlik olur" düşüncesiyle kurdurduğu tren yollarını keçe ile kaplatan Rahmetli Sultan Abdülhamid Han'ın resmine boyalı yumurta fırlatan gençleri gördü. Bu millet, kaynaklarda "EvliyaUllah" olarak tanımlanan Osmanlı Sultanları'nın hâşâ zevk peşinde koşan kişiler olduğunu sanacak kadar cahil olan insanların! etrafta yayıldığını gördü. Bu millet, Allah'ın dinine ve kendi halkına hizmetten başka gayesi olmayan Muhteşem Süleyman'ın (yazmaktan dahi haya ediyorum) hâşâ zevk düşkünü bir sapık ruh gibi gösterildiği dizilerin yayınlandığını gördü... Elhamdülillah bizim evde o kanalizasyon kanalı yok. Ama haberlerden bu diziyi duymayan kalmamıştır sanırım. Derhal Rtük'e şikayetimi yaptım. Gördüğü bir haksızlık bir yanlışlık karşısında önce eliyle, sonra diliyle ona da güç yetiremiyorsa kalbiyle buğz etmelidir bir insan. Lütfen sizler de ister 0216 444 1 178 numaralı telefondan isterseniz http://www.rtuk.org.tr/sayfalar/GorusOneri.aspx adresinden şikayetinizi yapın ve bu ahlâksızlığa bir son verilmesini sağlayın. Bu dizinin tek suçu Rahmetli Sultan'ı olduğundan çok farklı göstermesi değil bence. Başroldeki kişi Sultan Süleyman olmasaydı da yine sakıncalıydı bu içerik. Çünkü insan beyni bugün "aaaaaaaaaaaa olacak iş değil" dediği şeyleri göre göre yarın normal karşılarmış. Bu verilerle sabit. Bu tarz içerikler gençleri ahlâksızlığa alıştırıyor ne yazık ki.

Kerbelâ'da yapılan katliamın ardından hayatta kalan tek erkek, Hazreti Hüseyin'in 7-8 yaşlarındaki oğlu Zeynel Abidin Hazretleri idi. O da hasta olduğu ve çadırdan çıkmadığı için unutulmuştu. Olayın ardından tüm esirler Yezid denen melunun önüne getirildi. Yezid "Bunu neden bıraktınız" diye sorup O'nun da öldürülmesini emretti. O sırada çocuğun halası Zeynep Hazretleri Yezid'e "Mahşer günü RasulUllah sana 'neslime ne yaptın' deyip hesap sorunca ne cevap vereceksin? O'nun yüzüne nasıl bakacaksın? Dokunma yeğenime" diye atıldı. Bunu duyan Yezid Zeynel Abidin Hazretlerini öldürtmekten vazgeçti. Ve Efendimiz'in (Sallallahu aleyhi Ve Sellem) soyu da O'ndan yürüdü. Teşbihte hata olmasın ama bir kaç gündür aklıma hep şu geliyor. Mahşer günü cennetmekân Sultan Süleyman da bize bakıp "Bana hakaret ve küfür edilirken siz ne yaptınız?" dese, acaba cevabımız ne olur?...

Konu hakkında Sevgili Lavantin de çok hoş bir yazı ekleyip güzel bir video paylaşmış. Okumak izlemek için lütfen buraya tıklayın.

Bu sabah internette gördüğüm bir haberde ise, bu diziye tarihçiler tarafından getirilen yorumlar ve dizinin tarih açısından yanlışları yer alıyor. Çok güzel bir haberdi. Lütfen okumak için buraya tıklayın. Yazılanlara bakılırsa çektikleri içerikten bihaberler bu zavallılar. Olayların sırası bile yanlış.

Söylenecek daha çok çok söz var bu konuda... Herkesi vicdanlı olmaya ve bu uygunsuz içeriği bir an evvel şikayet etmeye davet ediyorum. Hepinize sevgilerimle.


4 Ocak 2011 Salı

GIYBETİ TERK ET! KAMPANYASI / 03-24 Ocak 2011

Sevgili Arkadaşlar,

Dün Cahide Abla'nın sayfasında çok hoş bir kampanya ile karşılaştım. Daha çok kişiye yayılması için yazıyı burada sizinle de paylaşmak istedim. Cahide Abla izin veriyor, siz de paylaşabilirsiniz. Neticede niyet gıybetin engellenmesi ve bunun mümkün olduğunca fazla insana yayılabilmesi. Unutmayalım;

"Nasıl ateş odunu yer, bitirir; gıybet dahi a'mâl-i salihayı yer, bitirir."

Sizleri bu güzel kampanyaya katılmaya ve duyurmaya davet ediyorum. İşte Cahide Abla'nın yazısı:

“Ey imân edenler! Zannın çoğundan kaçının. Şüphesiz ki, zannın bir kısmı günahtır. Birbirinin gizli hallerini araştırmayın. Birbirinizi gıyabında çekiştirmeyin. Sizden biriniz, ölen kardeşinin etini yemek ister mi? Ondan tiksinirsiniz. Allah’tan korkun. Şüphesiz ki Allah, tevbeleri çokça kabul edendir. Çok merhametlidir.”(Hucurat/12)

Es-Selamu Aleykum dostlar

Dün sizlerle paylaştığım,benim de çok etkilendiğim Gıybet yazısı aklıma parlak bir fikrin gelmesine vesile oldu.

Maalesef ki hepimiz zaman zaman gıybet denen bu hataya düşüyoruz.Hiç yapmayan varsa,ben onun ellerinden öperim,ne mutlu ona! Konuşarak, dinleyerek,bilerek veya bilmeyerek…Komşumuzun,arkadaşımızın,kardeşimizin,sevmediklerimizin hatta sevdiklerimizin lafını edip amel defterimize kara lekeler sürüyoruz.

Ne zaman gıybetle ilgili bir sohbet,bir yazı okusak hatamızı farkediyor,bir daha yapmamaya karar veriyoruz.Genelde kısa süren bu kararlar,bir arkadaş toplantısı,komşu oturması,samimi bir telefon konuşması veya nefsimize dokunan tavırlar karşısında kolayca bozuluveriyor…

Yeni bir seneye girdik.Ne kadar ömrümüz var,sermaye ne gün biter bilmiyoruz.Şu kısa ömrümüzü ve zor elde ettiğimiz amellerimizi,onun bunun gıybetini ederek,çekiştirerek bir çırpıda heder etmek müsriflik olur elbet.

Bir alışkanlığın kazanılması için 21 gün gerekirmiş.Alışkanlıkları,kazanmak da,kaybetmek de zaman alır.

Düşündüm ki; bir kampanya başlatalım.

  • 21 gün boyunca gıybet etmeyelim,
  • Gıybet edenlere kibarca engel olalım.
  • Gıybete devam edilirse ortamı terk edelim.
  • Kendimizi tutamaz gıybet edersek,gıybetini ettiğimiz kişiden helallik dileyelim.( Ki bu çok zor bir iştir.)

21 gün süren bu kampanyanın ardından,bu süreçte neler yaşadınız,nasıl tecrübeler edindiniz, bize yorum veya cahidejibek@gmail.com adresine mail atarak kısaca anlatın.Asıl isminizi vermeyin Rumuz isimlerle katılın lütfen.Çoğumuz birbirimizi tanımadığımız için riyaya da girmez Allah’ın izniyle.

Bu yorumları derleyip bir yazı haline getireceğim inşaallah.Hayırlı bir paylaşım olacak düşüncesindeyim.

Bu tamamen kendimizi bir nebze olsun düzeltmeye yönelik bir kampanya. Bu kampanyadan elde edeceğimiz mükafatlar tamamen Allah katındadır ;) ne kazandığımızı asıl yurdumuza gidince görürüz nasıl olsa.

Yemek,elişi vs.çok paylaştık,paylaşmayada devam edeceğiz İnşaallah.Bu kampanya, asıl yapmamız gerekenlere öncelik verip ahiret azığımızı artıracağımız kampanyaların ilki olsun.

Sizleri kendiniz için hayırlı bir işe davet ediyorum. Bu konuyla ilgili farklı önerileriniz varsa paylaşmanız faydalı olacaktır.

Bu kampanya 3-24 ocak arasında gerçekleştirilecek olup,güzel bir alışkanlık kazandırarak gıybeti tamamen terkettirmeye yöneliktir.

Hayrlarda buluşmak duasıyla…

http://cahidejibek.wordpress.com/



3 Ocak 2011 Pazartesi

KONYA BLOG YAZARLARI BULUŞMASI

Merhaba Arkadaşlar,

Zaman zaman yazılarımda da bahsettiğim gibi, birebir tanıştığım blog arkadaşlarım olmuştu. Ama ilk kez bir şehrin blog yazarları buluşması etkinliğine katıldım. Yeni yılın ilk günü Konya'da Hilal'in El Emeği ve Yetenek Sizin tarafından düzenlenen bu etkinlikte toplam dokuz kişiydik ve iyi ki katılmışım dedim. Hepsi de birbirinden tatlı arkadaşlardı gelenlerin. İşte katılımcı listesi:

1. Hilal'in El Emeği
2. Yetenek Sizin
3. Urfa Tutkunu
4. Gönülden Ele
5. İffet'in Günlüğü
6. Evde Bir Melek
7. Gülay Abla (Bloğu şu an etkin değilmiş)
8. alonenes
9. Pembe Düşler Ülkesi

Onların ortak noktası, el emeği bloğu sahipleri olmalarıydı. Bu noktada gruptan ayrı kalan tek kişi bendim =) Bunca hamarat bayan bir araya gelince, hediyeler de havada uçuştu adeta. Hiç kimse eli boş gelmemiş. El emeği göz nuru hatıralar getirmişler hepsi.

Ayrıca bir de aramızda olmayan ama ince bir düşünceyle taaa İstanbul'dan bizlere hediye paketleri gönderen Çelebi 74 vardı. Onun bu nezaketiyle hepimiz ziyadesiyle mutlu olduk. Belki çoğumuzu tanımıyordu. Böyle bir mecburiyeti de yoktu. Ama çok emek vererek kurabiyeden kitap arasına, dekupajlı sabundan yaka kartına kadar pek çok şirin hediyeden oluşan hoş bir paket hazırlamış. Sevgili Çelebi74'e ve diğer tüm arkadaşlarıma birbirinden güzel emekleri ve hediyeleri için çok teşekkür ederim. Sizleri tanıdığıma çok memnun oldum arkadaşlar.

İlk tanıştığım pek çok kişinin sorduğu gibi bana yine "Neden Urfa Tutkunu olduğum" soruldu ve Konyalı olmama biraz şaşırıldı =) Bir de Hilal'in El Emeği ile kardeş olmamıza şaşırdılar =) Yazılarda "kardeş" hitaplarını her ne kadar görseler de, "manevi kardeş" anlamında yazıldığını sanıyorlarmış. Oysa biz öz kardeşiz =)

Şimdi değerli katılımcıların o güzel hediyeleri ile başbaşa bırakıyorum sizleri:

Bu benim hazırladığım hediye paketi:

Bunlar da toplu görünümleri:


İçindekileri merak eden varsa işte içi =)


Annemle birlikte hazırladığımız keçe kalem kılıfları. Ama emeğin büyüğü anneme ait:


Tüm arkadaşlara verdikten sonra artanlardan biri kendim için, biri de Süheyla Abla içindi. İşte bana çıkan:


Bu İffet'in Günlüğü'nün hediyeleri:


Bunlar Gönülden Ele'den:


Bu cici baykuş ve kalpli mum da Evde Bir Melek'ten:


Tokalar, magnet, taç süsü gibi hediyelerden oluşan bu cici paket ise Pembe Düşler Ülkesi'nden:


Bu enfes anahtarlık Gülay Abla'dan:
Bu Yetenek Sizin'in paketi:

Ve bu da paketin içinden çıkanlar =)

Sevgili alonenes de çok cici hediyeler hazırlamış:

Hilal'in El Emeği hepimiz için farklı oyuncaklar hazırlamış. Bana şirin bir ördek çıktı =)

Sevgili Çelebi74'ün hediye paketi:

Ve işte paketin içinden çıkanlar:


Güzel bir gündü. Umarım tekrarını yapmak da nasip olur. Sizi tanıdığıma çok memnun oldum hanımlar =) Hepinize sevgilerimle;